• 25.03.2013 00:00

 2013 Diyarbakır Newroz’u 30 yıl süren kanlı savaşın bittiğinin Kürdler açısından ilanıydı. Bu nedenle Kürdlerin bulunduğu dünya üzerindeki bütün coğrafyalarda geçmiş yıllardan farklı kutlandı.

            2013 Newroz’u benim için duygu yüklü bir bayram oldu. Milyonların üzerindeki kalabalığın sevincini izlerken toprağa düşen 50 bin canı ve lanetli savaşı düşünmeden edemedim.

            Diyarbakır Newroz alanının dolduran 2 milyon Kürd; TV başlarında olan 75 milyon onlar kadar heyecanlıydı. Yakalanan “barış” sürecinin kıyısında bulunduğumuz bu günlerde; Türkiye’deki büyük siyasi partilerin tarihinde 2013 yılı Newroz’u gibi kitleleri miting ya da eylemleriyle bir araya getirme becerisini gösterebilen oldu mu? MHP’nin 23 Mart tepki mitingini izlediniz değil mi?

MEDYANIN TAVRI

30 yıldır Kürdler her Mart ayında yasaklara, coplara, panzerlere, gazlara, silahlı saldırı ve baskılara rağmen mahşeri kitleleri bir araya getirdiler. Türk medyası ise barış ve kardeşlikten başka amacı olmayan kitlelere ekranlarında böylesi önemli günde bile yer vermemekte direndi.

            Kitlelerin coşkusunu, barış için haykırışlarını duymayan, görmeyen medya; Kürd halkının kutsalı sayılan Newroz’una tepki toplatmak için varsa yoksa çatışma ve şiddet ortamlarını vermeyi görev bilerek ya provoke etti ya da kavgaları, gazı, silahı, panzerleri ön plana çıkardı.

            Kürdler her sene olduğu gibi bu yıl da “Barış Süreci” gereğine uygun 17 – 21 Mart tarihleri arasında bir kutlama programı hazırladı. 17 Mart’tan itibaren Kürd halkının bulunduğu bazı şehirlerde yapılan saldırılara rağmen “barış” ve “çözüm” süreci için Diyarbakır Newrozu’na kadar sabretti.

ÖCALAN’IN MESAJI

            Diyarbakır’da tarihi Newroz’a yaklaşık 2 milyon insan katıldı. Büyük coşku altında kutlanan Newroz’da PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Türkçe ve Kürdçe okundu mesajı damga vurdu. Mesaj açık ve netti. “artık silahlar sussun, fikirler konuşsun.” Silaha karşı siyaset ve ortak vatan birliği vardı.

Büyük coşku altında kutlanan Newroz'da PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Kürd - Türk halklarına ve PKK’nin silahlı güçlerine 5 sayfalık mesajının ana fikri şöyleydi:

“ Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir. 

…‘Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun’ noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor.

Zaman çatışmanın ya da savaşın zamanı değildir. Zaman ittifak, bir birine sarılmanın ve helâlaşmanın zamanıdır. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır” dedi. Akabinde 23 Mart’ta KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan “Önderliğin çağrısı ile ateşkes ilan ediyoruz” diyordu.

BAŞBAKAN’A DÜŞEN GÖREV

            Bu gelişmelerden sonra Sayın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da önemli görevler düşüyor. Çünkü son üç yıldır Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya Arap coğrafyasında ne zaman biteceği belli olmayan iç savaş ve dağılma hali yaşanıyor. Kürd halkının eli güçlenmişken 30 yıldır çatışma içinde olduğu Türkler ile savaşmak yerine barışma kararını Newroz’da ilan etti.

Tam da bu süreçte Türk – Kürd barışı için yüz yıllık savaşta tarihi adımı atılmışken Başbakan Erdoğan’da 75 milyona söylemi, tavrı, yaklaşımı ile çıtayı yükseltmesi bekleniyor.

Başbakan, Cumhuriyet’in 90 yıldır savaştığı, aşağıladığı, ötekileştirdiği, inkar ettiği, asimile ettiği “İslami hareket” ve “Kürd hareketi” olduğunu unutmamalı. İktidarında muktedir olduğu bu günlerde yakalanan barış sürecinde yaklaşımı ile çıtayı yükseltmesi bekleniyor.

Newroz konuşmalarından sonra Sayın Başbakan’ın toplantı ve açılışlarda barış, çözüm sürecine uygun düşen söylemleri yerine “Tek” li salvolar, “biz kimseyle pazarlık yapmadık” ve “kimseye söz vermedik” diyerek MHP ve CHP’nin saldırıları altında mesajlar vermesi genelde 75 milyonun, özelde Kürdlerin Erdoğan’dan beklentilerini karşılamıyor.

Bilindiği gibi İsrail ile süren 3 yıllık gergin süreç İsrail’in özrü ile yerini yumuşak bir bekleyişe bıraktı. İşte tam da “İsrail Özrü” gündeme düştüğü bu günlerde Erdoğan’ın da barış süreci ve Newroz’a katkı olarak oluşan sıcak barış atmosferde İsrail benzeri açıklama yaparak pek ala Türk – Kürd barışının önünü açarak tarihe geçen Erdoğan’ın ismini pekiştirebilir.

Sayın Başbakan, Uludere (Roboski) için diyebilir ki : “ Trajik sonuçları kasti olmayan Uludere ( Roboski) olayından ötürü pişmanlık duyuyoruz. Kürd kardeşlerimizin can kaybına yol açan hata nedeniyle başta Uludere (Roboski) halkı, yakınlarını kaybeden ailelerin şahsında Kürd halkı ve bütün Türkiye halkından özür diliyoruz” derse erdemlik olmaz mı?

Dese ne mi olur? Diyarbakır Newroz’u, Öcalan mektubu, Kandil’in çağrıyı kabulüne destek olur, “barış” süreci daha ileri boyutlara taşınır. Sayın Başbakan unutmasın ki 30 yıl faili meçhule giden, 4 bin köyden 4 milyon sürgün edilen Kürdlerdi. Devlete güven sorunu varken Newroz’da Türk Bayrağı ve Öcalan’ın posterlerine takılmak çözüme çare üretmez.       

BAYRAK KRİZİ ve KÜRDÇE SIKANDALI

            Barış için çok şey beklerken ne yazık ki Türk medyası ve bazı siyasi figürler görkemli sürece gölge düşürerek kriz çıkarmayı başardılar ki günlerdir “barış” yerine “bayrak” konuşuluyor.  

Yeni sürece rağmen birilerin taşeronu Taraf yazarı (PKK’yı profesyonel ve akademisyen olarak izlemekle kendini öven) Emre Uslu; Diyarbakır Newroz’una 24 saat kala CNN TV’de “Türk Bayrağı” üzerinden ortaya attığı provoke virüsü ile Diyarbakır’daki 2 milyonluk sevinci gölgelemek için elinden geleni ardına koymadı. Başta MHP ve medya; Uslu’nun fitnesine mal bulmuş mağribi gibi balıklama atlayarak süreci gölgelemek istediler. Diyarbakır’daki mahşeri kalabalığı görmek yerine Emre Uslu ve türevlerinin fitne kokan “Bayrak” kışkırtması yazık ki bazı kesimlerde meyvesini verdi.

            Diyarbakır’da neden Türk Bayrağı yok diyenlere aslında Cüneyt Özdemir Facebook’e düşen şu satırları öylesine anlamlı bir karşılık oldu ki, fitneyi çıkaranlar bir anlayabilse:

            “ Amed’de 2 milyon Kürt barış için toplandı… Keşke 1 milyon Türk de bayraklarını alıp barış için Newroz alanına gelseydi… Emin olun ki Kürt halkı, barış sevdalısı Türkleri ve o bayrakları bağırlarına basarlardı…” Bu cevap fitne ve savaş baronlarına yeterli mi. Bizce yeter. 29 yıldır o alanda olmayan bayrağı bugüne kadar sorgulamayanlar “barış” sürecini baltalamak için niye bunu yapıyorlar?

Kürdler barışı milyonların sevgi seli ile ifade ederken; güçlü hükümet, devlet ve bayrak aşığı provokatörler coşkulu bayrama bayrakları ile niçin katılmadıklarını sormak akıllarına gelmiyor mu?

Newroz hepimizin ise AKP ve CHP barış sürecini anlamlandırmak için Diyarbakır Newroz coşkusuna bir heyet ve Türk bayrağı ile katılamaz mıydı? Barış süreciyse doğru olan bu değil miydi?

Ayrıca, Diyarbakır savcıları görkemli Newroz’a dava açmışken! Yine de bana sorarsanız Türk Bayrağı’nın sahnede bulunması anlamlı olurdu. Öcalan’ın sertliği yumuşatan söylemine, sürece uygun düşerdi. BDP’lilerin “resmi bir bayram değildi” savı realiteyse de tertip komitesi ince düşünmeliydi.

Yine de Bayrak polemiğine Atalay’ın “Bu bizim organizemiz değildi. Bu yüzden Bayrak vardı – yoktu tartışmasına girmeyiz” dedi. Ahmet Türk’ün “ Ya astığımız o bayrağı birileri indirseydi daha mı iyi olurdu” söylemi; Selahattin Demirtaş “Bayrakla sorunumuz yok” diyerek son noktayı koydular.

KÜRDÇE TERCÜME

Evet, Diyarbakır ( Amed ) şehrinde yapılan Newroz’un Final kutlamasında 100 Tahir meydanı çıkardı. Bazı TV ve Gazetelerin sitelerinde ilk gün göstermedikleri Diyarbakır Newroz’una bir de Kürdçe açıklama skandalı damgasını vurdu. Kürdçe açıklama yapılınca canlı yayın yapan bazı haber kanallarının yayınlarını kesmesi ya da bir konuğu konuşturmaları ibret verici bir sahneydi.

Kanalların bu tavrını “Kürdçe tercüman bulamadılar” diye savunanlara bir sorum olacak. 90 yıl boyunca kıyametin koptuğu bir sorun ve dile zerre merak sarmayıp, en azında barış süreci için olsun Kürd tercümana kadrosunu açmayan medyaya bu kadar ayıp yeter artar bile.

            Bizde medya Kürd kökenli ya da Kürdçe bilen kadro bulunduracağına coşku ile kutlanan Newroz kutlamalarına yer vereceğine bir kaç yerde çıkan ırkçı, şoven saldırganların görüntülerini milyonların sevgi selinin önüne geçirerek asli görevini başarı ile sürdürmeyi ihmal etmiyor.

            Kürdleri düşündüren ve de anlamakta zorlandıkları tam da bu. Türk medyası, siyaset ve devlet aklı neden 75 milyona gerçek anlamda, Newroz Bayram sevincini yaşatmak istemediğidir. Neden halkların kardeşliği ve barış istemini birlikte kutlamak ve sevinmelerini önünü kesiyor?

            Allah’tan bütün engellere rağmen gelişen teknoloji ile Kürdlerin izledikleri medyalar var da o sevgi seline katılmayanlar gerçekleri kendilerine ait ekranlardan ve sanal alemden izleyerek yaşıyor.

Diyarbakır Newrozu’na milyonlar halay çekmekten çok Öcalan’ın barış için söyleyeceklerine destek vermek için alanlara aktı. Yıllardır Kürd halkına cop ve gazı reva görenler mağlup edilmişti. Kürdler 2013 Newrozu’nda bu heyecanı yaşayarak kutladılar. Amed Newroz’unu 2013 yılı barış için Final olmasını diliyorum. Devlet ve Hükümetin finale yaraşır açılım ve iyileştirmelerle yaparak barışı kalıcı kılmasını temennisi ile dua ediyorum.

21 Mart’ta okunan mektup bir barış deklarasyonuydu. Ancak kimse 30 yıl daha siyaset yaparak Kürd halkının gizli asimilasyon ile dilinden kopartılmasını da beklemesin. Ahmet Türk’ün açıklama sonrası dediği gibi “Kürdler rehavete kapılırsa kaybeder.” Doğrudur, zaten ülkesini tek eden Kürd yok. PKK’nin silahlı elemanları bir süre sonra silahsız geri gelmek için gidiyorlar. Sıra devlette. Mesaja karşılık hükümet adım atmalı. Sürece, kardeşliğe, barışa selam olsun.