• 9.12.2021 06:58

Muhalefetin işlerinden, daha doğrusu muhalefetin iktidara gelebilmesi işinden söz ediyorum. Çok değil, 2018 seçimlerinden sadece bir sene sonra yapılan yerel seçimlerde iktidardaki Cumhur İttifakı adaylarının büyük şehirlerin neredeyse tamamında seçimleri kaybetmesi ve o günden bugüne yapılan kamuoyu yoklamaları tek bir şeyi gösteriyor: İktidar geri dönüşsüz bir şekilde kan kaybediyor, muhalefet de iktidarın kan kaybettiği kadar olmasa da güçleniyor. Ekonomide çalan alarm zilleri de bu tablonun pekişeceğine işaret ediyor.

İktidarın seçmen desteğindeki erimenin muhalefet açısından ‘işleri’ kolaylaştırdığına şüphe yok. En azından aritmetik açıdan. Ancak kanaatim o ki, bu erime tablosu aritmetik açıdan işleri kolaylaştırırken muhalefetin halihazırda çözemediği siyasi zorluklara yenilerini ekleyecek. İktidarın seçmen desteğindeki erime muhalefetin işlerini kolaylaştırırken zorlaştıracak da. Öngörüm bu. İzah etmeye çalışayım.

Raftakiler   

Yenilerine geçmeden muhalefetin mevcut, ‘raftaki’ zorluklarından söz edeyim. İktidarla muhalefet arasındaki oy dağılımı 2019 yerel seçimlerinden beridir iktidarın aleyhine seyrederken, muhalefeti “iktidara geliyorlar” duygusu üretebilmekten alıkoyan zorluklardan söz ediyorum. Bu türden iki büyük siyasi zorluğu var muhalefetin. İlki iktidar partilerinin seçmen havuzuyla, ikincisi de muhalefetin kendi kompozisyonuyla ilgili. ‘Her şeye’ ve bilhassa da Erdoğan’a verilen desteğin kayda değer bir biçimde azalmasına rağmen Ak Parti ve MHP’nin seçmen desteğinin yüzde 45 civarına sabitlenmiş oluşu ve bu iki partinin her birinin diğerinin seçmenlerinin büyük çoğunluğu için ikinci parti olması şunu gösteriyor: Cumhur İttifakı seçmenleriyle muhalefet cephesi arasında mesafe büyük ve kolayca kapatılabilir gibi değil. Muhalefetin rafta bekleyen ilk siyasi zorluğu bu: Karşısında hacmi halen çok büyük ve iç tutunumu yüksek bir blok var ve muhalefet partileri bu blok seçmenleri için cazip olabilmiş değil, yakın bir zamanda olabileceğe de benzemiyor.

Raftaki ikinci zorluk muhalefetin kendi kompozisyonuyla ilgili. Burada durum ortada: 2023 seçimlerinde iktidar değişikliği olabilmesi için iktidarda olmayan siyasi partilerin (oy alabilenlerinin) hepsini ortaklaştıran bir uzlaşmaya ihtiyaç var ve fakat bu partiler bir tarafında HDP’nin diğer tarafında İYİ Parti’nin olduğu bir çeşitliliğe sahip. Bu partilerin altısının parlamenter sisteme dönüşte anlaşmış olması ve HDP’nin milletvekili seçimlerine ayrı bir blok içerisinde girmeye karar vermesi işe yaramış olmakla beraber muhalefetin ‘çeşitlilik problemi’ aşılabilmiş değil. Parlamenter rejime dönmek 6 partiyi bir araya getirmiş olmasına rağmen, HDP’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve seçimlerin ardından oluşacak mecliste bugünkü muhalefetle birlikte hareket edeceğinin bir garantisi yok. Muhalefetin rafta bekleyen ikinci zorluğu da bu: HDP’li seçmenlerin de destekleyebileceği bir ortak program oluşturmak ve bu programı temsil eden bir cumhurbaşkanı adayı bulmak.

Az görünmekle beraber muhalefetin 2019’dan beridir rafta bekleyen zorlukları siyasetin esasına, rakibini zayıflatırken, kendini büyütebilmeye dair zorluklar. Büyük, esaslı zorluklar diğer bir deyişle. Üstelik, yenilerinin eşlik etmeye hazırlandığı büyük zorluklar.

Yeniler

Yeni zorluklar derken, ekonomide oluşan tablo ve bu tabloya iktidar cenahından verilen yanıtlarla beraber ortaya çıkması muhtemel zorluklardan söz ediyorum. Sözünü ettiğim tablo ve verilen yanıtlar bir taraftan muhalefet için işleri kolaylaştırıyor, buna şüphe yok. Kendi partilerine yakın ve diğer partilere uzak olmakla beraber, geçim sıkıntısı büyüdükçe bir miktar AK Parti ve MHP seçmeninin daha partilerini terk edip gri alana geçmesi ya da diğer partilere destek vermesi muhtemel. Ne var ki, aritmetik açıdan muhalefetin işini kolaylaştıracak görünen bu tablodan siyasi açıdan yeni zorluklar çıkacak görünüyor.

Çıkabilecek zorluklar Erdoğan’ın yapabilecekleriyle, yeni rejimin karakteriyle ve Erdoğan ve rejimden gelecek yeni hamlelere muhalefetin zamanında ve bütünlüğünü koruyarak mukabele edememe ihtimalinin mevcut oluşuyla ilgili. Herhalde hiç kimse Erdoğan’ın seçmen desteğinin iktidarın aleyhine, muhalefetin lehine seyrediyor oluşunu pasif bir biçimde izleyerek seçimlere gitmesini beklemiyordur. Erdoğan bugünkü tabloyu değiştirmek için 7 Haziran seçimlerinden ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaptıklarından ilham alacaktır muhtemelen ama daha muhtemelen yeni araçlar deneyecektir. Takip edilmeye başlanan ekonomi siyasetinin derinleştirmesi kaçınılmaz görünen yoksullaşmanın yaratabileceği seçmen kaçışını ödüllendirme cezalandırma melezi bir siyasetle dengelemek yapılabilecek işlerden biri olabilir. Kötü iktisadi gidiş sebebiyle Cumhur İttifakından kopabilecekler iktisadi olarak ödüllendirilirken, yoksullaşma siyasetini etkili biçimde teşhir edenlerin polisiye tedbirlerle cezalandırılması mesela sürpriz olmaz. Ekonomi siyasetinin milli güvenlik konusu kılınması bu alanda daha ciddi ve yaratıcı olunabileceğine işaret ediyor. Kaldı ki, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde işleri daha da bozmayacağından emin olunursa HDP’yi kapatmak ya da Cumhur İttifakından uzaklaşan seçmenleri geri çekmekte ve muhalefet partileri arasında akortsuzluk yaratmakta işe yarayacağına inanılırsa sınır ötesi operasyonlar yapmak gibi jokerler de var.

Yeni rejimin fıtratı da muhalefetin önüne yeni zorluklar çıkarmakta etkili olabilecek gibi görünüyor. 2016’dan sonra oluşan iklim ve ardından bina edilen yönetim mimarisiyle beraber devlet ve hükümet ayrımı silikleşirken, iktidarın karşısındaki her türden oluşum da en hafifinden gayri milli olarak kodlanmış durumda. Öyle ki, hükümet edenlerin ve bürokrasiyi çekip çevirenlerin önemli bir kısmının nazarında seçimler yoluyla iktidar değişikliği ya da devletin muhalefet partileri tarafından yönetilmesi ihtimali bir tür anomali, tasavvur edilemez bir durum. Dolayısıyla, muhalefetin önüne yeni siyasi zorluklar çıkarmakta Erdoğan ve Cumhur İttifakı yalnız kalacağa benzemiyor. Aksine, bürokrasinin bir kısmı şimdiye kadarkinden de fazla bir hevesle muhalif siyasi partileri, kurumları ve şahısları itibarsızlaştırılma ve kriminalize etme işine girişebilir.

Muhalefetin önüne çıkabilecek yeni zorluklardan bir diğeri de bizzat kendi kabiliyetleri ve refleksleriyle ilgili. Burada öngörüm şu: muhalefet Erdoğan’dan ve rejimden gelecek yeni adımlara zamanında ve bütünlüğünü koruyarak mukabele edemezse, bugün erişmiş olduğu aritmetik avantajı koruyamayabilir. Cumhur İttifakı seçmenlerinin büyük kısmını cezbedememek ve HDP’nin desteğini garanti etmemiş olmak gibi 2019’dan beri rafta bekleyen zorluklar bir tarafa, muhalefet HDP’nin kapatılması, sınır ötesi operasyon, seçim ortamının kriminalize edilmesi, seçimlerin ertelenmesi ya da baskın seçim gibi ‘şok’ adımlara zamanında ve bütünlüğünü koruyarak karşılık veremezse aritmetik olarak kolaylaşmış görünen iktidarın değişmesi işi epey zorlaşabilir.

Hülasa, “muhalefet açısından işler kolaylaşırken zorlaşıyor da” derken kastettiğim bunlar. Hem Erdoğan’ın siyaset yapma tarzı hem de yeni rejimin fıtratı bir kez daha “atı alan Üsküdar’ı geçti” haliyle baş başa kalınabileceğini, bu hale meydan verecek adımların atılabileceğini gösteriyor. Bilinmeyen, belli olmayan muhalefetin bu adımlara mukabele edip edemeyeceği.

Muhalefetin mukabele edip edemeyeceğini Erdoğan ve rejim kendi adımlarını attığında göreceğiz belli ki. Öte yandan muhalefetin Erdoğan karşısında yapabilecekleri, mukabil adımlar atmaktan ibaret değil elbette. Muhalefet, uzun zamandır iktidarın aleyhine seyreden aritmetik tabloyu kalıcılaştırmak üzere (sevimsiz iki tabiri kullanacak olursam) ön alıcı ve önleyici bazı adımlar da atabilir.

Karşı Adımlar

Ön alıcı adımlar derken en başta rafta bekleyen iki büyük zorluktan ilkini küçültmeye, ikincisini tümden halletmeye dönük olanlardan söz ediyorum. Muhalefetin “Erdoğan giderse tufan” fikrinin Cumhur İttifakı seçmenleri nazarındaki geçerliliğini azaltacak bir ortak programda buluşabildiğini göstermek, iktidarın aleyhine seyreden aritmetik tabloyu kalıcılaştırabilecek ön alıcı adımların ilki olabilir. HDP’lilerin de oy verebileceği bir aday ve programda buluşmaksa ikincisi.

MHP’den memnuniyetsiz Ak Partilileri ve Erdoğan’dan memnuniyetsiz MHP’lileri yerlerinden kıpırdatacak siyasetler geliştirmek de üçüncü ve dördüncü ön alıcı  adım olabilir. Yakında cereyan eden “yüzde 50+1’i kim başımıza bela etti” konulu tartışmanın da gösterdiği üzere Ak Parti’de MHP’nin desteğine mahkum olmaktan kurtulmayalım diyenler olduğu gibi MHP’nin desteğine mahkum olmaktan memnun olmayanlar da var. Seçim sonuçlarını etkilemesi muhtemel görünmese de muhalefet bu elitler gerginliğini iktidar değişikliğini gerçekleştirmeyi kolaylaştırabilecek bir manivela olarak kullanabilir. Beri yandan, kamuoyu yoklamaları MHP seçmeninin neredeyse yarısına yakınının cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ı desteklemeye hevesli olmadığını gösteriyor. Bu durumda muhalefete düşen Erdoğan’ın desteğinin AK Parti ve MHP desteğinin epey gerisine düşmesinin ardındaki bu dinamiği kalıcılaştırmaya çalışmak olsa gerek.

Son olarak, muhalefet bir de önleyici adım atabilir. Bürokrasiye devletle hükümetin ayrı şeyler olduğunu ve öyle kalması gerektiğini, devletin selameti ya da bekasıyla Erdoğan ve Cumhur İttifakı iktidarının devamı arasında zorunlu bir ilişki olmadığını hatırlatmaktan, bu iki fikri bürokraside güçlendirmeye çalışmaktan söz ediyorum. Bilhassa güvenlik ve yargı bürokrasisine Türkiye’nin toplumsal yapısının devlet ve hükümet arasındaki sınırların belirsizleştiği bir durumu kaldıramayacak bir karmaşıklıkta olduğu yeniden hatırlatabilir. Bir de Türkiye’nin esas beka sorununun demokrasinin askıya alınması olduğu.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.