• 24.03.2014 00:00

 Newroz yeniden hayata uyanma günüdür. Yeniden diriliştir, Roj’aNu’dir ( Yeni Gündür), Tohumların hapishanesi olan kabuğundan çıktığı, nebatatın çiçek açtığı, insanların, bütün canlı mahlûkatın bayram yaptığı özgürlük günüdür Newroz.

BDP ile DTK tarafından organize edilen 2014 Newroz’u Türkiye Kürdlerinin özgürce kutladığı 2. Newroz oldu. 42 il, 130 merkez, yüzlerce beldede kutlanan Newroz’un Diyarbakır ayağı 5 bin kişiye 4 dilden hazırlanan davetiyelerle Yurt dışından 700’e yakın siyasi parti temsilcisi, parlamenter, diplomat, aydın, akademisyen, aktivist; 600 yerli ve yabancı gazeteci davet edildi. Ve 2 milyon insan ile en görkemli Newroz Diyarbakır’da kutlandı.

Neresinden başlasam bilmem ki; Abdullah Öcalan’ın 21 Mart 2013 Newroz mesajı üzerinden bir yıl geçti. TC Kürdler için adım atmazken milyonlar 21 Mart 2014 Martında aynı Newroz alanındaydı. Yine milyonlar coşkulu, istekli ama kuşkulu bir “barış” havası ve Abdullah Öcalan’ın 2. Newroz mektubunu can kulağı ile dinlediler.

            Devletin 90 yıldır Kürdleri inkârı, asimilesi, zulmü, ötekileştirme politikası bir türlü yasal ve anayasal açıdan iyileştirmeye dönüştürülmedi. Sözde “barış” sürecinin üzerinden bir yıl geçti. Kürdler dışında bu bir yılda sürece sahip çıkan, adım atan olmadığı gibi Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay itici, ucube bir Newroz mesajı vererek şunları söylüyordu:

“Kimse şiddete sığınmasın, şiddet gölgesinde siyaset yapmasın. Çözüm sürecinin hedefi terörü bitirmektir. BDP Güneydoğu’da kutlamayı anlamından çıkartıp siyasallaştırıyor” diyerek sapla samanı bir birine karıştıran bir açıklama yapıyordu. 2 yıldır polis karışmayınca kimsenin burnu bile kanamadığını göre şiddeti kim yapıyormuş? Kürdlerin binlerce yıllık bayram kutlamasını “şiddet” ve “siyaset” olarak yorumlayan zihniyetle çözüm olur mu?

            Oysa Kürdler, tam bir yıldır verdikleri şehitlere rağmen “aman süreç” zarar görmesin diye endişelerini içlerine gömdüler. CHP ve MHP asimilasyoncu milliyetçi damarla “çözüme” engel oldular. AKP ise çözümü “cenazeler gelmiyor, analar ağlamıyor” olarak niteledi.Evet, çok şükür bir yılda ölüm olmadı ama “barış” için ne yapıldı. Koskocaman bir hiç gerçekleşti.

            Abdullah Öcalan ve R. Tayyip Erdoğan’ın bir yıl önce attıkları adımlar tarihi önemde cesur, barışçıl, demokratik bir adımdı. Peki ya sonra? Boş geçen koca bir yıl oldu. Sürecin “s” sine bile geçilmedi. Sonra “paralel devlet” bahanesi ile ikinci yıla girdik. Ve süreç AKP eliyle adeta bir şantaja dönüşerek barışın önündeki engel gibi sivrildi.

            Öyle bir hal aldı ki katiller, caniler, Ergenekoncular peş peşe salıverildi, ama KCK tutsakları “dağa çıkarlar” diye ret edildi. Yetmedi davayı ret eden mahkemeye verdiler. Oysa Kürdler savaş değil barış, anayasal eşitlik, yerelde özerklik istiyorlardı. AKP’nin ipotek koyan engellemelerine rağmen Kürdlerinarzu, sabrı ve Öcalan direnci ile ikinci yılına girdiler.

            Geçtiğimiz Cuma günü 21 Mart 2014 tarihinde saat 13 te Abdullah Öcalan’ın ikinci Mesajı iki milyona yakın halka Diyarbakır Newroz alanında okundu. Mesajda ana fikirÖcalan’ın duygu, düşünce ve taleplerini içeren mektup olmasa da yumuşak bir dil kullanıldı.

            Öcalan;“ MİT ile yürütülen diyalogun, hükümetle müzakereye dönmeli. Yeni dönemin milyonların şahitliğinde başladığını, silah değil siyaset gerektiği. Barışın savaştan zor olduğu için sabır etmeli. Darbelere karşı (cemaatin dâhil) dik duruş gerekir” gibi çağrısı oldu. 

            Yani hükümete kredisini devam ettirdi. MİT’in, Hükümetin ve devletin gözetiminde hazırlanan mektup ancak bu kadar olurdu. Hükümetin “süreçle” ilgili bir yol haritası olmadan, şeffaflık başlatılmadan Kürd sorunu çözülür mü? Tabii ki hayır.

            Neyse Abdullah Öcalan’ın mektubunda gördüğüm önemli mesajlara geçecek olsam:

            “ Savaş ateşini geçtiğimiz Newroz’da söndürmüş, barış için dirilişin meşalesini yakmıştık. Önümüzde yakıcı cevap bekleyen şey, darbelerle mi yoksa radikal bir demokrasi ile mi yolumuza devam edeceğiz. Diyalog süreci yeterince test edildi. Gelinen noktada müzakere sistematiği için yasal çerçeve kaçınılmazdır.

Direnirken korkmadık, barıştan da korkmayız.Barış yolculuğumuz Oslo'dan Paris'e, Gever'den Lice'ye, KCK operasyonlarından hasta tutsaklarımıza dönük zalim tutuma varana değin birçok saldırıya maruz kalmıştır. Kirli oyunları bozan, Gladyo hâkimiyetini sarsan, boşa çıkaracak olan harekettir;  yani sizlersiniz. Sorumlu bir dil ve üslup birçok ırkçı psikolojik harp metotlarını boşa çıkaracağı gibi büyük barışımızın da temel karakteri olacaktır.

Barış, başta Rojava olmak üzere tüm bölgede ancak demokratik anayasal çözümlerle pekişecektir.Irkçı, ayrımcı, üstenci ve kan kokan nefret söylemlerine karşı bin yıllık kardeşlik serüvenimizle Türkiye halkları en etkili cevap olacaklardır” dedi.

Benim dikkatimi çeken “müzakere” için bir ipucu vermemesi oldu. İkincisi Belediye seçimlerine değinmemesiydi. Seçimlerin “barışla” ne ilgisi var demeyin. Kürd coğrafyasındaBelediye Başkanlıklarını yüzde 75 – 80 oranında oy alırlarsa çok şey değişir. Bir tarih hocası olarak iddia ediyorum ki Osmanlı ve dahi TC tarihsel perspektif içinde diyalog ve müzakereyi güçlü karşıtları ile yapa gelmiştir. Üçüncüsü HDP’ye yapılan saldırılar için tek kelime etmedi.

            Kürdler Belediye seçimlerinde tek çatı altında birleşir ve yüzde 80 oy alırlarsa devlet, hükümet gerçek bir “barış” ve “müzakere” için kapıları aralamak zorunda kalır. 90 yıldır Kürdleri oyalıyorlar. Niçin; elli parça oldukları için. O yüzden hakiki bir barışı yakalamak, demokratik, eşit bir gelecek için yol seçimlerde verilecek oydan geçeceğini unutmayın.

Sonuç;30 Mart seçimlerinde Kürdler birlik direnci sergilerlerse (ki başka şansları yok) coğrafyalarında kendi kendilerini yerelde de, genelde de yönetme imkânını yakalarlar.

CejnaNewroz’ePirozbe. Halkların Newroz’u kutlu, mutlu ve umutlu olsun!

22 Mart Dünya su günü 800 milyon insanın temiz su içmediğini, dakika da yedi çocuk suya erişemediği için öldüğünü unutmadan sahip çıkın.