• 17.12.2012 00:00

 Medyada aktif görev alan TV’lerde program yapan aydın ve akademisyenlere; yaygın (ulusal) medyanın yazılı ve görselinde 44 yıl birçoğu ile birlikte çalıştıklarıma Kürd kökenli meslektaşları olarak bir çağrıda bulunmak istiyorum. Çağrımın beyhude olacağını söyleyenler olduysa da bir umut dedim. Uyar, uymazlar onların vicdani, ahlaki; ülke ve insani sevgilerine havale ederek birliktelik ve barış için sabırla okumalarını isteyeceğim.

Cumhuriyet’le birlikte özellikle son 30 yılda yaşadığımız sorunların kaynağı şüphesiz önce demokrasi sonra da demokrasinin birinci ayağı olan insan hakkı kapsamında “Kürd” meselesi olduğunu medya çalışanları benden çok daha iyi biliyorlar.

Emekli bir tarih öğretmeni olarak kronolojik sıralama ile Kürd isyanlarını vererek bilgilerinizi tazelemek isterdim. Ancak gerek sütunlarım, gerekse de sabrınızı ve zamanınızı zorlamamak için ülke için hayati olan “Kürd İsyanlarını” başka bir yazı konusu yapacağım.

Çok kısa bir ifade ile 1071 de başlayan Kürd – Türk buluşması dün değil 1514 Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi ile zedelendi. 1639 IV. Murat’ın Bağdat seferinde 17 Mayıs 1639 Kasr-i Şirin anlaşması ile resmen ikiye bölündü. 1. Dünya savaşından sonra 4 ülke arasında parçalanmakla kalmayarak inkâr, imha ve zulümle Kürd meselesinin bu günlere geldiğini çok iyi bilenlere anlatmak saçmalık olsa da yine de yazacağım.

Ömrünün 22 yılını Kürd coğrafyasında, kalan 42 yılını Türkler arasında ve Türk coğrafyasında geçirdim. 30 yıl çeşitli kademelerde öğretmenlik, 40 yıl Hürriyet, Milliyet, Günaydın, Sabah, Star ve ATV’ de muhabir ve bölge temsilciliği; 44 yıl köşe yazarlığı ve reklam şirketi yönetim kurulu başkanlığı yaptım. Böylesi birinin çağrısına kulak vereceğinizi, talebini gelecek iyi günler ve beraberlik adına geri çevirmeyeceğinizi ümit etmek istiyorum.

ÇAĞRIMIN AMACI

Değerli meslektaşlarım; rejimin, devletin ve siyasetin 90 yıldır izlediği tek çözüm olan inkâr, imha, ölmek, öldürmek gibi “şiddet” ve “ekonomik” kayba yazık ki medya da gidişin bu yöntemle değişeceğine inanarak egemenlerle yol aldı. Alışkanlığı militarizm olan ülkede; Türk – Kürd yüz bin can kaybına rağmen bir arpa boyu yol almadığımız gibi her geçen gün daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz olduğunu bir türlü göremediniz/göremediniz.

Peki, bu bilgileri vermekteki gayem ve sizlere yönelik çağrımın amacı nedir?

Değerli meslektaşlarım; 500 yıl sürekli başkaları tarafından yönetilen Kürdler 20. yüzyılın son çeyreği ve 21. yüzyılın gelişen iletişim ve teknolojisine paralel geçmişteki gibi baskı, inkâr, imha, müstemleke anlayış altında yaşamak istemiyorlar.

Kürdler her fırsatta “devlet kurma gibi bir niyetimiz yok” diyorlar. Yani çağın koşullarına uygun eşit, özgür bir idareye katılan; söz ve hak sahibi, ayrılmadan ama kendi kendilerini yönetecek demokratik bir yapı istiyorlar. 500 yıllık tahakkümün en az 200 yılını sindirme, inkâr ve imha altında yaşadık diyorlar. Özellikle Cumhuriyet’in 90 yıllık sürecinde çekilen zulmü yüzlerce kitap ve gazete sayfasında birçoğunuz yazmış ya da okumuşsunuz.

Artık geçmişteki gibi devam etsin istemiyorlar. Doğru veya yanlış Kürd halkının özgürlüğü ve hakları için silahlı son Kürd isyanının başlatan PKK hareketini bitirmeye yönelik hükümetlerin, sivil ve askeri bürokratları tarihteki son Türk Devletini yaşatmak için baş kaldıran isyanı silah ve şiddet kullanarak yok etmek istediği bir gerçek. Ancak şu ana kadar şiddet, inkâr, imha ve sindirme ile arzuladığı sonucun alamadığı hepinizin malumudur.

21. yüzyılın gelişen dünya koşullarını hiçe sayarak “devleti yaşat ki, insanlar yaşasın” geleneksel inattan hareketle TSK ve Hükümetlerden daha militarist bir çizgide yol alan Türk medyası ve aydınları radikal, milliyetçi, devletçi sisteme verdikleri desteğin sonuçları ortada.

Demek ki izlenen yol yanlış. Demek, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesi doğrudur. Demek “insanı öldür ki devlet yaşasın” peşinden sürüklenerek geldiğimiz yer Türkü ile Kürdü ile hepiniz için ders çıkartılması gereken acıklı ve kanlı bir sonuç getirmiştir.

Değerli meslektaşlarım demek istiyorum ki; haber masasında oturan, sayfalara yön, manşetlere karar veren sizlere büyük görevler düşüyor. Son 30 yılında izlenen yol Türk, Kürd ana ve babalarına gözyaşı, evlat acısı ve de 50 bin canın toprağa gömülmesinden başka bir sonuç getirmediğini hepiniz biliyorsunuz.

Kürdleri sindirmek, korkutmak, dövmek, sövmek, hakaret etmek, hapse atmak; hatta öldürmek ve de işin tabiatı gereği ölmek işe yaramadı. Söz konusu Kürd meselesi dineceğine, hal yoluna gireceğine her geçen gün kronikleşerek çok daha fazla taraftar bulmakta olduğunu sizlerde görüyorsunuz, biliyorsunuz, yaşıyorsunuz.

BIRAKIN KÜRDLER SİYASET YAPSIN

O halde izlenen ve ön görülen strateji çözüm olmadığı bir gerçek. “Devleti” koruma ve milletin iliklerine kadar “bölünme” refleksi şırınga eden, insanın yaşam hakkını 2. plana iten anlayış; günümüz Ortadoğu ve dünyada meydana gelen gelişmelere bakıldığında yeni bir yorum ve çözüm formülü getirmenin zamanı gelip geçtiğini ortaya koymuyor mu?

AKP aldığı yüksek oyla otoriter bir yönetime savrularak “Topyekûn savaş”, “şiddet” ve “silahta” ısrar yerine bir sefer olsun “demokratik hukuk devleti” ve “herkesi kucaklayan demokratik anayasa” için Türk medyasının topyekûn tek ses olarak uyarması çok mu zor.

Kim ne derse desin Kürdlerin ezici çoğunluğu “şiddet” ve “silahtan” uzak, ayrılmak, bölünmek yerine birlikte yaşamak istiyor. PKK kurucusu Abdullah Öcalan bunu defalarca dile getirdi. Hatta TSK ve PKK içinde de “silah” ve “şiddet” dışında diyalogla, konuşarak çözüm isteyen azımsanmayacak bir grubun olduğunu devlet, hükümet, Başbakan ve sizlerde biliyorsunuz. Nitekim bunlar bilindiğinden Oslo görüşmeleri gerçekleşmedi mi?

Sayın meslektaşlarım, “devlet” ve “hükümet” içinde olduğu kadar; “PKK” ve “KCK” içinde de sorunun bitmesini istemeyen, “şiddet”, “silah” ve “güçten” nemalanan bir kesimin olduğu ve olacağı da bir gerçek. Peki, yüzde 95 çözümden yana olan Türkler ve Kürdler 30 yıl daha yüzde 5 şahinlerin isteğine neden esir olsunlar ki?

Bu gerçeklerin ışığında Kürdler güçlü bir sivil yapılanma ve Kürd halkının olabilecek taleplerini dile getirmek için legal zeminde BDP etrafında siyaset yapmaya çalıştı. Bütün siyasi partiler gibi siyasi örgütlenme, gençlik örgütleri, kadın kolları vb. “silah yerine düz ovada siyaset” söylemine uygun teşkilatlandılar. Hatta Türkiye partisi olmak için 2011 Haziran seçimlerinde bu çalışmaların ürünü olan farklı görüş ve renklerden oluşan 35 milletvekili ile TBMM’ inde grubu bulunan bir parti oldular.

Ancak Sayın Tayyip Erdoğan’ın 2009 yılında start verdiği; 2011 yılı genel seçimler sonucu “ustalık” dediği 3. iktidar döneminde çıtayı yükselttiği ve KCK adı altında ferdi vahit tek bir Kürdün legal siyaset yapmaması için ne gerekiyorsa yaptığını iddia eden Kürdlerden çok sizler daha iyi biliyorsunuz.

Devletin erkek egemen siyaseti, erkek egemen medya desteği ile gözaltına alınan ve tutuklanan BDP’li Kürd siyasetçi, Belediye Başkanı, Milletvekili, İl ve Belediye Encümen üyesi, partinin sıradan yöneticisi, üyeleri, partiye gönül bağı ile bağlı doktor, avukat, devlet memuru, öğretmen; kadın erkek sivil 10 binlerce Kürdün hepsi KCK’lı mı sizce?

Bunların binde 1’inin faşist, dikta, kapalı ülkede yapılmadığını çok iyi biliyorsunuz. Dünya’nın hiçbir devletinde olmayan “ örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüt adına suç işlemek” gibi sadece Türk hukuk ve yasalarında olan tarihin en çarpık, en garip ceza yasası çerçevesinde hapsedildiklerini bilmiyoruz diyemezsiniz.

Birde işin adalet boyutu ve asker ya da sivil vesayet; hangisi olursa “devlet” refleksi ile karar veren bir yargı ve 90 yıldır bu gidişi sorgulamayan bir medyamız var. 1924 istiklal mahkemeleri, 1960, 1971, 1980, 1997 ve bugün KCK ve benzeri yargılamalar vesayetin ve devletin refleksine göre karar veriyor. Adalet, hukuk, hakkaniyet, toplumun beklentilerinden uzak uygulamaları bu güne kadar işleme cesaretini gösteren bir tek medyaya rastladınız mı?

Adalet değil, “devlet”, “rejim” ya da “vesayeti” gözeten yargı hiç gündeme taşındı mı? Örnek mi? Adnan Menderes ile başlayan darbe vakalarından günümüzde 10 yıldır yargılanan ve defalarca beraat eden Pınar Selek olayı; ya da 10 bin Kürdü içeri alan KCK davaları gibi davalardan yüzlercesini sayabiliriz.

Mesela düşünceleri ya da eylemleri iktidarın uygun görmediği hangi konu olursa olsun protesto etmeye kalkışanları polis anında gözaltına almakta. Savcılar hiçbir delil, belge, bulgu, kanıta bakmadan kimliklerine ve eylemlerine bakarak örgüt ile bağ peyda ettirmek ya da “örgüte üye olmamakla birlikte” maddesi işletilerek hâkim karşısına çıkartılmaktadırlar.

Hâkimler de yüzde 98 tutuklama kararı vermekte. “Dosya yığınları” altında boğulan hâkimler sayfalar dolusu soruşturma dosyalarını okumak yerine dosyadaki “örgüt”, “PKK”, “KCK” gibi kelime ve harfleri gördüklerinde ilerde siciline ve yükselmesine bir sakınca oluşturmasın; ya da Türklüğü ve devleti savunma refleksi ile tutuklama kararı vermektedirler.

Tabii ki bu haksız, adaletsiz ve hukuksuz yaklaşım Kürdlerin vicdanlarında derin yaralar açmakta ve sorunun taraftarı, destekçisi, sempatizanı her geçen gün azalacağına çığ gibi artmaktadır. Soruna çözüm bulunmayıp ertelendikçe mesele daha fazla büyümektedir.

TÜRK MEDYA VE AYDINLARI NE YAPABİLİR?

AKP açıkça oya için dışarıda bir tek Kürd siyasetçi bırakmamak için yemin etmiş. Kararların alındığı yer ve medyanın nasıl işleyeceği de belirlenmiş. İçerde kendi Kürdünü ezen, onu eşit görmeyen; Irak Kürdüne ittifak kuran hükümeti medyanın görmemesi sizce çarpık bir yaklaşım değil mi? Köşe yazısı, haber ve söyleşilerle eleştiriyi hak etmiyor mu? Adalet adına niçin hiç sesiniz çıkmayacak?

ABD istihbarat örgütleri ortalığı daha fazla karıştırmak için “kurulacak Kürd devletini önlemek için ülkeler arası işbirliği gerek” diyor. Türk Medya gerek yok, Kürdlere eşitlik verirse sorun biter demiyor. Bu yaklaşım ile Kürd meselesini çözmek istemeyen medya ve siyaset olmuyor mu? Türk ve Kürd halkının bir biriyle sorunu olmadığını bilmiyor musunuz?

Yıllardır içte ve dışta Kürdü ile çekişen, enerjisini ve zamanını inkâr ve imhaya ayıran devleti, hükümetleri bir sefer olsun Kürdler gibi “edi besse (artık yeter)” diyecek medya ne zaman olacak? 90 yılda bir milyon doları silah ve savaş yerine ülkeye ve insanların refahına harcamış olsaydı bugün bulunacağımız durumu hayal edebiliyor musunuz?

Hükümetleri, ulusalcılık, milliyetçilik ve mezhepler üzerinden değil; ırklar, dinler ve de inançlar üstü politika yapmalarını medya olarak teşvik etseydiniz; Ortadoğu, AB ülkeleri ve dünya sıralamasında ekonomik ve itibar olarak bulunacağımız yeri hayal bile edemezdiniz.

Kürd meselesini şiddet, gözaltı, tutuklama ile çözeceğini sanan bir iktidara her görüşte tam kadro destek veren medya ile çözümden ne kadar uzaklaşıldığını neden görmüyor? AKP, demokratik siyaset isteyen Kürd cephesini sürekli terörize ediyor. Çünkü silah ve şiddet ile çözüm arayan, demokratik alanı zehirleyen bir yol izlendiğini neden görmüyorsunuz?

AKP, ileri adımlar atmadığı halde medya sayesinde kamuoyunu yanıltarak sorunu tam bir çıkmaza sürüklüyor. Öyle ki partinin en akıllı adamları “BDP’ye verilen oy Kürdlerin karnını mı doyuracak” diyerek 21. yüzyılın 2012 tarihinde 19. yüzyılın söylemiyle yaklaşıyor.

Kürdler üzerine katliam yapana madalya, azınlıktan bir vatandaşın ölümüne imza atanı ombudsman, işkenceciyi terör şubesine müdür yapan zihniyete arka çıkan medya olur mu? Her konuda yoldan çıkmışken; her şeyi tozpembe gösteren haber yapan medya hastalığından kurtulmadıkça sorunlarımızla ne kadar baş edebileceğiz söyler misiniz?

2008 – 2011 Kasım ayına kadar 27 bin çocuğun kaybedildiği, 16 bin 289’unun kız çocuğu olduğu ve sadece 6 bininin bulunduğu bir ülkede kayıp 21 bin çocuğun peşine düşmeyen siyaset ve medya ne ile mi uğraşıyor? “ Kardinalin külahı, Osmanlı’nın sarığı” ile.

Türkiye’yi Sünniliğe sıkıştıran, Kürd meselesini anketler ile çözen bir iktidara toz kondurmayan medyamıza mı 4. kuvvet diyeceğiz? Kürd kimliği merkezli siyasal ve toplumsal alan oluşturmasınlar diye yapılan operasyonları acaba niçin görmüyorsunuz?

KCK operasyonlarının gizli toplantılarını deşifre etmek için BDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın şahitlik talebi “devletin” bekası için Silivri hâkimleri tarafından ret edilmesini kaç gazete yazdı? Ya da kaç gazeteci konuyla ilgili Demirtaş ile görüşme talep etti?

4 Ağustos’ta hastanede dövülen 2 polisin görüntülerinin servis edildiği medyada 2 Kürd kardeş ve akrabaları yazılı ve görsel medyada linç edildi. Kimse olayın arka planı niçin merak etmedi? 5N1K ve yayın ilkeler rafta kalktı. Aylar sonra vicdanlı bir gazeteci olayın arka yüzünü işledikten sonra kaç medya Batmanlı iki gencin dramını gündeme taşıdı?

750 bin TSK, 200 bin jandarma, 250 bin polis, 100 bin korucunun mücadele etmesiyle yetinmeyen Başbakan, Kürd sivilleri de cepheye sürerek savaşın bir unsur haline getirmelerini isterken ses çıkarmayan medyamız ve köşe yazarlarımız nerede?

Sürekli “PKK” başka “Kürd halkı” başka diyen Türk medyası; 10 bin Kürd sivilden çoğu için haklı bir gerekçe yokken hapsedildiğinde, neden bir sefer olsun “KCK” başka, “Kürd siyasetçi başka” diyen bir haber, bir köşe yazısı yazılmadı? (Yazanları tenzih ederim.)

AKP, Türk milliyetçiliği ile din karışımı yeni bir topluma oluştururken; AKP 2002 ilkelerinden koparken; ülkeyi muhafazakâr ve din eksenine götürürken kaç medya mensubu gidişi köşesinde ve manşetlerinde değerlendirme cesaretini gösterdi?

Türk medyası bütün bunlara arka çıkmakla kalmıyor, M. Ali Birandın değimi ile bu gidişattan sorumlu olanlara “yalaka” sorular soruyorlar. Attıkları manşetler tamamen Türk ve Kürd halkını ayrıştırıcı, bölücü, tahrik edici; Kürd halkı ve siyasetçilerini hedef gösteren, küçük düşüren, Türklerin Kürdlerden nefret etmelerini sağlayan haber ve makaleleri içeriyor.

Mesela Türkiye’de 750 Kürd öğrenci, 75 Kürd gazeteci, 10 bin sıradan Kürd içerde. Hangi gün gazeteler, köşe yazarları bu çarpıklığı işledi? Ama polis akademisinin psikolojik araç olarak servis ettiği sözde araştırmasını gazeteler aynı gün değil de, konuyu canlı tutmak için sıraya girerek her hafta bir gazetenin aynı haberi çarpıcı başlık atması gazetecilik mi?

Mesela Gülten Kışanak ve Selahattin Demirtaş Başbakan 6 yılda BDP ile sadece bir defa görüştü açıklaması da mı haber değeri yok ki hiç yer bulmadı? Mesela aynı evde kalan Kürd öğrencilerden biri eve gitmeden telefonla ev arkadaşlarına “eve domates getireyim mi?” Sorusu, telefonu dinlenen öğrencinin tutuklanmasına tek sebep olup aylarca içerde olduğunu kaç gazete ve köşe yazarı yazdı, kamuoyu ile paylaştı?

SONUÇ MU?

Kürdlere yapılanlar yazmakla bitmez; amma sabrınızı da daha fazla zorlamayayım. Sonuç mu? Türk medyası ayırmaksızın Kürd halkını terörden sorumlu unsur olarak görüyor. Yazılı ve görsel medyada bunu ısrarla kamuoyuna lanse ediyor.

Kürd halkı Türk medyası bu kulvardan çıksın istiyor. Toplumun vazgeçilmez bin yıldır parçası olan Kürdler son 90 yıldır izlenen adaletsizlik ve eşitsizlik son bulsun istiyor. Arzularının ve özleminin hayat bulması için gerçek anlamda eşit vatandaşlığın tesisi için Türk medyasının üzerine düşeni yapmasını bekliyor.

Kürdler 500 yıl olduğu gibi esaret altında yaşamak istemiyor. Adil ve eşit birliktelik için can atıyor. Bu beraberliği de yüzde 75 – 80 Türk medyası sağlayabilir inancını taşıyor. Ben ve Kürdlerin kahır çoğunluğu birleştirici, bütünleştirici, özgürleştirici; demokratik yeni anayasa için Türk medyası üzerinize düşeni yapsın istiyor ve bekliyor.

Değilse bizde Libya, Mısır, Irak, Suriye gibi oluruz. Bunun en ağır vebali önce siz medya; sonra siyaset yapıyorum diyenlerin boynunda asılı olarak öbür dünyada bile kendinizi en ağır şekilde sorgulamaktan kurtaramazsınız haberiniz olsun.

NOT: Taraf gazetesinin yayınından, özellikle de Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve Neşe Düzel’den kim ya da kimler rahatsız oldularsa ipi onlar çekti. Bilinen köye kılavuz aramayın.