• 18.02.2014 00:00
  • (2940)

 Mecburuz işte…

Tacize uğradığını iddia eden genç bir anneyi aylardır kolundan, bacağından çekiştiren kurtların sofrasında yalnız bırakamayız.

Kaldı ki, buna yalnızca Zehra Hanım için değil, bu erkek egemen toplumda “tehdit” altında olan tüm kadınlar için de mecburuz.

Çünkü Kabataş’la birlikte kolektif hafızamıza kazınan bu tartışmalar, yalnızca cinsel saldırılara maruz kalan muhafazakâr kadınların çığlığını bastırmayacak.

Bu olayda, tacize uğradım diyen kadına destek olmayı, “AK Parti’yi desteklemek” olarak lanse eden güruhun neden olduğu “aç aç “ söylemi, taciz, tecavüz, mobing mağduru diğer kadınları da ürkütecek. Suskunluk sarmalı derinleşecek.

Zaten mağduriyetlerini açık etmeleri, toplumun “hırsızın hiç mi suçu yok” baskısıyla cesaret gerektiren kadınlar, "AKPfobi"den gözü dönmüş kalem erbaplarının yazıları, konuşmalarıyla daha da sinecekler.

Keşke bir de  “mağdurum” diyen kadının ve bebeğinin vücudundaki tırnak izlerini, morlukları sayıp, “pek bir şey yokmuş canım” diyebilecek kadar alçalanlara politik argümanlar üreten hemcinsleri olmasaydı.

En azından ne bileyim çok sevdiğim Oya Baydar olmasaydı…

Taraf’tan ayrılmasına gerekçe olarak Ahmet Altan’ın “pavyondaki namuslu kadın” sözlerini gerekçe gösterebilecek kadar “hassas” olan Baydar, dün Kabataş mevzuuna girmiş T 24 isimli internet sitesinde.

Gezi’de “kimi fanatik laiklerin örtülü kadınlara yaptıkları tacizleri bildiğini” ama Zehra Hanım’ın Kabataş’ta yaşadıklarına “inanmadığını” söyleyen Oya Hanım, 28 Şubat’ı hatırlamıştı. “İlginç” mantığına göre 28 Şubat’ın Fadime Şahin’i neyse, Zehra Hanım da oydu. Darbeciler nasıl Şahin’in hikâyesine toplumu inandırmaya çalışmışlarsa şimdi de Erdoğan Zehra Hanım’ı aynı amaçla kullanıyordu.

Hakikaten ilginç. Oya Hanım ya darbe günlerini hatırlamıyor ya da 28 Şubat’taki İslamofobik, darbesever kimi yoldaşları gibi, “tutarlılığına” rücu etti; bilmiyorum artık.

Ama biliyorum ki, 28 Şubat’ta mağduriyeti küçümsenen, değersizleştirilen, hatta suç sayılan Fadime Şahin değil, mesela Meclis’ten kovulan, çocuklarını almaya gittiği okulda Onuncu Yıl Marşı'yla linç edilen Merve Kavakçıydı... Mesela okul kapılarında yerlerde sürüklenen, ikna odalarında psikolojik işkenceye tabi tutulan kızlardı… Mesela evlerinin önündeki ayakkabılarının resmi çekilenlerdi…

Ve tüm bu mazlumlara, şimdi kendisinin ve fikirdaşlarının yaptığı gibi, o günlerde de darbeciler saldırıyordu. Merkez medya ve ilişikleri “rol yapıyorlar”, “mağduru oynuyorlar”, "dini siyasete alet ediyorlar" diyorlardı.

Hatırladınız değil mi Oya Hanım, hepsi nasıl da gerçekmiş meğer?

Ama Oya Hanım bir konuda haklı.  Yok, Müslüman mahallesinde "çekilebilemez" dediği Tarantino sineması göndermesinde değil. Başka bir senaryo konusunda… Tıpkı 28 Şubat darbecileri gibi, siyasete kasteden yeni bürokratik oligarşi de saniyede 24 kare yalandan ibaret ajit-prop’larını gazeteler üzerinden tefrika ediyor.

Buyurun Oya Hanım aşağıdaki film afişi de, her gün bir yenisi vizyona giren bizim Pulp Fiction’larımızdan. Bu yazınızla, sinema tarihimizdeki yerinizi siz de aldınız ne yazık ki.