• 20.12.2013 00:00
  • (2848)

 Çözüm sürecini sekteye uğratma ve iktidardan pay isteme amacıyla kavgaya soyunanların çıkardığı yangının küllerinden yeniden doğan eski rejimin anka kuşları müthiş bir manipülasyon yürütüyorlar.

Yolsuzluk soruşturmasında bir yandan ölesiye nefret ettikleri Cemaatin argümanlarını tepe tepe kullanıp gözlerine Kartaca görünen AK Parti’ye vuruyorlar. Diğer yandan da hükümet çevrelerinin uluslararası bağlantılarının yanı sıra, Cemaatin yargıdaki ve polisteki etkinliklerine yönelik eleştirilerini, yakın tarihteki darbe girişimlerini aklamak için kullanıyorlar. Bir cemaate göz kırpıyorlar, iki de AK Parti’ye.

Kemalist kişilik bozukluğundan mustarip bir kitleye ideolojik lojistik sağlamanın tembelleştirdiği zihinleri ise ancak Soner Yalçın düzeyinde “eserler” üretebiliyor.

Sözcü’de “bu yazı Erdoğan’a ders olsun başlıklı” yazılar yayınlıyorlar:

“17 Aralık Operasyonu ‘bizim mahalleyi’ çok sevindirdi. ‘Tayyip’in şerefine’ rakı içtik. 7 yıldır sahte delillerle yapılan her polis operasyonunda asılan yüzlerde bu kez gülücükler vardı. Ben ‘oyunbozanlık’ yapacağım.”

Peki, yaptıkları oyunbozanlık ne? Tüm çabalara ve köpürtmelere rağmen Yeni Gezi’lere meze olamayacak adli bir soruşturma aracılığıyla hükümete hakkaniyet mesajı verip, karşılığında AK Parti’den ve çevresinden darbe davalarına yönelik reddiyeler almak.

Bu şark kurnazlığına düşen olmuyor mu? Oluyor elbette. Ama hedefleri, bir kavgada getiriler-götürüler netleşmeden asla pozisyon almadıkları için suskunlukları da, ikrarları da beş para etmeyen bu hacıyatmazlardan ziyade özgül ağırlığı olan isimler.

Onları da, Ergenekon-Balyoz davaları ya da Referandum sürecinde Cemaat çevrelerinin hakkını teslim eden yazılarından kesip kırptıkları cümleleri yayarak bıktırmak istiyorlar.

Akıllarınca diyorlar ki: “Bugün eleştirdiğiniz Cemaati o zaman yere göğe sığdıramıyordunuz.”

İyi de canım ciğerim, Cemaatin, vesayetin geriletilmesinde altın değerinde olan demokratikleşme davalarındaki katkılarını inkâr eden mi var?

Bakın mesela şu satırlar da, Cemaat’e hakkının teslim edildiği günlere ait.

“Müzakereci perspektife sahip bürokratlar üzerinden reform sürecinin niteliğini sekteye uğratma operasyonunda, MİT Müsteşarı Fidan ifadeye icap etmeyecek gibi. Bu çok olumlu bir tavır. Askerî vesayetin üzerine gidilmesi gerektiğini savunurken, Kürt sorununda müzakereci zihniyete başından beri karşı olanların girişimi olan Fidan’ın ifadeye çağrılması operasyonuna bir kararlılık yanıtı bu.” (10.02.2012/ Taraf)

Algı yönetimi ve psikolojik savaş taktikleri üzerine popüler kitaplar yazan Cathcart ve Klein, bizim ulusalcıların ve yeni müttefiklerinin şimdilerde dört elle sarıldığı bu yöntemi “korkuluk argümanı" olarak tanımlıyorlar.

Sistem basit işliyor: Hasmınıza aslında sahip olmadığı bir görüşü atfetmek ve sonra bu görüşü yüzünden ona saldırmak! İşte bu kadar.

İtiraf etmeliyim ki başarılı da. Bakın koskoca bir yazıyı hiçbir zaman savunmadığım görüşleri reddetmek ve düşmediğim çelişkilerden çıkmak için harcadım.