• 3.02.2017 00:00

 Aslında evet fikrinin aktörü de tek değil. Doğru, hayır fikrini savunan siyasi aktörler sayıca daha çok ve daha çeşitli, ancak evet cephesinde de en azından iki aktör, Ak Parti ve MHP var. Lakin, şurası da belli: Evet fikrini savunan bu iki aktör pozisyonlarını aynı biçimde gerekçelendiriyor. Ak Parti gibi MHP de Türkiye’nin bir beka meselesiyle karşı karşıya olduğunu ve bu durumla da Erdoğan’ın siyaseten ve hukuken daha fazla güçlendirilmesiyle baş edilebileceğini düşünüyor. Keza, her iki aktör referandum sonrasına dair de aynı hayali paylaşıyor: Demokrasiden ve Batı’dan iyice uzaklaşmış bir Türkiye.

Hayır fikriniyse, malum, CHP, HDP, MHP muhalifleri, SP ve açıktan olmasa da Ak Parti memnuniyetsizleri savunuyor ve bu aktörler, belli belirsiz bir tek-adam rejimi karşıtlığı bir yana, birbirlerinden farklı gerekçelerle referandumda hayır diyorlar. CHP Cumhuriyeti korumak, MHP muhalifleri çözüm sürecinin hesabını sormak, HDP’yse son iki senenin eziyetine itiraz etmek ve çözüm sürecini yeniden başlatabilmek için hayır diyor. Bu dört ya da beş aktörün referandum sonrası hayalleri arasında bir karşılaştırma yapmaksa hepten lüzumsuz, çünkü karşılaştırılabilir pek bir şey var görünmüyor. Bu da şu demek: Referandum sürecinde bütünlüklü bir evet cephesiyle parçalı ve çeşitli bir hayır ‘cephesi’ çekişiyor.

Lakin, evet cephesinin entegre hali 16 Nisan referandumunda başarılı olmak için yeterli olacağa benzemiyor. Evet fikri Ak Partili kanaat erbabınca ‘etkili yönetim’, ‘daha iyi bir ekonomi’, ‘daha güçlü meclis’ gibi yan gerekçelerle de savunulmasına karşın, belli ki ve aslında sürpriz olmayan bir biçimde bunların hiçbiri, “beka meselesi Erdoğan’ı siyaseten ve hukuken daha güçlü kılmayı gerektiriyor” gerekçesi gibi inandırıcı olamıyor ve bu asıl gerekçe de Ak Parti ve MHP seçmeninin tamamının bile evet demesine yetmiyor. Bu da şu demek: Türkiye’nin bir beka meselesiyle karşı karşıya olduğu ve bu durumla da Erdoğan’ın siyaseten ve hukuken daha fazla güçlendirilmesiyle baş edilebileceği gerekçesi bir yandan evet cephesini tutarlı ve bütünlüklü kılarken, beri yandaysa evet fikrine desteği ‘sınırlandırıyor’.

Diğer tarafta ise bu manzaranın tam aksi bir resim var: Hayır cephesi parçalı ve çeşitli ve lakin hayır fikrinin bulduğu destek evet fikri kadar ve belki ondan da güçlü. Bu hal siyaset işlerinde parçalı ve çeşitli olmanın bütünlüklü olmaktan illa daha kötü netice vermesi gerekmediğini gösteriyor gibiyse de bu durumun 16 Nisan referandumuna has, istisnai bir durum olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Parçalı ve çeşitli hayır cephesinin karşısında bütünlüklü evet cephesini daha kudretli kılmayan tek şey var: Evet fikrinin dayandığı ana gerekçenin, “Erdoğan’ı siyaseten ve hukuken daha güçlü kılmak gerekiyor” gerekçesinin göreli zayıflığı. 16 Nisan referandumunda evet diyecekler bu gerekçeyle evet diyecek ve memlekette bu gerekçeyle evet diyecek ancak bu kadar kişi var. Hayır cephesini evet cephesi kadar ya da ondan da güçlü kılan esas sebep bu.

Bu da şu demek: Hayır cephesinin parçalı ve çeşitli hali aslında o kadar da makbul bir durum değil ve referandumdan olur da hayır sonucu çıkarsa, bu evet fikrinin gerekçesinin yeterince kuvvetli olmayışıyla ilgili olacak, hayır cephesinin yaratıcılığı ya da çekiciliğiyle ilgili değil. Ama bundan da önemlisi, hayır cephesinin bu parçalı ve tutarlı olmayan hali devam ederse, korkarım ki ne referandumdan çıkacak muhtemel bir hayır sonucunun hakkı verilebilir, ne de Allah muhafaza, çıkabilecek bir evet sonucuyla baş edilebilir. Mevcut hayır cephesinden tez zamanda yeni bir ortak irade üretilemezse eğer muhtemel bir evet neticesinin önünü açacağı demokrasiden ve batıdan boşanma haliyle baş etmenin giderek zorlaşacağı aşikar. Ama daha mühimi, bu türden bir yeni irade oluşturulamazsa eğer, referandum hayırla sonuçlansa bile 7 Haziran’ın ardından oluşan felç hali, olmayacak dualara amin deme halleri yeniden tezahür edebilir.

Hülasa, ister evet ister hayır, 16 Nisan’da çıkacak sonucun hakkını vermek ya da bu sonuçla baş edebilmek için bugünün hayır cephesinden yeni bir program, yeni bir Türkiye programı ortaya çıkarmanın yollarını bulmak gerekiyor. Zamanın güçlü fikri haline gelmiş “memleketin bekası tehlikede, direksiyonu hepten reise bırakmak lazım” fikrini etkisizleştirmek için bugünün hayır cephesinin olabildiğince büyük kısmını genel bir demokrasi programının takipçileri haline getirmekten başka çare yok. Bugün hayır diyenlerin kısmi azamisini “Türklerle Kürtler, Sünnilerle Aleviler, dindarlarla sekülerler Batı’yla ve bölgeyle barış içindeki bir Türkiye’de birlikte yaşayabilir” fikrinin bağlıları kılmak: 16 Nisan’da alınacak muhtemel bir hayır sonucunun hakkını verebilmenin ya da muhtemel bir evet sonucuyla başka çıkabilmenin yolu buradan geçiyor. (A.Ö)