• 4.11.2013 00:00

 Merhaba değerli okuyucularım. Biliyorum benden en çok şikâyet ettiğiniz konu yazılarımın uzunluğudur. Haklısınız, ama tekrar edeyim. Günaydın’ın resim ve iki paragraf yazı ekolünden gelen bir gazeteciyim. Ancak köşe yazısından çok Kürd sorununda analiz, tespit, yorum ve çözüm içerikli yazılar yazdığım için ister istemez uzun oluyor. Başka bir yazara ayırdığınız 3- 4 dakikayı yazılarıma 8-10 dakika ayırdığınızın farkındayım. Lütfen bu yazımı ( özellikle Kürdler) ve diğer yazılarımı sabırla, sindirerek soruna kadar okumanızı rica ediyorum.

Rahmetli babam Seydaye Melle Abdülkerim, Melle Mustafa Barzani taraftarıydı. Babam, bizden önceki neslin Kürd bilincini medreselerde faki ( öğrenci) olarak Qamışlo, Tirbespiye ve diğer Suriye şehirlerinde Kürd şair, aydın ve yazarı Cigerxwin ile birlikte okumuş aydın, yurtsever biriydi.

            Çocukluğumda Kürd konusunda babamdan kalan anılarım Sierra radyosuna bağlanan on metrelerce kablo ile Erivan radyosundan Kürd sitranları ve haberlerde Melle Mustafa Barzani’nin yaptıklarını büyük bir heyecanla dinler, takip ederken şahit olan bir evladıyım.

            Babamın siyaset akademisi gibi günün her saati yoğun olan dükkanda devamlı olarak daire şeklinde oluşan kürsülere (küçük sandalye) oturmuş yörenin aydın, âlim, bilgin, şeyh, beg, ağa,  melle, Belediye Başkanı ve bürokratları günün siyasi konularını ve özellikle Melle Mustafa Barzani hareketi, başkaldırısını ve Kürd halkı için neler yaptığını hararetle tartışır, görüş ve düşüncelerini yansıtırlardı. Sohbetlerinde hizmet eden çocukluk, gençlik, gazetecilik ve öğretmenlik yıllarında onları dinleyerek feyiz alan biri olarak Kürd sorununda düşüncelerim farklı bir şekilde yazılarıma yansıttığımı biliyorum.   

            Belki babamın söz konusu çizgisi, belki Barzani ailesinin “Kürd sorunu” için yıllarca verdikleri büyük uğraşı ve bedel nedeniyle bu aileye karşı ayrı bir sempatim, bağlılığım ve de sevgim var. Aldığım eğitim, yetiştiğim çevre ve günün koşulları her ne kadar feodal yapıya karşı duran bir konumda isem de “Barzani” ailesi söz konusu olduğunda duygularım beni başka bir dünyaya, değişik düşüncelere sürüklüyor.

            Kürd özgürlüğünde bir çığır açan Barzani ailesinin izinden giden Türkiye Kürdlerinin 1969 yılında ilk toplumsal tepki meşalesini yakan DDKO içinde İstanbul’da öğretmen okulu öğretmenim Sait Hoca’nın Kadırga Öğrenci Yurdu ve Çetin Altan’ın Beyazıt Meydanındaki Mitinglerinde bana ayrı bir yön verdi. O yıllar Barzani ailesine karşı duygularımı değiştirmese de bakışımı, yorumumu, düşünce ve analizlerimi farklılaştırdığı da bir gerçektir.

Özellikle son 30 yılda Kürd ulusunun başlattığı özgürlük çıkışı beni çok farklı etkiledi. Yeni çizgim, yeni düşüncem, yeni görüşlerim hangi parçada olurlarsa olsunlar, hangi görüş ve düşüncede olursa olsun, hatta hangi inançta olurlarsa olsunlar. Kürd halkının insani, ahlaki, demokratik, özgür, eşitlik taleplerinin yasal ve anayasal olarak dört ülkede kazanılana kadar bir birlerine karşı her ne olursa olsun cepheleşme, itişme, çekişme, kavga, dövüş, hele savaş içinde asla olmamalarıdır. Hangi şart altında olursa olsun birlikteliklerini, beraberliklerini korumalarını ısrarla savunmaktayım, savunmaya da devam edeceğim.

Bu düşüncelerimden yola çıkarak “Barzani” ve “Rojava” yazısını kaleme aldım. O kadar doluyum ki, Kürdlerin inanç, ideoloji, görüş ve düşünce farklılığı; tabii en önemlisi de aşiret, tarikat, cemaat ya da aile ve bireysel çıkar sonucu parçalanmışlık yüzünden bana göre doğan ayrışma, bölünme konularını, gereklerini ve beyhudeliğini dile getireceğim.

 

Babamın 67, benim 65 yıl; ortalama 90 yıllık hayatımız film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Yalnız babam ve benim yaşımın geçmişinde Kürd halkının yaşadıkları da film şeridi gibi gözümde canlanıyor. Bu arada halam, kocası ve çocuklarının yaşadığı Rojava, Qamışlo’yu da düşünmeden edemiyorum.

Tek düze bir yaşamım hiç olmadı. Öğretmenlik yaparken devlet memuruydum. Halk ve hak adına araştıran, yazan, haber yapan gazeteci ve yazardım. Toplumsal ilişki, araştırma, geliştirme, tanıtım dallarında reklamcı; holding basın danışmanlığı ile bu ömre birçok şeyi sığdırırken, politik zenginlikle rutinin dışına çıkan bir hayatım oldu. En önemlisi aklım erdi ereli kendimi Kürd mücadelesi içinde bulduğum için dolu ve yoğun bir tempo içinde ruhumda görevini yapmış insanların rahatlığı içinde bu günlere ulaştım.

Ha bugün, ha yarın coğrafyamızı çevreleyen bu kâbus bitecek derken zaman giderek daralıyor. Kürdler için 90 yıldır kol gezen ölüm bir türlü bitmiyor. Bırakın Türkleri, Arapları, Acemleri Kürdleri bile ikna edemiyorum. Mesleğim icabı ateşin ortasındayım. Bir kovu su döküp söndürmek için çabalarken yazık ki birileri döktüğüm suyun üzerine benzin dökmeyi ihmal etmiyor. Tek arzum ve emelim Kürdleri bu ateşten uzaklaştırmak iken, Kürdlerin kaderini birey olarak engelleyememenin derin acı ve ızdırabını yaşıyorum.

Kürdlerin önce kendilerine ve bölge halklarına yapılanları anlamalarını umutla yıllarca bekledim. 30 yıl geriye dönüp Türkiye, Rojava, Irak ve İran,’da yaşananları görmelerini, ders çıkarmalarını, pişmanlık duyarak alternatif bir yol, bir çıkış bularak kaderlerini değiştirecek bir ortak akıl yakalamalarını bekledim durdum.

Mesela şu son günlerde yaşanan olaylardan yola çıkarak olup bitenlere bir göz atalım. PKK’nin silahların susturması, geri çekilme, paket ile doğan umut ışıklarını Irak Kürdistan’ı ile Barzani ailesine ve yönetimine atfedilen Rojava ile ilgili iddialar endişe yaratıyor.

“ Suriye İç Savaşı” bütün hızı ile devam ederken. Bölge üzerinde küresel aktörlerin böl, parçala, Kürd’ü Kürd’e kırdır ve yönet geleneksel yüz yıllık plan genelde Ortadoğu, özelde Kürdler üzerinde uygulanmakta olduğu Rojava – Barzani gerçeğinde açığa çıkmakta.

Tunus, Cezayir, Libya, Mısır derken Suriye ile sıra Rojava Kürdlerine geldi/getirildi. Avustralya’dan Avrupa’ya, Kafkaslardan Körfeze Dünyanın sayısız ülkesinden, farklı ulus ve ırktan getirtilen çete sürüleri cihat için istihbarat örgütleri eliyle Türkiye sınır köylerinde eğitildikten sonra Kürdleri katletmek için para, silah, lojistik destek verilerek Rojava Kürdlerinin üzerine canice saldırmaları için teşvik edilmekte desteklenmektedirler.

Bu beklenen bir kabul ve Kürdlerin hazırlıklı olması gereken bir sonuç. Peki ya bunlar olurken çetelerin işlerini kolaylaştıran Kürdlerin yaklaşımına ne demeli? Birileri Ortadoğu’ya yeni bir şekil veriyor. Bu şekli verirken de Kürdlere tıpkı 1920’lerde olduğu gibi rol verilmek istenmiyor. Yeni Ortadoğu’da Kürdlerin rolünün ne olacağını kimse bilmiyor. Aksine Irak Federal Bölgesi ile Rojava Kürdlerini bir birine düşürmek için Ankara’da, Avrupa’da, Irak’ta, ABD’de kapalı kapılar arkasında gizli görüşmeler yapılıyor.

 

Suriye sınırında çatışmaların hiç olmadığı Qamışlo sınır hattına utanç duvarları örülüyor. Salih Müslim Irak Federe Kürdistan Yönetiminin sınırlarını aşamıyor. Bu yüzden ABD’de yapılacak toplantıya fiziki olarak ulaşmak yerine tele konferansla katılıyor.

Oğlunu şehit veren bir Kürd önderine bunu yine bir Kürd yönetiminin reva görmesi bütün Kürdlerin yüreğinde derin izler açtı/açıyor. Bu ayıbı Barzani nasıl ortadan kaldıracağı ise soru işaretiyle dolu. Kürdün Kürd’ü engelleme taktikleri hala itibar görüyor.

Türkiye’nin Rojava üzerindeki ekonomik ambargonun Irak Kürd Federe Yönetiminin eliyle kırılması gerekirken; siyasi, diplomatik destek verilmeliyken yanlış gelişmeler oluyor. Türk medyasında yazılıp çizildiğine göre ambargo meselesini Türkiye’den Irak Federe Kürd yönetimi istediği iddia ediliyor. Şayet bu bir iftira, Kürdü bir birine düşürme fitnesi değilse çok korkunç ve de birakuji kadar tehlikeli bir gelişmedir.

Yine Türk medyasına yansıyan ve yabancı basında da yer alan bir başka iddia; Kürd Federe Hükümeti başkanı Neçirvan Barzani ve Irak Dışişleri Bakan’ı Hoşyar Zebari’nin son bir hafta içinde peş peşe yaptıkları Türkiye ziyaretlerine dikkat çekiliyor.

Hoşyar Zebari ve Neçirvan Barzani Dışişleri Bakanı ve Başbakan ile saatler süren baş başa görüşmelerin ana ekseninin petrol ve Rojava konuları olduğu açık. Nitekim Kürd Federe Hükümeti Enerji Bakanı Asthi Hawramı İstanbul’da yaptığı açıklamada “Irak Kürdistan’ından Türkiye’ye 18 ay ile 2 yıl içinde yeni bir boru hattı daha planlıyoruz” dedi. Türk medyasının Rojava ile ilgili Irak Kürd Yönetimi’nin tavrını açığa çıkaran bir adım olarak gösteriliyor.

Sayın Barzani denetiminde olan Irak Kürd yönetimi PYD üzerinde Türkiye ile işbirliği politikalarını sürdürürse ne Irak Kürd yönetimi, ne de Türkiye için hayırlı bir sonuç getirir. Kimse Türkiye ile yapılacak Petrol ve Doğal Gaz anlaşmalarına güvenerek Kürd meselesini çözülmesini beklemesin. Rojava’da “el-Kaide” çeteleri Türkiye topraklarını kullanarak vahşi cinayetler işlerken Kürdler bunu sindiremez. Ambargodan sonra duvarın örülmesini Kürdler daha fazla kaldırmaz. Federe yönetim çağ dışı kalmış feodal yaklaşımlar sergileyemez.

Hak ve özgürlük arayan Kürdler “kardeşiz” dedikçe, Türk – Kürd çatışmasına zemin hazırlayanların hile ve fitneleri yetmezmiş gibi Kürd’ü Kürd’e kırdırmak için çatışma ortam hazırlanmakta. Bu tehlikeli girişime baba Barzani’yle dağlarda yıllarca mücadele veren Birez Mesut Barzani her kesten çok iyi biliyor. Geçmişte Kürdler için yaptıklarıyla tarihe altın harfler ile geçen Barzani ve yönetimi Kürdler üzerindeki bu çirkin hesabı boşa çıkartmalıdır.

Barzani Enfal hareketi ve Halepçe katliamını yaşayan lider olarak son günlerde Rojava Kürdleri için fiili uygulamaları içlerine sindirebiliyor mu? Safin Dizai “ PYD, sınırı aşıyor” söylemini hangi halkla sarf ediyor? Ayrı bir devlette, ayrı bir Kürd örgütünü hizaya getirmek kimin haddi? Federal Kürd Yönetimi feodal, aşiretsel, içgüdüm ile hareket etmekten kendini kurtarmalıdır. Bu tarz müdahaleler Kürdler arasında birlik değil ayrılıklara yol açar.

Irak Federe Kürd yönetimi ve Barzani ailesi bir “kampın” adamı değiller. 45 – 50 milyon Kürd’ün kalbinde yer eden, kendileriyle övünülen, önder ve örnek bir harekettir. Bu sevgi ve saygıyı başta Barzani ailesi korumak ile yükümlüdür. Barzani ve yönetimi davranış ve sözleri ile dört parçadaki Kürdleri incitme lüksüne sahip değiller.

 

Demokratik bir Ortadoğu, Demokratik bir Kürdistan için her türlü düşünce, görüş ve inanç özellikle “Barzani” ailesi tarafından hoşgörü ile karşılanmalıdır. Unutulmamalı ki bu çağda kimsenin kimseye baş eğme mecburiyeti yoktur. Kaldı ki Kürdler hep boyun eğdi.

Kürd önder ve siyasetçileri gergin suratlarla, ağızları köpürerek, tehdit ve korku saçan ifadelerle bir birlerini suçlayarak halkının birlik, beraberlik ve özgürlüğünü sağlayamazlar. Böylesi bir yaklaşım Kürdlerin geleceği için tehlikelidir.

Kürdlere yüz yıldır başkaları yeterince emir verdi. Kendi liderleri bari bu emri verme alışkanlığından vazgeçmeli. Kürdler önderlerine güvenmek ve inanmak istiyor. Kürd önderler artık ne padişah, ne şah, ne kral, ne diktatör ne de aşiret liderleridir. Halkın gönlünde yer eden önderler olduklarını unutmamalılar.    

Barzani’nin desteği ile Rojava Kürdlerinin geleceğini tehlikeye düşürecek bir sonucun oluşması Barzani ailesinin geçmişten günümüze olan kazanımlarını siler süpürür. AKP’nin radikal çetelere olan desteğe omuz veren Irak Kürdistan’ı görüntüsünün oluşması bütün Kürdler nezdinde çok olumsuz sonuçlar doğurur. Bu siyasette ısrar etmek Kürd hareketinin dört parçada önemli kayıplara yol açacağı görülmelidir. 

 Barzani yönetimi PYD’nin Esat yanlısı bir tutum içinde olduğu savına inanmak yerine gerçekleri görmeli. İlk günden Esat’a karşı savaşmayan Rojava Kürdleri, Esat’a destek verdiği için değil, Kürdleri mezhep savaşına sokmak istememelerinden kaynaklanıyor. Barzani, ailesi, Irak Kürd Yönetimi PYD lideri Salih Müslim ve Rojava halkı tarafından yapılan açıklamalara inanmak zorunda. Kürdler Ortadoğu’nun mezhep savaşlarına bulaşırsa özgür bir Kürdistan’ı yüz yıl daha unutmak demektir. Birez Barzani bunu görmelidir.

Kürdler Türk, Arap, Acem halklarına düşman değilken, bir birine karşı düşmanca tavır içine girmelerini tarih af etmez. Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’ın “Duvar” için hayatını ortaya koymasını nice badirelerden sonra bugünleri gören Barzani anlamalıdır.

Total’ın Hewler’de büyük petrol yatakları bulması, Türkiye’nin Kürd petrolünü Dünya’ya pazarlamak için boru döşemesi Irak Federe Kürd Yönetimini baştan çıkarmamalı. Kürdlerin özgürlüğü paraya, petrole tahvil edilirse 100 yıldır verdikleri bedelleri, şehitlerin kanını boşa çıkartacağını da unutmamalı.

Babam ile tanıdığım Barzani ailesi ve Irak Federe Yönetimi bu olamaz. Barzani ailesi Kürd meselesinde çağın ve yakalanan fırsatın gerisine düşemez. 100 yıldır Irak’a karşı hak ve özgürlük mücadelesi veren Birez Barzani, Rojava’ya sahip çıkmalıdır. Kürd halkı KDP, Irak Kürd Yönetimi ve Barzani ailesini suçlayan bir dil ve üsluba asla tahammül edemez. Barzani boğulmak istenen Rojava direnişine ve Salih Müslim’e sahip çıkmalı, destek vermelidir.

Irak Kürdistan’ı gibi ete kemiğe bürünmeye çalışan Rojava ambargo ile ilaçsızlık ve gıdasızlıktan başta çocuklar ve siviller ölmektedir. Barzani buna daha fazla seyirci kalmamalı. Türkiye’nin ambargosunun parçası değil kırmak için kendi sınırlarını ticarete açmalıdır.

 

Rojava küçük siyasi hesaplar, para ve petrole feda edilemez. Bütün Kürdlerin tek vücut haline gelmelerini en fazla Barzani ailesinin düşünmesi ve sağlaması gerekir. Rojava’ya uygulanan bir başka millete uygulansaydı, dünya ayağa kalkardı. Özellikle Nusaybin’in seçilmiş Belediye Başkanı’nın mayınların ortasındaki açlık grevine sessiz kalmak insanlık için bir utançtır. Rojava devriminden Türkiye’den çok Barzani ve Federe Kürd hükümetinin korktuğunu Türk basını yazıyor. Bunun için Neçirvan ile Zebari’nin Türk Dışişleri Bakan’ı ve Başbakan’ı ile saatlerce süren görüşmeler gerekçe olarak gösteriliyor.

Ancak unutulmasın ki Kürdlerin parçalı duruşu ve bir birleriyle uğraşması emperyalist planların hayata geçirmek isteyen güçlere hizmet eder. Duvar Türk hükümetinin, ambargo da Irak Kürd hükümetinin güvensizliği derinleştiren fiili yaklaşımlarıdır. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bu yüzyıl Kürdlerin yüzyılı olacak. Facebook gibi uluslar arası ve siyaset üstü bir kurum bilinen adreslerden aldığı emirle Kürd sayfalarını sansürlese de bir sonuç getirmez.

Rojava’yı sahiplenmek Kürdleri sahiplenmektir. Statü verilmeyen Kürd’e yaşam alanı tanımamak demektir. Duvar ve ambargo zalim çetelere destek vermek demektir. Eminiz ki bunları ne KDP, ne YNK ne Goran ne Yekgırtu ve ne de hiçbir Kürd asla tasvip etmiyor.

Irak Federe Kürd Yönetimi sorunun çözümünü Türkiye, ABD’de İran ile yeni bir Pakt arayacağına Kürdler ile diyalog kurarak arasa daha isabetli olur. Silah ve savaşla Kürd’ün hakkından gelemeyenler masa başında 20. Yüzyıldaki gibi sindirmek, susturmak istiyorlar.

Unutulmasın ki bu yüzyılda ele geçen fırsat Kürd siyasetinin, Kürd vicdanının ve Kürd dostlarının eline geçen son fırsattır. Kürdlerin kendi aralarında dayanışması, kader birliği yapması onlara özgürlük ve barışı getirir; aksi esaret, zulüm, imha ve asimilasyonu getirir.