• 11.10.2013 00:00
  • (3013)

 Darbecilerin henüz yargılanmasının mümkün olduğu bir ülkede, iktidarın hükümetten ibaret sayılmasına şaşırmamak mümkün değil.

Hayır, “Yakalanırsak harp oyunu oynuyorduk deriz” şeklindeki itiraflara bile gözlerini kapatıp inkâr nöbetine tutulanlardan bahsetmiyorum.

Ama hiç olmazsa medyada söz aldıklarında o da bizahmet “darbe kötü bişey tabii canım” demek zorunda kalanların üzerinde durmak lazım. Zira Twitter’daki RT’lerinden de gördüğümüz üzere bu ürkek arkadaşlar bile, “60 senedir Türk sağı ile Türk-İslam sentezci askerlerin yönettiği bir ülkede her lafa Kemalizm-CHP eleştirisiyle başlamak komedi” noktasına doğru hızla savruluyorlar.

Bir düşünün, kendisine solcuyum, demokratım, muhalifim diyen insanlar bile, yıllardır enselerinde boza pişiren “iktidarın” kim olduğundan bihaber. Faş edilen bunca darbe girişiminden, açığa çıkan karanlık ilişkiden sonra hâlâ uyanmamışlar, ceberut asli iktidarın önlerine koyduğu umacıyı taşlamakla meşguller.

Hal bu olunca da gözlerini, Cumhuriyetin elitleri ve oligarşiye mesafe alarak, halkın tek ve meşru temsilcisi parlamentonun içinden çıkmış sivillere “doğru şeyler de yapıyorlar” deme cüreti gösterebilenlere dikiyorlar.

Akademi ve sanat camiası bu kolektif deliliğin en yoğun yaşandığı alanların başında geliyor. “İçerden” gelen en naif eleştiri bile “istemezük” çığlıklarıyla karşılanıyor.

Kapıkuleden sonra da sayılan sanatçılarımızdan Kutluğ Ataman da belki başına gelenleri korkmadan kamuoyuyla paylaşması yüzünden bu linçten payını sık sık alıyor

Dün bir gazetede okuduğum kadarıyla, yine bu akıl tutulmasının hedefi halinde. Habere göre Sabancı Üniversitesi, Ataman’dan, ölümünün 10. Yılı anısına Sakıp Sabancı ile ilgili bir eser hazırlamasını teklif ediyor.

Ama ne mümkün! Hemen bir protesto kampanyası örgütleniyor. Zira Ataman, ülkedeki statükonun önemli ayaklarından biri olan akademinin derin iktidarı için makul vatandaş değil.

Eyvallah, birileri Kutluğ Ataman’la çalışılmasını istemeyebilir. Bunu da elbette deklare edebilir. Ama bizler, Ataman’ın daha önce işiyle ilgili aldığı pek çok uyarıyı da biliyoruz ve mevzuun sistematik bir linçe dönüştüğünü görüyoruz. Bu son kampanyayı da bu amaçtan azade göremiyoruz.

Dolasıyla kimileri -üstelik düşünce ve ifade özgürlüğü vurgusuyla yola çıktıklarını söyleyenler- sadece kendilerinden farklı düşündüğü için bir sanatçıyı “piyasadan” aforoz etmeye haklarının olduğunu söyleyebilir. Ama bu durumda başka birileri de kalkıp “farklılıklara tahammülünüzü, demokratlığınızı, sanat seviciliğinizi sevsinler kahramanlar” diyebilir, değil mi?

Hele hele bu istemezükçü yurttan sesler korosu itirazlarına “sol, demokrasi, özgürlükler” kılıfı giydiriyorsa itirazımız daha yüksek sesle olur. Çünkü bizler Sabancı Üniversitesi’nde daha önce “Ermeni Soykırımı” konulu paneli engellemek için kampanyalar düzenleyenlere “faşist” diyorduk ve faşizmin tanımını değiştirecek bir gelişme henüz yaşanmadı.