• 24.01.2012 00:00
  • (5121)

 Uludere sonrasındaki “mağrur” tavrını eleştirdiğimiz gibi, ne zaman hükümete bir çift laf etsek, “ilişikleri” başlıyorlar şak şak gürültüye.

“AK Parti’ye ve hükümete akıl veren kıymeti kendinden menkul birtakım zevat...” klişelerini elden ele gezdiren bu tiplerin derdi malum. Kamuoyunun ve siyaset kurumun kendilerinden esirgediği “önemi” onların eleştirdiklerine vermesini hazmedemiyorlar.

Bu yüzden çok kızgınlar. Sigortası demokratikleşme, şeffaflaşma ve sivilleşme olan ülkedeki reform sürecine ve lokomotif konumundaki siyasal iktidara bu alanlardaki eksiklerinden, hatalarından dolayı yapılan eleştirileri “ukalalık” olarak değersizleştirmeye çabalıyorlar.

Öyle cansiperane yalakalık yapıyorlar, kimi zaman öyle hızlanıyorlar ki, hükümetin kurmaylarından hatalarını telafi eder nitelikte açıklamalar geldiğinde bile bizimkiler ricat edilen tavra destekteki süratlerini kesip duramıyorlar.

Geçenlerde bunlardan biri “Sanki hükümeti iktidara onlar getirmiş gibi konuşuyorlar” diye söyleniyordu köşesinde.

İşte kafa bu kafa. Politikanın “realitesinden” çakmadığımızı söyleyen “peşin satanların” tek bildiği hesap bakkal defteri muhasebeciliği.

Ha, “Hem alışverişini bizden yapmıyorsun, hem bozuk süt satmamızdan yakınıyorsun” diye saçmalayanlar bir de sabırsızlığımızdan mustariplermiş.

Evet aceleciyiz, meşruiyeti oluşmuş hamlelerin geciktirilmesini kabul edemiyoruz.

“Uludere için bir özür dilense kim isyan edecek” diyoruz mesela?

Öğrencilerin cebindeki yumurtaya 44 ay ceza öngören kanunlar ne zaman değişecek diye bekliyoruz.

Eylemlerde “oynayan” çocukların ovadaki vesayetin adı KCK’nın neresinde olduğunda soruyoruz.

“Halen yasakların, engellemelerin sürdüğü başörtüsü sorununa niçin girmiyorsunuz, bakın CHP bile ayak diretmiyor” diye söyleniyoruz.

Mili Savunma Bakanı, Orgeneral Özel dışında başka bürokratlarından özür dileyecek kadar hassas mı, öyleyse başka örnekleri niçin kamuoyuna açıklama ihtiyacı hissetmiyor diye merak ediyoruz.

“Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarındaki siyasi iradenizi, yeniden alevlenen Susurluk soruşturmasında niçin göstermiyorsunuz” diye yakınıyoruz.

Öyle ya, Muğlalı Kışlası’nın tabelasını sökmekten daha mı maliyetli dağdaki taştaki, Diyarbakır göbeğindeki “Ne mutlu Türk’üm” zırvalıklarını silmek.

Tabanına girmiyorum, anket yapsanız AK Parti içinden bile ciddi destek bulacağınız bu taleplerin ve soruların sumen altı edilmesini isteme işgüzarlığınızın nedeni ne?

Hrant kararının ardından “Sizin derdiniz AK Parti, bizim ki ise katiller yani müesses nizam, devlet” diye seslendiğim, derdi bağcıyı dövmek olan sahtekârların simetrisinde bu embedded’lar da. Onların derdi de AK Parti ile “ilişkilerinin” bekası, bizimki ise yine ülkedeki reform sürecinin en önemli iradesi konumundaki siyasal iktidara geri adımlar attırılmaması.

AK Parti’nin üstlendiği siyasi riskleri, başarılarını önemsediğimizi, küçümsemediğimizi hep söylüyoruz. Ancak sizin “yeter daha ne istiyorsunuz” dediğiniz aşamanın toplumsal meşruiyetini, şimdi olduğu gibi bu adımlar atılmadan önceki “yetmez ama evet” muhalefetine borçlu olduğunu görmüyor musunuz?

Ne risk aldınız? Ulusalcıların, solcumsuların muhalefetine “yeter çok bile”lerinizle zemin hazırlamaktan başka ne işe yaradınız?

Hadi bizi geçin. “Evet” dediğimiz referandumun ertesi günü “yetmez” diye yazacak kadar serbest radikal takılmamız, angaje olmamıza rağmen mütedeyyin kamuoyunca dikkate alınmamız kanınıza dokunuyor. Zaten sizin takdirinizi alsak, tıpkı Özkök söylemiş gibi “nerede hata yaptık” diye üzülürüz de...

Ama topunuz bir, hükümete muhalefetiyle “tanımadığımız” Yeni Şafak’ın Ankara temsilcisi, Abdülkadir Selvi etmezseniz. Meclis’teki 23 Nisan Resepsiyonu’nda başörtüsü skandalını gören, Hrant davasında vicdanının sesini dinleyen, Uludere’de “hele soruşturma bitsin” korosuna katılmayan Selvi de sabırsız değil mi?

Tarih bu reform sürecinde demokratların sabırsızlıklarını alkışlayacak. Müzmin itidal telkincilerineyse statükocular bölümünde bir kutu açacak en fazla.

Yokluğunuzdan hayıflanılacak kadar iş bekleyen yok zaten sizlerden de bari susun, varlığınızı sorgulatmayın diyoruz hani.

Sabır çekmeye tespihler yetiyor da artıyor ya, ona mahsuben.

 


Kürtleri küstürüyorsunuz 

Haziran seçimlerinin hemen öncesinde oturmuştuk. Ankara’da bir balıkçıda yine biraraya geldik Diyarbakırlı dostlarımızla. Aralarında Dicle Üniversitesi’nden bir hocamız da vardı. “Nasılsız” diye sordum. Söze, “Allaha şükür, sıramızı bekliyoruz” diye girdi. “Hayırdır” dedim? “KCK dalgası ne zaman vuracak bakalım” dedi.

Başbakan’ın 2005 yılındaki konuşmasıyla umutlandığını, Habur sonrası heyecanlandığını, KCK operasyonunun gerekliliğinden şüphe etmediğini ve son seçimde de “borcunu oyuyla ödediğini” söyleyen bağımsız demokrat Kürt bir AK Parti seçmeninin yakınması bu:

“Artık kendimi AK Parti’ye borçlu hissetmiyorum!”

Düşmanlarınız değil bu insanlar. Yoksa yukarıdaki sabır tespihlerinin şakşakları kulaklarınızı sağır etmeye başladı da, artık duymuyor musunuz seçmenlerinizi.


[email protected]