• 17.03.2014 00:00

  Seçim öncesi AKP’nin onca yolsuzluk, rüşvet, baba oğul kasetlerine rağmen batıda, iç ve Karadeniz sahillerinde Halkın Demokrasi Partisinin (HDP) seçim araçları, parti binalarına, kendilerini yöre halkına anlatmak isteyen partililere yapılan sistemli saldırılar “barış” sürecini baltaladığını görmeyen AKP, bürolarına saldırı olunca feryat etmesi ikirciklik değil mi?

Yerel seçimler öncesi belli adreslerin ittifakıyla linçe varan, bazen 8-10 bin kişiyi sokağa döken kin ve nefret saçanlar toplumu nasıl zehirledikleri açıkça ortada. Bu saldırılar yüzünden Sayın Öcalan’ın “ümidimi kaybetmedim” söylemine bazı Kürdlerin haklı olarak şüpheli yaklaştıklarını görmemezlikten gelemeyiz.

 HDP, Batıda Türk, Çerkez, Laz ve diğer etnik gruplar ile sol kanadı içinde barındıran demokrasi, insan haklarını, sosyal devleti, yargısı bağımsız, güvence altına alınmış bir ülke düşüne kendini adamış Türk partisi olarak yakın zamanda kuruldu. Ancak BDP ve Kürdlere karşı beslenen kin ve nefret yüzünden bilinen takviyeli güç odakları kamu görevleri arkalarına bir güruhu alarak “barış” sürecini ( işliyorsa) zora sokmak istediği çok açık değil mi?

 Saldırılar HDP’nin “sol” kimliğinden kaynaklanmıyor. Öyle olsaydı diğer sol partilere de saldırırlardı. Saldırının tek nedeni HDP Türk-Kürd ittifakını savunduğu içindir.

 Dikkat edin “yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık” ses çıkarmayan vatansever kuvvetler “barış” diyenlere saldırıyorlar. HDP’nin çınar ağacı amblemi tabelalarını devlet eliyle indirip faşizan, ırkçı rüzgârlar estirmektedirler. Kaymakam, Belediye Başkanı, Polis partinin tabelasını indirerek legal bir siyasi partiyi terör örgütü gibi göstererek halkı isyana teşvik ediyorlar.

 HDP Yüksek Seçim Kurulu’nun onayı ile mahalli seçimlere katılan legal siyasi parti değil mi? Tabelasının indirilmesi; parti bayrağına çaput diye yırtılması faşist ülkelerde bile görülmüş mü? Devlet eliyle vekilleri mecliste olan partinin düşman ilan edilmesi faşistlik değil de ne? Ki HDP şemsiyesi etrafında bir araya gelenlerin yüzde 80’ni o bayrak için canını verecek insanlardan oluşuyorsa. Bu yaklaşım toplumu zehirlemek değil mi?

 Saldırıların olduğu Urla, Dikili, Karşıyaka, Aksaray, Giresun, Ordu, Zonguldak, Bolu, Fethiye, Düzce’de (Şu ana kadar olan yerler) karşılıklı bir durum var mı? Yok. HDP’lilerden kimsenin haklarını ihlal eden, kimsenin hassasiyetlerini inciten bir söz, eylem veya hakaret olmadığı halde saldırıya uğruyorlarsa ve BDP dışında, devlet, diğer partiler, İçişleri Bakan’ı sessiz kalıyorsa; susmak kabullenmek değil mi?  

 21 Mart 2013 tarihi üzerinden bir sene geçmesine 5 gün var. Belli ki bu sürede esen barış ve bahar havası bazı adresleri, kişi, kurum ve siyasileri rahatsız etmiş, paniğe yol açmış. Varlıklarını savaş, kan ve ölüm üzerine endeksleyenler, zehirlerini akıtmaya başladılar.

Batıda, insaflı ve vicdanlı insanlar kanın durması, barışın gelmesi için Türk ve Kürd ortak açılımı olan HDP binalarına, araçlarına saldırarak ve yağmalayarak toplumu zehirleyen yaratıklara sözü geçenlerin “ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” dediklerini gördünüz mü? Saldırıların orta yerinde Kaymakam, Belediye Başkanlarının yer alması ilginç değil mi?

 Hükümet, Devlet, İçişleri Bakanı bir siyasi parti olan HDP’nin özgürce siyaset yapma hakkı olduğunu; korunmaları, saldırganların yakalanarak adalete teslim edilmeleri gerektiğini bilmiyorlar mı? Biliyorlar; ama AKP 17 ve 25 Aralık operasyonlarından sonra çok korktuğu milliyetçi seçmenle yüz göz olmak istemiyor. Ve çıkardığı son yasalarla yeniden Ergenekon ve Devletin Derinlikleri ile ittifak yolu aradığı için HDP saldırılarına kayıtsız kalıyor.

Türk medyası “saldırı spontane”, “sosyal medya üzerinden örgütlenme”, “Fethiye’de Gerginlik” başlıkları ile linç olayını küçümseyerek basite indirgemekte. Oysa saldırılara maruz kalan HDP ve tarafsız çevreler olayların gerginlikten kaynaklanan spontane değil bir gücün bilinçli organizesiyle tek taraflı saldırı sonucu olduğunu ileri sürülmektedirler.

HDP üzerinden yapılan saldırılar 90 yıldır topluma zerk edilen nefret, düşmanlık, kinin dışa vurumdur. Toplumun kılcal damarlarına şırınga edilen zehrini dışarı atmanın tek yolu Kürdlere yönetilen faşist bakışın değişmesi; demokrasi ve insan haklarını kabulüdür.

Savaş ve ölüm histerisinden normalleşmeye yönlenmek gerek. Zehirlenmiş toplumla “barış” sağlanamaz. Zira 12 Eylül 1980’den beri gergef gibi işlenen kin ve öfke tohumları, Kürd karşıtı ve savaş yanlısı eğitim ve medya değişmeden bu saldırıların önü alınamaz.

Zehirlenen toplum iradeleri dışında kirli bir savaşın tarafı gibi gösteriliyor. Toplumun savaş yanlısı olması için ırkçı zehri beyinlere zerk edenler Kürd sorunu çözülmez hale gelsin istiyorlar. Yeni kurulan HDP’ye saldırıların ana hedefi BDP+HDP ittifakının alacağı yolun önünü kesmektir. Zira seçimlerden sonra bu iki parti AKP karşısına dikilerek oluşacak ittifak muhalefet boşluğunu dolduracak tek alternatif olacağın fark ettikleri için saldırıyorlar.

Bu kadar zehirlenmiş bir toplumu “çözüm” ve “barışa” ikna etmek zorken; Başbakan meydan konuşmaları ile “barış” sürecine uygun davranmıyor. Halkları karşı karşıya getiriyor. Oy uğruna sağduyu ortadan kalkmış. Esma için ağlarken kendi çocukları için üzülmüyor bile. Adeta barış sürecini “rehin” almış bir Başbakan var. Ergenekon ve Zirve katillerine özgürlük getirilirken on bin seçilmiş Kürd siyasetçiyi KCK adı altında hala içerde tutuyorlar.

HDP’nin ve BDP’nin iyi niyetine rağmen “Kürd” sorunu 90 yılın sonunda “devlet”, “hükümet”, “asker”, “bürokrasi” sorunu olmaktan çıkmadı. Topluma zerk edilen zehir batıda halkın HDP ve yöneticilerinin samimi çözüm çabalarını baltalamaya niyetliler anlaşılan.

İçte bu yüzden devlet, hükümet, AKP kendi adına suç işleyenleri koruyor ve kolluyor. 9 aydır 15 yaşındaki “Berkin Elvan’ın” ölümüne sebep olan polislerin bulunması bir yana; Başbakan Berkin ve ailesini terörist ilan etmesi tokat gibi toplumun yüzüne çarptı. Berkin’in babası Sami Elvan Burak’ın babasına “acımız bir” telefonunu ettiği saatlerde bu oluyor.

Devlet adına suç işleyenler ortaya çıkmazken; Başbakan karşıt gruplar oluşturarak halkı zehirlemeye devam ederek mi yeni Türkiye perspektifi oluşturacak? İktidarları için Berkinleri, Burakları toprağa verilmesinde hiçbir beis görmeyenler mi ülkeye barış getirecek?

Hâkime, savcıya, kamu görevlisine talimatla iş gören bir yöntemle topluma zehir şırınga eden bir sürece doğru ülkeyi sürüklüyorlar. Türkiye’yi yangın yerine mi çevirmek istiyorlar? Başta Kürdler olmak üzere bütün halklara karşı ya eşit bir yönetim; gerçek adaleti getirerek çarpık gidişi dur diyecekler ya da bu adaletsizlik ve çarpıklıkta kendileri boğulacak.

HALEPÇE; Önce çöp gibi kötü koktu. Sonra elma gibi güzel bir koku sardı etrafı. Ardında yumurta kokusuna benzer bir koku belirdi. Sonra çocukların gözleri kızardı, insanlar kusmaya başladı, insan, hayvan canlı ne varsa olduğu yere yığılmaya başladı, ağaçlar yapraklarını dökmeye başladığında artık çok geçti.

 16 Mart 1988 günü saat 11 civarında Irak Baas Rejiminin zehirli gaz bombalarını taşıyan MİG-23 uçakları, helikopterler eşliğinde Halepçe kasabasını bombalaması sonucu 5 bin Kürd katledildi, 7 bini yaralandı. Tarihin gördüğü en acı soykırımı dünyaya insanlık dersi verme iddiasındaki devletlerin sattığı gazlar ile gerçekleşiyordu. Katliamının 26. Yıl dönümünde bütün diktatörleri ve onların destekçisi devletleri lanetliyorum.