• 7.01.2020 00:00

 Bir zamanlar gazetecilerin konuştukları kişiyi zorlamayan, hatta rahatlatan sorularına “çanak soru” denirdi.

Gazeteciler, ayıplanmak, dalga geçilmek korkusuyla çanak soru sorsa bile birkaç doğru soru sormaya çalışır, bir çeşit denge sağlardı.

Bugün gazetecilik adı altında sergilenen oyunlara bakınca “çanak sorunun bile bir adabı varmış” diye düşünmeden edemiyorum...

Gazeteci olmayan, ‘iktidar borazanı, Saray sözcüsü, yandaş’ tabir edilenler, yağcılığın, tarafgirliğin, alçaklığın kitabını yazıyor.

Öte yandan tanınmış kimi gazetecilerin düştüğü durumlar, hakikaten içler acısı.

Ya komplo teorileri üreterek halkı yanlış yönlendiriyorlar.

Ya da “bu düzende varolacağım, baş öğretmene yaranacağım” tutkusuyla utanç verici işler çıkartıyorlar.

Malum, Ahmet Hakan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la CNN Türk-Kanal D’de yaptığı televizyon şeysi, zaten yerlerde seyreden gazetecilik seviyesini biraz daha indirdi.

DÜŞMENİN DİBİ, SONU VAR MI?

Demirören grubunun “Saray çizgisi” belli. Hakan’ın yaptığı gazete ve TV yayın, yazdığı köşe, kısacası her sözü ve jestiyle bu düzenin bekçisi olduğu biliniyor...

Peki kendini daha da alçaltmaya ne gerek var ?

Galiba bir kez düşünce devamı geliyor. Düşmenin sonu, dibi olmuyor...

Tam da bu yüzden iyi gazeteciler, ısrarla ve inatla, sansüre, otosansüre direndi ve direniyor.

Hakan, geçen akşamki üstün (!) performansıyla Cumhurbaşkanı’nı dahi müstehzi bir şekilde gülümsetmeyi başardı.

Özellikle ekonominin ne kadar da iyi gittiğine dair söyledikleri, haklı olarak sosyal medyada alay konusu oldu.

İşsizlerin sayısı Eylül’de 4 milyon 566 bin kişiyi bulmuş...

Ünversite öğrencisi Sibel Ünli, açlık seviyesinde yaşamanın ağırlığıyla kendi canına kıymış...

“Resmi” enflasyon oranı güya yüzde 11.84’müş...

Lira hızla irtifa kaybettiği için Cuma günü kamu bankaları rezervlerinden 1 ila 1.5 milyar dolar satmış...

Bunları sormak şöyle dursun, alay edercesine “enflasyon ne güzel indi, iniyor değil mi?” diyen bir “gazeteci” kendiyle ne kadar gurur duysa az.

CUMHURBAŞKANI’NIN MİNİK SIKINTILARI

Ahmet Hakan ve benzerlerine, yaptıklarının utanç verici olduğunu tekrar tekrar anlatmak şart.

Utanacakları, nedamet getirecekleri veya yaptıkları yanlışları temizleyeceklerinden değil. Hakan, Tahir Elçi’yi hedef gösterip, en küçük bir pişmanlık belirtisi göstermemiş biri.

Mesleki etiği, doğruyu geçtim, insanlık onuru adına da birşey beklemek abes. Ama bu yapılanları unutmamak, unutturmamak önemli.

Yandaş/sözcü/yağcı temsilcilerine kızarken, bu tabloyu yaratan asıl özneyi de unutmayalım: Erdoğan başta, yakın çevresindeki Penguen’lere, Bahçeli’lere...

Bu “ittifak” ucubik bir medyanın inşasında nasıl yer aldıysa, en az onun kadar ucubik bir politik “sistem”i dayattı. 1.5 yıllık “system” gösterdi ki sıkışıyor, destek kaybediyorlar. Onu satın al, bunu korkut, şunu hapse at yetmiyor, sınırötesi maceralara girişiyorlar.  

Erdoğan, yayında Ortadoğu’da yaşananlara kısaca “sıkıntılar” diyor. (https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/01/05/erdogan-askerler-peyderpey-libyaya-gidiyor/ )

Malum, “sıkıntı”, gündelik hayattaki ufak tefek sorunlar için kullanılan genel bir deyim.

İşte Erdoğan da Irak’tan Suriye’ye, bölgede yaşananları kısaca “sıkıntı” olarak tanımlıyor: “Kan gölüne dönmesi için ellerinden geleni yapıyorlar...”

Hay Allah! Acaba bu “sıkıntılar”da Türkiye politikasının payı neymiş? Yan yana dizilen medya figürlerinin Reis’e bunu soracak hali yok tabii.

Şimdi azıcık “sıkıntı” da Libya’da yaşansın... Madem Reis karar vermiş, ekonomi iyiye gidiyormuş, insanlar ölse ne olacak, şehit denir geçilir.