• 24.01.2021 00:00

 Geride bıraktığımız son 40 yıl içinde teknolojide meydana gelen gelişmeler bitkiler, hayvanlar, mantarlar ve mikroskopik organizmalar hakkında şaşırtıcı birçok yeni bilgi ortaya çıkardı.

Yeni buluşlar en köklü bilgilerimizi alaşağı edecek mahiyettedir. Araştırmaların en ilginç olan bazıları şunlardır: Beyin ve akıl sadece insanda mı var yoksa bitkiler, mantarlar ve birçok başka canlı da beyne sahip olmasa bile akla sahip midir?

Akıl ille başta mı olmalıdır? Yassı solucanlar yeniden canlanma kabiliyetine sahip oldukları için birçok araştırmaya konu oldular. Kafası kesildiğinde bu solucan, içinde beyin de olmak üzere, yeni bir kafa üretir. 

Yassı solucanlar ayrıca eğitilebilirler de.  Amerikan Tufts Üniversitesi’ndeki bazı araştırmacılar “acaba” diye merak ettiler; bir solucan çevresini tanıyacak biçimde eğitilir ve kafası kesilirse, yeni bir kafa ve beyin ürettiğinde çevresini tanır mı?  Deney şaşırtıcı bir biçimde cevabın “evet” olduğunu gösterdi.  Demek ki solucanın hafızası vücudunda, beyin dışında bir yerdedir.  Ve gene demek ki beyne sahip olan yaratıkların beyinle ilişkili fonksiyonları sadece beyinleri tarafından icra edilmiyor.  Başka örnekler de var. 

Ahtapotun sinirlerinin çoğu, beyinde olmayıp vücudun her yerine dağılmış vaziyettedir. Büyük bir bölümü dokunaçlarında, yani kollarındadır. Bu kollar, beyni işe karıştırmadan çevrelerini inceleyebilmekte ve tadabilmektedirler.  Kesildikten sonra bile uzanabilmekte ve kavrayabilmektedirler. Kolu kopan veya kesilen bir ahtapot aynen yassı solucan gibi yeni bir kol üretebilir.  

* * * 

Dünyada en sık rastlanan organizmalardan biri, belki en sık rastlananı, mikroplardır.  Mikroplar mikroskop altında görülebilen canlılardır. Bakteriler ve virüsler birer mikrop türüdür. Vücudumuz, sahip olduğumuz hücrelerden çok bakteri barındırır. Sadece bağırsaklarımızda bulunan (bağırsaklarımız çözülüp yere yayılsa 32 metre karelik bir alanı kaplardı) bakteri sayısı dünyanın içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldızların sayısından büyüktür. 

İnsan vücudu mikroplardan oluşan bir ekosistemdir. İçimizde ve üstümüzde yaşayan 40 küsur trilyon mikrop yediklerimizi sindirir ve bizi beslemeye yarayan mineraller üretir. Hastalıklardan korur. Vücudumuzun ve bağışıklık sistemimizin gelişmesine rehberlik eder ve davranışımızı etkiler. Kontrolden çıkmaları durumunda hastalığa neden olur, ölüme bile sebebiyet verebilir. Mikrop yüklü olan sadece bizler değiliz. Bakterilerin içinde bile virüs bulunur.

Kendilerinden küçük virüsler barındıran virüsler bile vardır.

Araştırmalara göre, yeraltında Amazon ormanlarındaki kadar zengin bir biyolojik çeşitlilik var.  Dünyadaki bakterilerin yarısından çoğu yeryüzünün kilometrelerce altında olağanüstü bir basınç ve ısı ortamında yaşar. Bazılarının yaşı binlerce yıl olan bu organizmalar toplam insan varlığının ağırlığından yüzlerce defa büyük olup milyarlarca ton ağırlığındadır. Mikroplarla ilgili bilinmeyenler bilinenlerden fazladır. Belki daha çok şey öğrenildiğinde biyolojiyi teker teker canlılar değil canlılar arasındaki alışverişin, birbirine benzemeyen organizmaların bir arada yaşamaları hâli, simbiyoz olarak, düşünmemiz gerekecek. 

Not: Yazıdaki bilgiler Merlin Sheldrake’in Entangled Life (Hayatın İç İçeliği) adlı kitaptandır.

 

Bu yazı Diyalog gazetesinden alınmıştır