• 7.01.2013 00:00

 Günlerdir taraflı, tarafsız, yaygın, yerel, hatta ülkeler arası medya; İmralı görüşme konseptine kilitlenmiş. Haklılar, 100 yıldır yalnız Türkiye değil, Irak, İran, Suriye’de bölgesel önemi olan bir mesele. Ancak tuhaf olan Türk medyasının alışkanlıklarından vazgeçmemesi. Kehanetlerinde bulunan, gerçeklere takla attıran haber ve yorumlar yapmalarıdır. Nitekim bu yüzden Ahmet Türk, kamu oyunu gerçek dışı bilgilere itibar etmemeleri uyarısında bulundu.

                Günlerdir on değil, 20 değil en az 50 gazetede yüzlerce köşe yazısını okuyor, aydın ve bilim adamının ekran yorumlarını dinliyorum. Aman Allah’ım bu ne bombardıman, bu ne manipülasyon, bu ne yalan bu ne hamaset; en doğrusu da bu ne psikolojik savaş. Sanırsınız taraflar kanı durdurmak, barış için değil de yeni bir savaş konumuna geçmişler.

                AKP ve gönül verenlerle ve Kürde antipati duyan inanabilir o yazılara veya yorumlara. Peki ya Kürdler? Onların da inandığına inanarak mı yazıyorlar? Yoksa “padişahım çok yaşa” deme şirinliği için kuyruğa girdiklerinden dolaya gözleri bir şey görmediğinden mi? Günay Aslan’ın değimi ile hepsinin paçasından cehalet, manipülasyon, kışkırtıcılık, bayağılık ve bir tarafı metheden yağdanlıklar akıyor.

                Yüzlerce köşe yazarının yazdığı ana fikir tek cümle ile ifade edecek olursak:

                PKK’ya silah bıraktırılıyor. 2012 yılında mağlup oldu. Kandildekiler de Avustralya’ya gönderiliyor. Bunu yazanlar ya Avustralya’nın nerede olduğunu bilmiyor; ya da Kandildeki Kürdler aslında Avustralya’ya gitmek istemişlerdi de paraları uçak biletine yetmediği için “en iyisi biz kandile çıkalım” demişler gibi bir yaklaşımla yalan yanlış haberler yapıyorlar.

                PKK orada sıkıldı, TC sağ olsun uçak biletlerini karşılayacağı için çok sevinçli ve mutlu olmalılar. Cehalet mi desem, saçmalık mı desem, ya da köşe yazarları değil de mizah yazarlığı mı desem bunlar yıllardı bu yaklaşımları ve kör kalemleri ile bu ülkede iki taraftan da binlerce gencin ölüme yolladılar. Karayılan’ın değimi ile: “dağa pikniğe çıkmadık” diyor.

                Latife bir yana, Kürd sorunu gibi çok karmaşık, çok hassas bir meseleyi yazarken biraz daha ciddi olmalı. Başbakan’ın baş danışmanı ne dedi “PKK bölgesel değil, uluslar arası bir örgüt.” O zaman 30 yıl uğruna savaştığı talepleri karşılanmadan nasıl silah bırakacaklar? Uğruna can verdikleri vatandan on binlerce kilometre uzağa gideceklerini nasıl yazıyorlar?

                Türk medyası bu ülkeye, 72 milyona, hükümete, Sayın Erdoğan’a hatta Orta Doğu’ya bir iyilik yapmak istiyorsa manipülasyondan, asparagas, ciddiyetsiz ve de psikolojik savaş içerikli haberlerden tez elden vazgeçsin ve 5N 1K ilkesini Allah için bu sefer olsun uygulasın.

                Her seferinde çözümü zora sokan en büyük aktör Türk medyası oldu. Bari 2013 yılının ilk günlerinde ele geçen fırsatı iyi değerlendirseler. Tarafları zora sokan değil, çözüme destek olan, görüşmelere gölge düşürmeyen yorumlar yapsalar. Türk – Kürde altın çağ yakalasa.

Türk medyası Kürd meselesinin şu bariz gerçeğini görerek haber ve yorumlar yapmalı.

Devlet, Hükümet ve Başbakan 2011 Haziran seçimlerinden sonra PKK’yı bitirmek için aldığı kararı 2012 yılında yürürlüğe koydu. Nitekim bu yıl PKK’ya ağır kayıplar verdirdi. Öcalan ile görüşmeyi kesti. Basına dizayn verdi. BDP’yi fezleke ile, Kürd siyasetçilerini yargı ile susturarak Kürd hareketinin 30 yıllık mücadelesinde belini kırmak istedi. Ama başaramadı.

PKK da, 2012 yılını “Özerk Kürdistan” konsepti ilan ederek; “Devrimci Halk Savaşı” ile alan hakimiyeti ve Suriye gibi kitlesel başkaldırı projesi geliştirmek istedi. Başaramadı.

Genç nesillerin bedeni üzerinden yola çıkanlar planladıklarını gerçekleştiremediler. Olan bu yıl ölen bine yakın genç ve onların aileleri, anne, baba ve akrabalarına oldu. Sonunda içinde insan, vicdani akıl olmayan plan ve projeleri yenilgiye mahkumdu. Nitekim öyle oldu.

Bu gerçeklerin ışığında medya iki tarafa da eşit mesafede demokratik kamuoyunu ve sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirecek şiddet dışı çözüme zorlamalı. Yıllardır süregelen güvensizlik ortamını aşmalarına yardımcı olmalı. Çatışma ve operasyonların eş zamanlı durması; ağırlıklı yasal ve siyasal adımlar atılması için haber, yorum, makale ve röportajlar yapmalılar. TV programları ile kamuoyu çözüme ikna edilmesi için çaba harcamalılar.

İki tarafında bu süreçte kullanacağı dile dikkat etmesi, KCK operasyonlarının durması, hapisteki 10 bin Kürdün salıverilmesi; soruna salt silahların bırakılması ile sınırlı kalmadan siyasi ve ekonomik adımların atılması için de devlet ve de hükümet üzerine düşeni yapmalı.

                Zira vicdanı, inancı, imanı, Allah’ı, kitabı olan; yılbaşı gecesi on gerillanın ölümünü bozuk telefon haberi yerine katliama yol açan ortamı sorgulamalıydı. Tabii ki PKK silahları sustursun, ama güvenlik birimleri de operasyonları durdurmak için medya çaba harcasın.

                Unutmayın ki süreç Kürdleri değil, AKP hükümeti ve Başbakan’ı zorluyor. Psikolojik savaş yerine; İmralı ve Ankara’dan çözüm çıkması için çaba harcansın, yazılsın, yorumlansın.

                2012 yılında PKK ya da AKP konsepti çöktü demek meselenin çözümüne katkı sunar mı, Hayır. O halde İki tarafa da medya barış için projeler, öneriler, stratejiler sunmalı. Niçin? Barış için, ölümlerin durması, sorunun bitmesi için. Bırakın bu sefer çözsünler. Bırakın bu sene 21 Mart Nevroz’unu 72 milyon birlikte gerçek bir bayram olarak tüm renkler ile kutlasın.

                Medya “terörist başı” diyeceğine PKK’nın silah bırakması için motive yapsın. Çünkü daha işin başındayız. Önemli olan sadece Türkiye bütünlüğü içinde değil; Orta Doğu ve Kürd halkının bulunduğu 4 parça için de kalıcı bir çözümün bütünlüğü ve barışı için çalışılsın.

                Bakın son aylar, özellikle son günlerde Hükümet ve Başbakan sürekli “Kürd meselesi” yerine, “PKK silah bıraksın” diyor. Medya olarak samimiyseniz deyin ki: “Tamam PKK silah bıraksın, ama Kürd sorunun çözümü için öneriniz ne?” sorusu ile iktidarı, devleti sıkıştırılsın.

                Tabii ki PKK silahları susturmalı, hatta bırakmalı. Ama Kürd meselesinin çözümü için hükümetin, Başbakan’ın perspektifi, projesi nedir açıklamalı. İnandırıcı bir paket çıkmaz ise Habur ya da Oslo gibi bitecekse doğacak sonucu hayal edebiliyor musunuz?

                Unutmayalım ki 30 yıldır 4 ülkeden dağa çıkmış Kürd halkının binlerce çocuklarından oluşan bir örgüt var. Türkiye’de KCK adı altında on bin tutuklu var. Ve de 14 yıldır İmralı’da tecrit edilen PKK’nin önder dediği, Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “önemli figür; Apo örgütün duygusal varlığında en önemli parça” dediği bir Abdullah Öcalan var. Kürd halkının değil bunların da talepleri karşılanmadan silahların susmasını beklemek hayal.

                Oslo’dan farklı, son İmralı konseptinde ortaya çıkan çok önemli bir gelişme daha var. O da AKP, MİT, Hükümet; Öcalan, Avrupa, Kandil görüşmelerine bu sefer BDP doğrudan dahil edildi. Bu Oslo’dan farklı olarak Kürd halkının tabanının da sürece dahil edildiği anlamına geliyor ki çok önemli bir gelişme. Zaten Başbakan Kürd halkına da çağrı yapmıştı.

                Bunu önemli kılan açlık grevlerinde ispatlanan Öcalan’ın örgüt üzerindeki “Önderlik” konumu Kürd halkının da “önderlik” payesi verildiği anlamı çıkıyor. Böyle bir payeden sonra “AKP ve Erdoğan Öcalan’ı kullanıp atacak” söylemlerine kimsenin cesaret edemeyeceğini Kürd  halkı umut etmek istiyor. Kürd halkı Öcalan’ın kendisini kullandırmayacağına inanıyor.

                Kürdlerin kuşkusu “silahları bıraktırma” söylemiyle birlikte “operasyonların” durması için iradenin belirlenmemesi. Bu işi pek ala Türk medyası üstlenerek hükümeti zorlayabilir.

                Zira, Suriye krizi ile Kürd sorunu Orta Doğu’nun en büyük sorunu oldu. Türkiye’nin ve Kürdlerin lehine bu sorunun çözülmesi için siyasiler kadar medyaya da görev düşmektedir. Dilerim Hüseyin Çelik’in süreci sarsan “çok şey beklemeyin” açıklaması dışında durumu kavradığını umulan Hükümet ve Başbakan gibi Türk medyası da durumu kavramıştır. Türkler ve Kürdler diyalog kurup konuşmaz ve sorunu çözmezler ise ABD ve AB’nin bilinen planı devreye girer ki, kaybedeni belli olanlar ucu bucağı olmayan bir uçuruma yuvarlanırız.

Bu arada BDP, PKK ve KCK ve bütün Kürdleri, AKP’nin iktidarda ve hükümet olduğu gerçeğini kabul ederek söylem ve yaklaşımını anlaşılır bir seviyeye çekmeli. Eğer bu sefer de başarısız olunursa kimsenin kuşkusu olmasın arkasında çok şiddetli ve kanlı bir insan kaybının yaşanacağı kesin. Yeniden beliren ışık sönerse zifiri karanlık ve kanlı bir süreç başlar. Bunun da vebalını kimse kaldıramaz.