• 18.02.2013 00:00

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kayseri’de sivil toplum kuruluşları ile yaptığı bir toplantıda medyaya Türkiye Harp Malulleri Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Kayseri Şube Başkanı Ali Yavuz’un aktardığına göre şu çarpıcı açıklamada bulunmuş:

            “Siyasal hayatımın biteceğini de bilsem, öleceğimi de bilsem bu zehri içerim. Bu terör bitecek, altına her türlü imzamı atarım” demiş.

            Bir önceki makalemde Sayın Başbakan’a çözüm için Kürd halkının bir çağrısını ileterek demiştim ki: ” Tarihe PKK’yı bitiren lider olarak kendine hedef koyan değil; Kürd sorununu çözen Lider olarak geçmek için çaba harcamanızı bekliyorlar.”

            Başbakan’ın “zehir ” , “ölüm”, “siyasi hayat” “terör” sözlerini işitince “keşke Kürd sorunu hal edeceğim deseydi” dedikten sonra bir kez daha konuyu başka bir açıda ele almak gereğini duydum.

Halklar, özellikle Kürdler için sanatçı çok önemlidir. Başta da beyaz perdenin bazı aktörleri. Örneğin 1949 doğumlu subay çocuğu Tarık Akan gibi bir aktör militarist yaklaşımla  “ Demokrasi üzerinde baskı, parçalanma görüldüğünde ilk hareketlenin o ülkenin silahlı güçleri, ordu, arkasından polis, arkasından milli istihbarat, onun arkasından bilim insanları ve öğretim görevlileri olur. Sonra halk olur” demiş. Akan’ın felsefesinde insan, siyaset, hak, hukuk, halkların eşitliği yerine ırkçılık olunca diyecek bir şey bulamıyorum.

Neyse ki Türk Sinemasının yaşayan en büyük aktörlerinden Karadeniz’in yetiştirdiği Akanla yaşıt O da 1949 Ordu Fatsa doğumlu, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV mezunu; sinema dışında sosyoloji, ekonomi, siyasetle iç içe yaşayan Kadir İnanır Radikal’de Ezgi Başarana verdiği söyleşisinde insanım diyenlerin yüreğine su serpti.

Kadir İnanırın bu söyleşisinden yola çıkarak Başbakan’a Türk Kürd 76 milyon halklar adına demek isterim ki; kimse ne sizin ölmenizi, ne zehir içmenizi, ne de siyasi hayatınızın son bulmasını istiyor. Sayın İnanırın dediği gibi Kürdlerin insani hakları verilse barış gelir.

            Sayın Başbakan; bakınız Kadir İnanır ne diyor:

“Öcalan bana göre bir Apo. Benim ‘İsyan’ filmimdeki Apo. Film şöyledir:
Feodal yapı içerisinde ağanın baskısıyla kaçakçılığa sürüklenen bölge halkını ‘Ben kaçakçılığa gitmiyorum’ diyerek isyana teşvik eden ve özgürlüğe kavuşturmak için dağlara çıkaran adamı anlatır. Bu filmi çektiğimde Öcalan henüz ortada yoktu. Ama film hâlâ yasaklı.Çünkü filmdeki adım Apo… Hiçbir yerde benim ‘İsyan’ filmimi gördünüz mü?”

Hayır, hiç görmedik. Ama şu anda Türkiye zindanlarında on binlerce insan sadece “Kürdüm” dediği için hapiste olduğunu biliyoruz. Hapistekilerin yüzde 95’i Sayın İnanır’ın değimi ile isyandalar. Bu yüzden Sayın Başbakan ne zehir içsin, ne de ölsün, ama Solin’in annesi gibi zindanlara atılmış Kürdlere özgürlük vermek için çaba harcasın yeter diyorlar.

Diyarbakır’da erginlikten yeni çıkmış 19 yaşındaki Şahin Öner’i polisin akrep adlı zırhlı aracı başını ezerek öldürdü. “Bomba atarken elinde patladı” diyerek devleti korumu içgüdüsü ile yalan söyleme cesareti gösteren valiler o bölgeye gönderilmesin istiyorlar.

Devam ediyor İnanır:“Bakın… Siz eğer bir ülkede yaşayan insanların bir bölümünü o ülkenin ‘öteki’ vatandaşı gibi iteler, hor görür, adaletsiz bırakırsanız, birileri de gelir bu işlerin böyle olmadığını söyler ve bunun kavgasını yapmaya başlar... Kürt sorunuyla ilgili bilgilerim, birebir şahit olduklarımın sonucunda oluştu.”

Sayın Erdoğan’ın, Kürdlere karşı yapılan adaletsizliklerin tamamına vakıf olduğuna Kürdler adları gibi eminler. Başbakan, zehir içmek ve ölmek yerine bu zulmü gidersin yeter.

KCK davasından hapis olan Solin’in annesi; Cizre Belediye Başkan Yardımcısı Hanım Onur iki yıldır yazdığı mektuplara medya kör ve sağır kesildi. Taki Taraf’ta Vahap Coşkun adındaki vicdanlı akademisyen bir yazar Solin’in hikâyesini köşesine yansıtana kadar. Resmi gazetelerde çıkınca taşbebek gibi sarışın, mavi gözlü, sempatik ve objektiflere yatkın çocuğu keşfeden riyakâr medyanın çifte standardını Kürdler çok iyi biliyor.

Zira, 2 yıldır çocukların babası nerede? Lösemi ve saralı 2 çocuğun annesi neden salı verilmiyor diyen, tek satır haber yapanı gördünüz mü? Yok; Tıpkı Solin’in annesi ile ilk gecesinde evini polisler basarak korku ve dehşet salan baskını görmedikleri gibi.

Ünlü aktör İnanır devam ediyor:“Sonuçta ne oldu, iş geldi hiçbir kalıba sığmaz oldu. Bıçak kemiğe dayandı. Kürtlerin kimliklerinin, dillerinin, kültürlerinin hatta geleceklerinin peşine düşmeye başlamasına hepimiz anbean şahit oluyoruz artık. Öcalan da onların liderlerinden birisi ve ülkenin geri kalanı olarak onu yeni tanıyoruz bence.”

Evet, Sayın Başbakan. Sonunda sizde Apo’yu yeni keşfettiniz ki doğrudan muhatap aldınız. Ama ismiyle değil de “İmralı” söylemi ile Kürd halkını inciterek. Sayın Başbakan, ne zehir için ne de ölün; sadece Kürdlerin kimliklerini, dillerini, kültürlerini hatta geleceklerini vermek için yasal ve de anayasal adımlar atın yeter. Kürdler bunu sizden istiyor ve bekliyor.

Kadir İnanır yine devam ediyor:“Bölgedeki Kürtlerin hep sömürülen olduğunu kim inkâr edebilir? Oradaki insanların sadece dilleri ve kimlikleri değil, tarımı, hayvancılığı da ellerinden alındı. Böylelikle büyük göç başladı.Geldikleri şehirlerde, yattıkları odalarda ben insanım diyen kimse kalamaz yahu! Hiçbirisi severek ve isteyerek gelmedi şehirlere.”

Evet, Sayın Başbakan Petrol, doğul gaz ve her türlü maden Kürd coğrafyasında. Kürd coğrafyasında onlarca akarsu üzerine (karşı çıksalar da) batının enerji rantı ve rahatlığı için topraklarından elde edilen enerji bile onlara çok görülüyor, her gün karanlıktadırlar.

Tarım ve hayvancılıkta yalnız bölgeyi değil, Türkiye’yi besleyen Kürd coğrafyasında 4 bin köy yakılarak, yıkılarak boşaltıldı. 4 milyon Kürd metropol şehirlerin varoşlarına sürgün edildi. Yetmedi sürgün edilen köylülerin on bin yıldır ana gibi verimli milyonlarca dönümlük arazilerini HES adı altında müteahhitlere peşkeş çekilerek sulara gömdüler/gömdünüz.

En son Ilısu Barajı ile (ki bu satırların yazarı 1968 yılından beri baraja karşı dik durdu. En son 20.000 ‘yazıyla yirmi bin’ TL cebinden harcayarak ‘Hawar Hasankeyf’in Çığlığı’ kitabını yazdı) 183 köy ve mezrada 80 bin insanı göçe zorlandı. Binlerce dönüm araziyi sulara gömmekle yetinmeyip on bin yıllık tarihi Hasankeyf de sulara gömülüyor.

Hasankeyf’ten Ilısu’ya kadar uzanan vadide yalnız o yöreye ait yüzlerce bitki ve hayvan türünü yok edilecek. Sayın Başbakan Kürdler asla ne zehir içmenizi, ne de ölmenizi istiyor. Sadece Ilısu barajından vazgeçmenizi ve köylerinden sürgün edilen 4 milyon insanın köylerine dönerek kendileri ve ülke ekonomisine katkı için çaba göstermenizi bekliyorlar. 

Kadir İnanırın görüşleri devam ediyor.“Kürtlere haklarını vereceksin. Bu siyasal bir konudur. Dolayısıyla müzakere masasında çözülür.” Derken, telaşa kapılan ulusalcıların AKP, BDP süreçte ve yeni anayasada ya uzlaşırlarsa endişesiyle Kemalist ırkçı aktör Tarık Akan, çıkacak anayasanın ne olduğunu bile bilmeden “referandumunda köy köy dolaşıp ‘hayır’ kampanyası yapacağım” diyor. Sayın, Başbakan ne zehir, ne de ölüm; ulusalcılara ders olması için yalnız ülkemizdeki 20 milyon Kürd’ün değil; 4 parçaya bölünen 40 milyon Kürd ve bütün coğrafya için yapılması gerekeni yapın. Yani “barış” getirerek tarihe geçin.

Yine İnanır diyor ki:“Dağdakilere özgürlük ve hak vereceğim deyip, ondan sonra onlarla kucaklaştı diye bir milletvekiline terörist diyorsan… Ne diyorsun ben anlamıyorum, samimiyetle.” Vallahi İnanırın dediği gibi Kürdler de samimiyetle ne dediğini anlayamıyor.

Ve İnanır çok daha can alıcı ve çarpıcı bir tespitte bulunuyor;“PKK nedir? Bir Kürt partisidir. PKK kimlerden oluşur? Kürtlerden. O Kürtler neden bizim kardeşimiz değil? Ne zamandan beri kardeşimiz değil? Niye o dağa çıkmışlar? Bu sınıflandırmalar da siyasi. Ben siyasetçi değil sanatçıyım. Daha da önemlisiyim, sadece insanım.

Şunu da unutmayalım: Bugün ne PKK, ne Öcalan, ne BDP, ne de Kürt halkı Türkiye’den ayrılma gibi bir hayalin peşinde. Bunu istemiyorlar ve istemediklerini de söylediler. O yüzden yalandan yere politikalar üretip gerginlikler yaratmayalım. Barış sürecinden kim dönerse, çok canı yanar.Çünkü halkın heyecanını ve desteğini boşa çıkarmış olur. İşte o zaman bu cennet ülke, olur sana cehennem.”

Defalarca yazdım. “Kürd ayrı, PKK ayrı” ile ne demek istendiğini Kürdler anlamıyor dedim. Kadir İnanır samimi olarak ne güzel açıklıyor. Yine defalarca bu köşede dile getirdim “Kürd halkının insani, kültürel ve eşitlik temelinde hakları verilsin, Kürdler bölen değil, asla ayrılmak istemiyor bu sorun biter” dedim. Sayın Başbakan İnanır da aynı şeyleri söylüyor.

Çözüm için Kadir İnanırın söyledikleri: “Gerçek Türk milliyetçisi, bu topraklarda yaşayan herkesin eşit haklara sahip olmasını ister. Türk olmaktan ‘ne mutlu’ ise Kürt sorununun çözülmesini ister. Bazı şeyleri çok büyütmemeli. İmralı’yla görüşme başladı, kıyamet mi koptu? Hayır.”

Ve İnanır son noktayı koyuyor:“Demek ki bu ülkede artık Türk veya Kürt hassasiyetinden daha büyük bir şey var.Barış hasreti. Kimse artık kavga istemiyor.”

Başbakan da diyor ki :“İktidarıma mal olsa da çözeceğim.” Midyat’ta da “savaş kolay, barış zor” diyor. Doğru. Peki, “10 yıl önce Mardin’deki Üniversitede Kürtçe öğretmenleri yetişecek denilseydi buna kimse inanmazdı.” Demek doğru mu? Gasp edilmiş bir hakkın verilişi lütuf gibi sunuluyorsa rahatsız edici değil mi Sayın Başbakan? 

Sayın Erdoğan hiç kaygı duymasın. On yıllık iktidarı sürecinde ne zaman ki Kürd sorununu çözme eylemi başlattı; oyları azalmıyor, artıyor. Örnek; Anayasa referandumu ve de 12 Haziran seçimleri. Yani Sayın Kadir İnanır’ın dediği gibi Kürd – Türk barışı Erdoğan’ın önünü tıkamaz aksine açar. Tabii “Barış” için samimi ve ilkeli ise; 5 harflik kelimenin içi 100 yıldır zulüm gören Kürd halkının talepleri ile doldurulacak ise. 

Ve İnanırdan bir uyarı: “Halka hizmet için geldik diyen bir liderin bu sorunu çözmesi, doğal olarak yapması gerekendir. Benim bir sanatçı olarak o lidere vereceğim ödül, destektir. Ama bu süreç oyunsa, siyasi menfaatler elde edildiğinde, tamam oynamıyorum denilecekse… Bunu bu halk affetmez. Sadece devlet için söylemiyorum bunu; sorunun tüm tarafları için oyunbozanlığın tehlikelerinden söz ediyorum. Bakın artık benim 35 yıl önce filmlerimde konu ettiğim feodal yapının ezdiği köylüye benzemiyor bölge halkı. Çok daha eğitimli, bilinçli, maalesef öfkeli.”
            Sayın Başbakan, sizin gibi bir Karadenuz uşağu Kadir İnanıra kulak verecek misunuz? Çünkü süreç, çözüm ve barış onun cümlelerinde bütünüyle vardır