Aynı güne denk geldi, bir ilişkisi de var şüphesiz, ancak Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesiyle HDP’ye kapatma dava açılması aynı türden işler değil sanki. İlki, mahsus kimliğiyle ve bir vekil olarak Gergerlioğlu’nun yaptıklarıyla, ikincisiyse iç içe geçmiş iki siyasi mühendislik girişimiyle ilgili görünüyor.

İlki spesifik olarak Gergerlioğlu’yla, ikincisi ise Türkiye ve Kürt siyasetini düzenlemekle ilgili işlere benziyor. Eski günlerde olsaydı, ilki devletin, ikincisi iktidarın operasyonu deyip geçerdik, ama malum bu ikisi arasındaki farkın kapandığı zamanlardayız.

Tahminim şu: Gergerlioğlu herkes için insan hakları mücadelesi vermeyi dindar olmayan bir vekil ya da vekil olmayan bir dindar olarak yapsaydı ya da yaptıklarını en azından bu kadar kararlı ve enerjik bir biçimde yapmasaydı muhtemelen devletin hışmına maruz kalmaz, vekilliği düşürülmemiş olurdu. Dindarlığı, yürüttüğü insan hakları mücadelesinin meşruiyetini arttırıp geleneksel olarak bu mücadelenin etki alanının dışında kalanları da etkilediğinden, vekilliği, çalışkanlığı ve kararlılığı da yürüttüğü mücadelenin etkisini arttırdığından Gergerlioğlu bir devlet operasyonuna maruz kalmış görünüyor. Daha önemlisi: Dindar bir vekil olarak verdiği insan hakları mücadelesinin sınırlarını ‘FETÖ’den mahkûm edilenlere ve yakınlarına kapatmış olsaydı muhtemelen vekilliği yine de düşürülmezdi Gergerlioğlu’nun.

Gergerlioğlu’nun affedilemez olan işi bu oldu galiba: Ölenlerinin defnedildiği yere “hainler mezarlığı” denmesi düşünülmüş bir camianın mensuplarını hak sahibi insanlardan, hak sahibi kullardan görmek. Devletin, Merve Kavakçı’nın başörtüsüyle Meclis’e girdiğinde duyduğumuz “burası devlete meydan okunacak yer değildir, haddini bildiriniz” ünlemesini Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesinde bizzat duymadık doğru, ama bir yerlerde fısıldandı belli ki; tam da bu son dediğim iş yüzünden.

Özetle, Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesinin HDP’yi kapatarak geliştirilmek istenen siyasi süreçle bir ilişkisi elbette var; ama zayıf, ikincil bir ilişki bu. Gergerlioğlu’na reva görülen daha ziyade, dindar bir vekil olarak ve herkesin şahit olduğu bir samimiyet, kararlılık ve çalışkanlıkla ‘FETÖ’den mahkum edilenleri ve yakınlarını dışarıda bırakmayan bir insan hakları mücadelesi yürütmesiyle ilgili gibi geliyor.

HDP’nin kapatılması talebiyle açılan davaya gelince…

Siyasi Mühendislik

HDP’den önce HEP ve ardılı 4 siyasi parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığından dolayı HDP’ye açılan kapatma davasını bu ‘kapatma geleneğinin’ bir parçası olarak görmek mümkün. “Kürt hareketi, Kürt siyaseti bir kez daha parti kapatmak vasıtasıyla ‘terbiye edilmek’, sınırlara çekilmek isteniyor” denip, açıklanabilir bugünkü kapatma süreci. Ancak, HDP’ye açılan davanın zemini, zamanlaması ve kapsamı önceki kapatma davalarından farklı ve bu farklılıklar bugünkü davayla elde edilmek istenenin Kürt siyasetini ‘terbiye etmekten’ fazla olduğuna işaret ediyor.

Bugünkü davanın farklılıkları şunlar… İlk olarak bir eksiklik var: Ortada kapatma davasını ‘anlaşılır’ kılacak bir PKK faaliyeti ve bundan kaynaklanan bir toplumsal infial durumu yok. PKK Türkiye içinde minimize edilmiş olduğundan ve neredeyse fiili bir çatışmasızlık durumu süregittiğinden ortada kapatma davası üzerinden ‘yatıştırılması’ düşünülebilecek bir kamuoyu yok.

İkinci farklılıksa bir fazlalıkla ilgili. Fazlalık da şu: Geçmişten farklı olarak bugün parti kapatmayı zorlaştıran bir mevzuat var. Kapatma kararının alınabilesi için Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden 10’unun evet demesi gerekiyor; hem de parti kapatmak doğru değildir fikrinin çoğunlukça doğru kabul edilmesiyle geçen senelerin ardından.

Üçüncü farklılık zamanlamayla ilgili: 2015-6’da başvurulmayan, olağanüstü hal ortamında yapılması düşünülmeyen bir iş ‘olağan’ bir dönemde yapılmak isteniyor. Bu da bir zamanlama ‘aksaklığı’ durumuna işaret ediyor.

Son farklılık da kapsamla ilgili. Bugünkü kapatma davasının kapsamı belli ki Bahçeli’nin ‘bir daha açılmayacak biçimde’ uyarısına uygun şekilleniyor. Yüzlerce ismin siyasi yasaklı kılınmak istenmesi bugünkü kapatma girişiminin ‘farklı’ olacağına işaret ediyor. Kürtlerce kurulmak istenen iki partinin kuruluş dilekçelerinin İçişleri Bakanlığınca kabul edilmediği hesaba katılacak olursa, bugünkü davanın kapsamının yüzlerce ismi siyaseten yasaklı kılmanın ötesine geçebileceği bile düşünülebilir.

Türkiye siyasetini meşgul edip şekillendiren diğer mesele ve dinamiklerle birlikte düşünüldüğünde, bütün bu farklılıklar HDP’yi kapatma girişiminin Kürt siyasetini terbiye etmeye kalkışmanın ötesine geçen hedefleri olduğunu gösteriyor.

İki esas hedefin olduğunu düşünüyorum: Gerçekleşirse ikinci hedefin askıya alınmasına yol verebilecek öncelikli hedef, bildik siyasi mühendislik işleriyle gerçekleştirilebilecek türden: Cumhurbaşkanlığı sistemini ayakta tutacak bir siyasi kompozisyon oluşturmak.

Bu ilk hedefe kesinkes ulaşılırsa askıya alınabilecek, ulaşılmadığı takdirdeyse kati surette peşine düşülecek görünen ikinci hedefse, benzetmeyi devam ettirmek gerekirse, kaba marangozluk işleriyle erişilebilecek bir hedefe benziyor: Bir kısmı kapatma davası vasıtasıyla, bir kısmı da ardından gelebilecek tasarruflar üzerinden, Kürt siyasetini felç edip, Türkiye’nin siyasi dengelerini etkileyebilecek kapasiteden mahrum etmek. Gerçekleştirilmesi zor görünse de, ‘farklılıkları’ HDP’yi kapatma davasının zamansal açıdan ikincil hedefinin bu olduğuna işaret ediyor.

Kapatma davasının öncelikli hedefi çoktandır peşinde olunan, başka vasıtalarla erişilmeye çalışılan bir hedef: 2019 seçimlerinden beridir iktidar aleyhine seyreden iktidar ve muhalefet dengesini iktidar lehine çevirmek ya da cumhurbaşkanlığı sistemini devam ettirebilecek bir iktidar kompozisyonu oluşturabilmek. Bir dönem Akşener’i ‘evine’, cumhur ittifakına dönmeye davet ederek ulaşılmaya çalışılan bu hedef, Akşener’in davete icabet etmemesiyle erişilebilir olmaktan çıktı. HDP’yi kapatmak girişimi aynı hedefe bu kez ikili bir hareketi zorlayarak erişmeyi esas alıyor.

Kapatma davası etrafında köpürtülecek tartışmanın yaratacağı gerilimin üretebileceği ilk hareket CHP ve İYİ Parti’nin HDP’den uzaklaşması ve içinde HDP’nin olmadığı bir muhalefet cephesinin kurulması olabilir. İkinci hareketse HDP’nin muhalefet blokundan uzaklaşması, boykot ya da kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmak gibi seçeneklerin peşine düşmesi olabilir. Her iki hareket de iktidar-muhalefet dengesini iktidar lehine çevirmeye yetebilir. Kaldı ki, bu iki hareket gelmezse aynı etkiyi biraz zorlanarak da olsa üretebilecek üçüncü bir hareket söz konusu olabilir. Muhalefet cephesi, içinde HDP olduğu halde yola devam ettiği takdirde, İnce ve Özdağ’ınkiler gibi yeni partilerle cumhurbaşkanlığı sisteminin devam etmesini temin edecek bir siyasi kompozisyon oluşturulabilir.

Kapatma davasıyla peşine düşülmüş görünen bu türden bildik bir mühendislik işine benziyor. Ancak, davanın zemini, zamanlaması ve bilhassa da kapsamı, olur da bu mühendislik işi becerilemezse ve hatta belki becerilse bile peşine düşülmüş başka işlerin de olduğu izlenimi veriyor. Marangozluk kabilinden işlerden söz ediyorum.

Mühendisliğin Ötesinde

Ortada fol yok, yumurta yokken ve neredeyse Bahçeli’nin ittirmesiyle ve ‘bir daha açılmamak üzere’ uyarısıyla açılmış olması, kapatma davasının marangozluk kabilinden işlerin başlama vuruşu olabileceğini gösteriyor. Aslında, Cumhur İttifakı, iktidar ya da devlet, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devamını temin etmekte kararlıysa, siyasi mühendisliğin ötesine geçen düzenlemeler yapmaları kaçınılmaz çünkü, yukarıda sözünü ettiğim ikili ya da üçlü hareket gerçekleşmeyebilir.

Gara Operasyonu ve dokunulmazlıklar meselesinde CHP’nin ve ama bilhassa da Akşener’in, kendilerinden beklenen HDP’den uzaklaşma hamlesini yapmamış olmaları, kapatma davası etrafında yapılacak mühendislik işlerinin de çalışmayabileceğini gösteriyor. Keza, HDP’nin kendi içine çekilme, üçüncü yola düşme gibi seçenekleri kullanmaya niyetli olmaması da HDP’den kopmuş bir muhalefet cephesi tasarımının gerçekleşmeyebileceğini gösteriyor.

İnce ve Özdağ’ın bir rüzgar oluşturamamış olmaları hakeza. Üstüne üstlük, bütün bu hareketler gerçekleşse, HDP’siz bir muhalefet cephesi oluşsa bile, HDP seçmeni cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın karşısına çıkabilecek bir ortak adaya oy verebilir ya da HDP, seçmenini bu yönde oy kullanmaya ikna edebilir. Bu da cumhurbaşkanlığı sisteminin sonu demek olabilir.

Bu tablo, iktidarın siyasi mühendisliğin ötesine geçen düzenlemeler yapmaya mecbur kalabileceğini, HDP’yi kapatma davasının da bu türden düzenlemelerin başlama vuruşu olabileceğini gösteriyor. Sözünü ettiğim tablo, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni sürdürmenin en garantili yolunun, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle amaçlanan ama gerçekleştirilemeyen işi bir kez daha denemekten geçtiğini gösteriyor.

Kürt siyasetinin, Kürt seçmeninin Türkiye’de iktidar oyununun oynanmasında etkili olmaktan çıkarılmasından söz ediyorum. Gerçekten de, iktidar açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni devam ettirmenin ‘etkili bir yolu’, 2015’te başlatılan ve becerildiği de sanılan, ama çok geçmeden işlemediği anlaşılan Kürt siyasetini ve Kürt seçmenini iktidar oyunundan uzak tutma teşebbüsünü güncellemek olabilir.

Bir yanda,Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kuruluşunu kolaylaştıran ve CHP ve İYİ Parti’yi hep Kürtlerin uzağında tutacağı düşünülen Yenikapı ruhu kısa zamanda etkisini yitirdiğinden, beri yanda da 2015’ten beri yürüyen Kürt siyasetini cenderede tutma işi HDP’nin seçmen desteğini iktidar oyununda etkili olacak seviyenin altına çekemediğinden, Kürt siyasetini iktidar oyununda etkisiz kılmak hem cumhurbaşkanlığı sistemiyle amaçlanan işi tamamlamak, hem de cumhurbaşkanlığı sistemini sürdürebilmek için etkili bir yol olabilir görünüyor. Kapatma davası sözünü ettiğim bu güncellemenin açılış adımı olabilir.

Bu da şu demek: Kapatma davası etrafında kopan fırtına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni sürdürmeyi temin edecek bir siyasi kompozisyon üretmezse, kapatma davasının mühendislik işinin ötesine geçmesi ve mühendisliğin ötesine geçen başka adımlarla desteklenerek sürmesi pek muhtemel. Muhtemelen daha ‘orijinal’ adımlarla da desteklenir ama HDP’yi kapatmak, HDP kadrolarını siyaset yapamaz kılmak, Kürt siyaseti üzerinde yeni bir baskı dalgası estirmek, Kürt siyasetinde fason bir üçüncü yol tartışmasını teşvik etmek, Siyasi Partiler Kanununda, Seçim Kanununda, seçim bölgelerinde değişiklik yapmak vs. bu türden ilk adımlar olabilir.

Peki, ekonomi bunca kırılganken ve Batı’yla ilişkiler toparlanmaya çalışılırken iktidar siyasi mühendisliğin de ötesine giden bütün bu adımları atabilir mi? Etyen Mahçupyan’ın Serbestiyet’te yazdığı “Batı’yla Türkiye arasında demokrasi ve insan hakları motiflerini esas almayan yeni bir modus vivendi oluştu” minvalindeki tespiti doğruysa, bütün bu adımları atmayı kısmen de olsa güçleştirecek bir engel ortadan kalkmış demektir.

Ama daha önemli soru şu galiba: Atılması çok muhtemel görünen bütün bu adımlar arzulanan sonuçları üretir mi? Olur da bütün bu marangozluk kabilinden işler yapılırsa Kürtlerin muhtemel bir ortak adaydan ya da hepten sandıktan uzak durmasının önü açılır mı? Bu soruya kesinkes evet demek pek kolay değil.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devam etmesini zor kılan bugünkü siyasi tablo sadece muhalif siyasi kadroların eğilimlerinin sonucu olsaydı bu soruya evet demek bu kadar zor olmayabilirdi. Ama durum galiba bundan ibaret değil. Cumhurbaşkanlığı sistemini sürdürmeyi zorlaştıran bugünkü tablonun esas sebebi daha ziyade kendiliğinden ve her nasılsa yatağını bulacak türden bir siyasi dinamiğe benziyor. Durum buysa gerçekten, bütün bu mühendislik ve ötesi işlerin nafile işlerden olması pek muhtemel.

  • Abone ol