• 6.04.2012 00:00
  • (6807)

KCK tabii ki masum bir örgüttür. Ve elbette tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi, KCK da suçsuzluklarına dair kanaatin yaygın olduğu bir iki isimden ibarettir.

KCK’nın, eskiden en azından parti içi karar alma mekanizmalarının işleyebildiği Kürt siyasal hareketinin yasal partilerinin başına, her ne hikmetse Ergenekon’un etkinliğinin daraldığı 2008 yılından itibaren çöreklenmesi bir rastlantıdır.

Bu tarihten itibaren, operasyonlarla PKK üzerinde de kullanabildiği gücü azalan Ergenekon’un, Kürt siyasal hareketinin yasal partilerini kontrollü bir alanda tutmak için, ovaya inen KCK faaliyetlerine ağırlık verdirttiği tezi ise, bizzat bu siyasete yıllarını vermiş isimlerin tanıklığına ve diğer delillere rağmen fasodur ve fisodur zaten.

Kitaplarında hiç mahcubiyet duymadan kendisini Hz. İbrahim’e ve Hz İsa’ya falan benzeten “Öcalan”ın “kültü” üzerinden alternatif bir “Kürt Kemalist ulus-devleti” inşasına soyunan KCK’nın sureti de haktandır, meşruiyeti de sorgulanamaz elbet.

Ama dediğimiz gibi KCK’nın bazılarının iman ettiği “masumiyetini” tartışmıyoruz.

KCK sözleşmesinin ilk iki bölümdeki sayısız özgürlük hakkını (lütfunu) okurken, aklıma henüz öğrendiğim somut bir olay geldi de onu anlatacağım sizlere.

Silopi Belediye Başkanı BDP’li Hüsnü Yıldırım’ın partiyle arası açılıyor ve partiden ihraç ediliyor.

Kimseyi ilgilendirmez.

Ancak BDP’nin Eşbaşkan Yardımcısı ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in anlaşmazlığa düştükleri Yıldırımla ilgili yaptığı basın açıklaması “hiç bu kadarını bekliyorduk” kabilinden.

Baluken’in, Yıldırım hakkında Stasi’nin raporlarını aratmayan, Yıldırım’ın “AKP zihniyetiyle yakın düşünmeye” kadar varabilen “iğrenç” suçlarını ifşa ettiği açıklamasının çağrı kısmı aynen şöyle:

“Halkımızın temel olarak bulunduğu her alanda kararın arkasında durmuş olmasını Hüsnü Yıldırım ile olan bütün ilişkilerini parti hukuku içinde kesmesini istiyoruz... (Bu) bireye karşı kendi halkımızdan tavırlı olmasını bekleriz. Bulunduğu her yerde en insani ilişkiler dahi askıya alınmalı!”

Aman Tengri, Dr. Jivago’nun o sekansı!

Bir parti elbette ki üyelerini ihraç edebilir. Fakat bir partinin bunu “tecrit” tavsiye (emir) ederek “aforoz” kararına dönüştürmesi nedir Allah aşkına?

Birincisi bu engizisyon tavrı, çok iddialı oldukları sekülerliklerine, “Bölgede laikliğin teminatıyız” açıklamalarına ya da Aysel Tuğluk’un Cumhuriyet mitingleri zamanı Radikal’de yazdığı gibi “Kemalistlerin hassasiyetlerini de anlamayız” türünden pozitivist tutumlarına halel getirmez mi?

İkincisi, “en insani ilişkilerden” kasıt nedir? Yağmurlu havada su vermemek, selamı sabahı kesmek...? Polit büronun kararını deklere eden Baluken bir doktor. Hipokrat yemini var. Ne yani, Yıldırım yaralansa Baluken en insani ilişkiyi kurup kılını bile kıpırdatmayacak mı?

Üçüncüsü, barış, demokrasi falan demiyorum bile...

Partiden bu ağır hedef gösterme eşliğinde aforoz edilen ve üstelik Silopi gibi egemen Kürt siyasal hareketinin güçlü olduğu bir ilde Yıldırım nasıl “yaşayacak?”

Göç mü etmesi gerekecek? Yoksa, sözleşme gereği doğal KCK vatandaşı sayılan bu Kürt de, 90’larda devletin zulmü sonucu yaptığı gibi şimdi de mi köyünü boşaltacak?

İstanbul’da, Ankara’da oturarak bu baskının nasıl bir şey olduğunu tahayyül edemeyiz, biliyorum. Ama en azından yorumlarınızı yaparken, hiç olmazsa Öcalan’ın tabiriyle “oynanan gerillacılığın romantizmine” kapılmadan belki biraz daha hakkaniyetli olabiliriz.

Bugünlerde sacın ayağı ve dolayısıyla arabuluculukta müstakil aktör olabileceklerini söyleyen Sayın BDP yöneticilerinin de yapabilecekleri bir şeyler olmalı.

Örneğin Stalinist partilerin “icraatlarını” çağrıştıran bu ve benzeri somut örnekler üzerinde daha fazla kafa yormalılar.

Ha, tamam “düzovadaki” vesayetten ne kadar bağımsız siyaset üretebilecekleri tartışılır. Ama yeni bir Yıldırım olayıyla karşılaştıklarında hiç olmazsa KCK sözleşmesinin şu maddelerini referans göstererek sorumluluktan, onun gibi aforoz ve tecrit edilmekten kurtulabilirler belki, ne dersiniz?

Madde 4g) Devletçi, iktidarcı, geleneksel yönetim anlayışlarına karşı mücadele ederek ... demokratik yönetim anlayışını geliştirmek. (İktidarcı ve gelenekçi anlayış yalnızca Türk devletin arızaları olmasa gerek.)

J) j- Birey ve toplumsal hakları evrensel üç kuşak haklar temelinde sağlamak. (Aforoz, tecrit ve tehdit edilmeme hakkı da bu üç kuşaklardan mı?)

Madde 7d) d- Herkesin düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü vardır. (Yılmaz’ın AKP’ye yakın düşünme tercihi de bu kapsamdadır sanırım.)

Yerim dar ama maşallah sözleşmede onlarca böyle madde var, seçsinler.

Tamam kızmayın. Ama ne yapayım başka bir çare gelmiyor aklıma.

Allah akıllarımıza mukayyet olsun.

 
NOT: Öcalan’ın doğum günü kutlamalarındaki ritüelleri eleştirdiğim “Kutlu doğum haftası hayırlara vesile olsun” yazıma bile, başlıktan ötürü “suç ve suçluyu övmekten” dava açan Sayın Savcılar. Lütfen dikkat, yazımdaki yüksek ironi seviyesi yine bir geçici algı bozukluğuna yol açmasın!


[email protected]