• 11.03.2020 00:00

 İster mülteci haberi olsun, ister savaş haberi… İster OdaTV olsun, ister Yeni Yaşam gazetesi… 

Basına karşı düşmanlıkta yeni bir dalgayla karşı karşıyayız. Zira son gazeteci tutuklamalarının da hukukla, hakla hiçbir ilgisinin olmadığını herkes biliyor. 

Son tutuklama dalgası, siyasi gelişmelerle, iktidarın içindeki güç çatışmalarıyla da yakından ilgili. 

Geçen hafta sınırda mülteci haberlerini takip eden, aralarında yabancıların da olduğu pek çok muhabir gözaltına alınıp bırakıldı. Ancak Rudaw’ın İstanbul muhabiri Rawin Sterk, günlerce gözaltında tutulduktan sonra “sosyal medya paylaşımları” gerekçe gösterilerek tutuklandı. 

Demek ki Sterk, sınırda haber yapana kadar “tehdit” değildi, ama bahanesi bu oldu. Pek çok gazetecinin, özellikle de Kürt meslektaşlarımızın son dönemde başına geldiği gibi. 

Ancak iktidar ve ortaklarının canını çok daha fazla sıkan başka bir grup yayın ve gazeteci var: Sözcü, Yeni Çağ, OdaTV gibi ulusalcı ve sağ yelpazede yer alan, etkisi yüksek muhalif yayınlar. 

Bunlara örgüt suçlaması yapamadılar. Ama gözdağları, tehditler, dava açarak yıldırma taktikleri belli ki yetmez oldu. “Susturamazsan tutukla” yöntemi bir kez daha işletildi. Ve bu defa Libya’da öldürülen MİT mensuplarını ve ailelerini deşifre etme suçlamasıyla toplam altı gazeteci tutuklandı, OdaTv’ye erişim engellendi

Neresinden baksanız skandal, neresinden tutsanız ifade özgürlüğüne karşı zavallı bir saldırı

ERDOĞAN AZERBEYCAN UÇAĞINDA TALİMATI VERDİ

Oysa Libya’da hayatını kaybeden MİT mensupları başka kaynaklarda yer almıştı. Fakat OdaTV haberi ve haber sosyal medya üzerinden başka yayınlar tarafından da paylaşılınca aranan bahane bulundu

Önce Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç’ın, derken Barış Pehlivan’ın tutuklandığı Oda TV operasyonun ardında “Pelikancı” denen Damat’ın trol ve medya ekibinin olduğu söyleniyor.

“İki Barış”, satış rekorları kıran son kitapları Metastaz’da, “FETÖ borsası”nı ve bürokrasideki yeni cemaat yapılanmalarını deşifre etmişti. Haber ve yazılarıyla da “Pelikan” denen grubu epeyce rahatsız etmişti. 

Tutuklamalar, Gezi davasının beraatle sonuçlanmasının ardından CB+AKP lideri Erdoğan’ın 26 Şubat’ta Azerbeycan gezisi dönüşünde uçakta yaptığı açıklamaları akla getirdi. 

Şakşakçı grubundan biri, ısmarlama olduğu gayet açık olan sorusunda –yoksa bildirisi mi demeli?- Kavala’nın “skandal” kararla tahliyesini OdaTv’nin “aklamaya çalıştığı”, Soner Yalçın’ın Gezi’de “medya ayağı” olduğunu iddia etti. Öyle bir gazeteci (!) ki iddianamede OdaTv’nin yer almadığını de belirtti. (Soruları kimlerin sorduğu yok, ama o uçağa binen güruh zaten tek ses, tek renk.)

Erdoğan, soru üzerine pek bir müteşekkir oldu ve ne dedi, biliyor musunuz? “Ben burada ister istemez topu yargıya atacağım”!

Kısacası, bir kez daha yargıya talimat vereceğini açık açık ilan etti. Tabii HDP’ye “dava yağmuru” geleceğini müjdeledi. 

TEHDİT GÖRDÜKLERİ HERKES AYNI PAKETE

OdaTv ekibine yöneltilen suçlamayla önce ifadeye çağrılan, sonra bırakılan farklı yayınlardan üç gazeteci, pazar günü alel acele tekrar ifadeye çağrıldı. 

Bunlardan biri, Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel’di. Ağırel, birkaç gün önce Libya’da ölenlerle ilgili haberler paylaşınca önce tehdit yağmuruna tutuldu. Hatta hem Turkcell hem Twitter tarafından erişimi kısıtlandı.

Ağırel, bu operasyonun ardında olan isimleri açık açık yazdı. Asıl konunun ise İBB’den 3 milyon TL reklam aldığını açıkladığı AKİT TV, Diriliş Postası gibi “Pelikan çete”sinin tetikçileri olduğunu söyledi. Ağırel “Sarmal” kitabında bunları ayrıntısıyla deşifre ediyordu.

Kürt siyasi hareketinin yayın organı Yeni Yaşam gazetesinin yayın yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve sorumlu yazıişleri müdürü Aydın Keser de pazar günü aynı suçlamayla tutuklandı. HDP’nin eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Yeni

Yaşam’da yazmaya başlamış olması bile bir etken olmuş olabilir..

ZOR KULLANARAK YÖNETMEK NEREYE KADAR?

İdeolojik olarak apayrı yerlerde duran, tek ortaklığı AKP-MHP ittifakını eleştiren bu gazetecilerin tutuklanması, akla şunu getiriyor tabii:

Ekonomik darboğaz, aile şirketi gibi yönetilen parti devleti, kayırmacılık, hukuk devletin yerle yeksan edilişi… 

Eğitim ve aile politikalarıyla toplumun her kesimine zarar veren, bıktıran anlayış…

İdlib ve Libya politikalarıyla kendi tabanında bile aradığı onayı bulamayan iktidar, çaresiz hissettikçe kendini eleştirenlere daha çok saldırıyor, saldıracak

Erkek şiddetinde klasikleşen kalıpları tekrarlıyorlar sanki: Karşısındakini dinlemeyen, anlamak istemeyen, en ufak bir eleştiriye, karşı çıkışa gelemeyen, küçümseyen bir anlayış bu. 

Kontrolün elinden kaçtığı korkusuna kapıldıkça daha çok saldırıyorlar. 

Zor kullanarak, saldırarak yönetmenin sonu elbette gelecek. İstediklerini tutuklasınlar, onurlu gazeteciler hep olacak. 
İstedikleri kadar zulmetsinler, isyan edenler hep çıkacak. 

İstedikleri kadar “dizayn” etsinler, herkes onların istediği kalıba girmeyecek.