• 15.07.2013 00:00

 Hasan Cemal’ın T24’te ve tabii internet ortamında ve de bir çok sitede (milliyet gazetesinin bin misli tirajla) “Çekilme Günlükleri” okumuşsunuzdur. Bende okudum. En çok da “Derdim Neydi?” dediği bölüm ilgimi çekti.

Cemal’ın o yazılarını görmemekte ısrar eden yaygın medyanın ulusalcı, Kemalist, milliyetçi, laik, ateist (merkez) ve de muhafazakar, dinci, yandaş tamamının görmediği, görmek istemediği Hasan Cemal’ın “derdi” gerçekte insani ve de vicdani bir yaklaşımdı.

70 yaşlarında bir çok gazeteci köşesine çekilmişken o elinde Qopal (baston) ile genç gerillalar ile yarışarak “çekilmenin” canlı şahitliğin yaptığı için Hasan Cemal’a Kürd bir yazar olarak teşekkür etmek boynumun borcu olduğu için bu yazıyı yazıyorum.

Cemal yıllarca yaptığı gibi ilkeli gazetecilik yaptı. Sorunu açıklığı ile anlatmak için; hastalanma, dağlardan, uçurumlardan düşüp yaralanma; hatta ölme pahasına yaşayarak olup bitenlerin aktarmaya çalışırken; bazıları gibi ellerinde sayaçla “kaçı gerilla çıktı” muhasebesini yapanlara çok anlamlı bir mesaj verdi.

Türk aydınları ve medyası gibi devletin çizmiş olduğu resmi çerçeve içinde kalmadı. Kürtlerin yaşadığı trajediyi anlatmaya çalıştı. Korkularını, devletle karşı karşıya kalmamak için karşılaştıkları zorlukları kamu oyu ile paylaşmaya çalıştı.

Dağdaki Kürd gençleri ile dolaşırken sorunun varlık meselesi olduğunu; dilini, kültürünü, kimliğini bırakmayı kabul etmediği için dağa çıktıklarını; kimsenin kendilerini inkar etmediği yeni bir dünya, yeni bir ülke oluşturmak ve bu sorunun bir an önce bitmesi için dağlardan çekildikleri o gençlerle konuşarak, yaşayarak ve dinleyerek anlatmaya çalıştı.

Bakınız Hazsan Cemal Kürd gerillasının yaşadığı güçlükleri ve söylemek istediklerini günlerce süren uzun yazı dizisinin sadece bir bölümünde hangi cümleler ile ifade ediyordu:

“Niye geldim bu dağlara?

Çay servisi kesintisiz devam ediyor. Birazdan bir battaniyeyi başımın altına yastık yapacağım. Üstüme de kalın bir battaniye örtüp yorgunluktan bitik bir halde derin bir uykuya dalacağım. Not defterlerim de, kafamın içi de öylesine dolu ki. Bu dağlara niye geldim ki? Gerillaların nabzını neden tutuyorum ki? Ne diye konuşuyorum ki? 

Derdim, barış...

Derdim, silahların susması...

Derdim, dağdan artık ölüm haberlerinin gelmemesi...

Derdim, silahların gömülmesi...

Derdim, beş aydır dağdan gelmeyen ölüm haberlerinden ebediyen kurtulmak...

Benim derdim yıllardır böyle, barış... 

Bunun içindir ki, bir haftadır dağlarda dolaşıyorum, elinde silah olanların nabzını tutup, onların duyarlılıklarını, dip duygularını anlamaya çalışıyorum. 

Çünkü gerçek barış olacaksa, bu insanların silahtan vazgeçmeleriyle olacak, gerillanın dağdan inip evine gitmesiyle olacak. 

Ben umutluyum. 

Ateşkes ilan edildi, yürüyor. 

Çekilme başladı, sürüyor. 

Yılbaşından beri dağda ölüm yok. 

Daha ne olsun, bunca yılın kan ve gözyaşından sonra, sevinmeyelim mi?

Barışla ilgili umut beslemek ya da iyimser olmak elbette yetmiyor. İşin gerçeğine de bakmak gerekiyor. 

Demokrasiydi, insan haklarıydı, özgürlüklerdi, hukuk devletiydi, eşitlikti, anadilde eğitimdi, demokratik anayasaydı, yasalardı, işte bütün bunlar da işin gerçeği idi. 

Barışın içi nasıl dolar meselesi yani...

Bunlarsız barış hiç kuşkusuz gerçek barış, adil ve kalıcı barış olamazdı. 

Devlete, hükümete güvenmiyor dağdaki gerilla... Başbakan Erdoğan’ın bir lider olarak siyasal gücünü görüyor ama gereğini yapabilecek mi, yoksa demokratikleşme adımları konusunda ipe un serecek mi sorusunu belirtmekten geri kalmıyor. 

PKK'nın silahlı gücüyle çekilme sürecinin komutanı olan Bahoz Erdal'ın, Türk medyasına ilk röportajını T24’e verirken söylediği şu sözü unutmuyorum: 

“Şimdi silahı bir kenara koyuyoruz, bırakma anlamında değil bu...

…Dokuz yıldır dağda olan 29 yaşındaki Vanlı Tamara Warjin’in (Türkçesi, Yaşam Diyarı) sözü de kulağımda: 

“Sorun silahtan dolayı çıkmadı. Biz var olan sorundan sonra silahı kaldırdık. Şimdi sorun çözümdür!”

Ve Umut’un o sorusunu unutmuyorum: 

“Bu sürecin altından AKP kalkabilecek mi?”

Bu soru dağlarda çok yaygın. 

Tüm dikkatler Başbakan Erdoğan’a çevrilmiş durumda. Önümüzdeki birkaç aydan itibaren neler yapacak diye bekleniyor. 

Kısacası diyorlar ki: 

“Biz üzerimize düşeni yapmaya başladık; ateşkesse ateşkes, çekilmeyse çekilme... Şimdi top AKP hükümetinde... 

…Belirttiğim gibi, umutluyum ‘barış süreci’nden, ihtiyatlı ya da temkinli bir iyimserlik içindeyim. 

Bu iyimserliğim, 23 yıldır dağda olan 40 yaşındaki Gabarlı Seyda’nın sözünden kaynaklanıyor:

‘Silah araçtır, amaç değil. Barış inşallah gelecek.’

Yedi gündür dağlardan yazıyorum. 

Çekilme Günlüğü, öyle sanıyorum ki, bu kez belki bir gün aradan sonra Kandil izlenimleriyle devam edecek...”

            Evet, Hasan Cemal’ın derdi, Dağdaki gerilla ve komutanlarının derdi, Kürd halkının tamamının derdi; hatta vicdanlı Türk halkının derdi de “barış” olsun, kimsenin kan akmasın, analar ağlamasın, evlatlar ölmesin istiyor. Ama bunlar istenirken Kürdler yüz yıldır hakları için verdikleri mücadele anlaşılsın, insani talepleri tanınsın, verilsin istiyorlar.

            Kürdler artık hayal kırıklığı yaşamak istemiyor. Dağa niçin çıktıkları ve niçin indikleri anlaşılsın; barışın içi doldurulsun istiyorlar. Abdullah Öcalan’ın Nevroz çağrısındaki yol haritasında ortaya koyduğu “Demokratik Kurtuluş ve Özgür İnşa Süreci” ve de son KCK kongresinde yapılan değişiklikleri AKP ve Erdoğan anlayarak süreci bitirsin istiyorlar.

            Kürdler kendi topraklarında, şehirlerinde, köylerinde, evlerinde korkusuzca ve özgürce yaşamak istiyorlar. Analar dağlardaki çocukları evlerine dönsün istiyorlar. Başbakan Sayın Erdoğan’ın “barış” için iyi niyetli, eşitlikçi yasal ve anayasal adımlar atsın istiyorlar.

AKP’nin korucuları emekliye teşvik ediyor görüntüsü altında yeni korucu kadroları ile gençleştirme yaptığı ortada. “Barış” süreci oyalama ve aldatma politikasına dönüşerek sabote edilirse Ortadoğu’ya rahmet okutulacak çatışma olmaması için siyası baskı oluşsun istiyorlar.

            Her Kürdün bir dağ öyküsü ya da acısı var. Bu acılar ve öyküler bitsin istiyorlar. Ana kucağından 90 yaşına kadar zulüm ve silah sesleri ile geçen ömür son bulsun istiyorlar. Kürd halkı bilinç altında yer eden “devlet hiçbir zaman sorunu çözmek istemiyor” kanısı tamamen silinsin istiyorlar.

NOT: Kürdler için 13 Temmuz 1989 büyük acı bir gün. Bugün Kürt lider Dr. Abdulrehman Qasimlo'nun katledilişinin 24. yıldönümü. Dr. Qasimlo iki arkadaşıyla 13 Temmuz 1989 günü Viyana'da İran rejiminin temsilcileriyle müzakere masasındayken İranlı ajanlar tarafından Hilton otelinde katledildiler. Dr. Qasimlo, 2 şehit arkadaşı Dr. Resul ve Azeri’ye Allahtan rahmet dilerken Kürdleri katleden devletleri ve kurumları lanetliyorum.