• 11.05.2014 00:00

 “Kalkınma ve Özgürlük" konusu her zaman ön plana çıkardığım olmazsa olmazımdır. “Özgürlük” olmadan” kalkınma” olmaz derim. Bunu güçlendirecek ek bilgilerden yoksun olduğum için görüşlerimi bilimsel bir araştırma ile destekleyen verilerden yoksundum. Ta ki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında sevdiğim bir arkadaşımla konuyu açana kadar.

Arkadaşım Hintli bilim adamı Amartya Sen’i adres gösterdi. Bilim adamı Sen’e 1998 Nobel Ödülü’nü kazandıran “Özgürlükle Kalkınma” kitabında “kalkınmanın” etik boyutu iktisat biliminde “özgürlük” için vazgeçilmezliği vurgulamış. Kalkınmanın, gayri safi milli hasıla’nın ötesinde, insani özgürlükler bağlamında tanımlanması gerektiğinin altını çizmiş.

Peki, Sen için bu ne anlama gelmektedir?

Kalkınmayı insanın yararlandığı gerçek özgürlükleri genişletme süreci olarak tanımlar.

Konuyu açacak olursak; İnanılmaz bolluk, gelişmeye karşın, olağanüstü bir yoksulluk, yoksunluk ve baskının bir arada yaşandığı çarpık bir dünyadayız.

Günümüzde hemen tüm dünyada, özellikle de Ortadoğu gibi ülkelerde ekonomik büyüme olmadan toplumsal gelişmenin de, bireysel refahın da mümkün olamayacağı; yoksulluğun, insanların da toplumların da elini kolunu bağladığı kabullenilmiş gibidir.

Yoksulluğun yakıcı hal aldığı durumlarda temel öncelik "hayatta kalma"ya verilir, demokratik hakları öne sürülmesi ise "lüks" olarak görülür. Oysa kıtlıklarda binlerce insanın yaşamını yitirdiği ülkeler arasında tek bir demokrasi örneğine rastlamazsınız. Yine aynı şekilde bir tek demokraside kıtlık yaşandığı görüldüğü vaki değildir.

Amartya Sen kitabında: az gelişmişliğin, Üçüncü Dünya ülkesi olmanın bir kader olmadığını çok basit ama somut örneklerle ortaya koyuyor ve bu kaderin aşılmasının hayal olmadığını söylüyor. Aristoteles'te Adam Smith'e, Rawis'tan Marx'a, Malthus'tan Nozick'e, Konfüçyüs'ten Pareto'ya ekonomi ve özgürlüğe ilişkin hemen her görüşü; Hindistan'dan ABD'ye, İngiltere'den Çin'e, Kanada'dan Bangladeş'e pek çok uygulama örneğini ele alıp inceliyor ve insanı temel alan bir siyaset tarzının imkanları üzerinde düşünüyor.

Kalkınmanın en etkin aracının özgürlük olduğunu, bu yüzden başlıca amacının da özgürlük olması gerektiğini öne sürerken, kalkınmanın temelini oluşturan nedenler üzerine kamusal bir tartışma başlatıyor ki bu tam da benim yıllardır kafamda şekillendirdiğimdir.

Olay şu: Bir ülkenin kalkınmasıyla basın özgürlüğü arasında doğrudan, (dolaysız) bir ilişki var. Hükümetler, politikacılar, her ne kadar “kalkınma” kavramını sadece ekonomiyle, sayılarla değerlendirmeye meyilliyse de bu sav doğru değil.

Artık “kalkınma” deyince kimse kaç AVM’niz, kaç gökdeleniniz var diye bakmıyor. Cinsiyet eşitliği, kadının özgürlüğü, eğitim oranı, fırsat eşitliği, çocuk ölüm oranı, çevresel ve ekolojik dengeyi sağlamak, sanatın yaygınlaştırmak, ırkçılık ve nefret söylemini geriletmek, ayrımcılığı ortadan kaldırmak, bireysel hak ve özgürlükleri etkin kılmak, düşünce ve basın özgürlüğü önündeki engelleri gidermektir. Dünya bunlara bakıyor ve bunlarla ilgileniyor.

Kalkınma bir yıldan diğer yıla ülke ve bireyin gelirlerinin rakamsal olarak artışını gösteren derin içeriği olan bir kavramdır. Ancak bu rakamsal artış birey özgürlüğünün de aynı oranda artırmıyorsa bir anlam kazanmaz. Yüksek gelirli bir ülkenin vatandaşları aynı gelire sahip değillerse; ülke ve bireyin geliri aynı oranda gelişmiyorsa buna kalkınma denemez.

Yüksek yaşam standartlarına sahip olmak için zengin bir ülke olmak gibi bir gereklilik yoktur. Sağlık ve eğitim standardı yüksek olmayan zengin bir ülkede, bireyin özgür olmaması söz konusu olunca buna kalkınma denmez. Suudi Arabistan, Katar vb. ülkeler çok zengin ama birey olarak özgür ve beklenen eğitim verilmediği için kalkınmış, üreten ülkeler değiller.

Ki bireysel hak ve özgürlükler dinimizin ve kutsal kitabımızın merkezinde oturmakta. Mesela başkasının zorlaması, ya da bireyin hür iradesi olmadan “iman” bile dinimizde geçerli sayılmaz der Sen. Sen, devamla: “ Örneğin Firavun’un gücü ve kudreti yerinde iken Haz. Musa Mısır’ı ona dar etmiştir” der. Yani özgürlük bütün güçlerin üstündedir.

Sen’in ifadesi ile sonuç olarak; bireyin rengine, diline, dinine ve cinsiyetine bakılmaksızın hak ettikleri özgürlük alanı genişletildiği sürece bireylerin potansiyel kapasiteleri artacağı için aynı oranda kalkınma gerçekleşecek. İşte ülkemizde halkların, bireylerin, özelde Kürdlerin devletten, hükümet ve iktidarlardan bekledikleri tam da budur. 

KUTLAMA 1: Bugün uzun yıllardır yazarlık yaptığım Gever ile ( Yüksekova Haber’de) akrabalık düzeyinde ilişkimizin pekişmesinin mutluluğunu yaşıyorum. Sevgili kardeşim Sait Yıldız’ın kızı Avukat Şükran Yıldız, Dıri aşiretinden Cimşit Bey’in oğlu avukat Sedat Düşünmez ile Batman’da yapılan coşkulu bir düğünden sonra geçtiğimiz Cumartesi (10 Mayıs) günü  Gever’in merkez köyü Zeril (Altınbaşak) de düğünleri vardı. Amca olarak bu mutlu anlarında yanlarında olamadıysam da Yüksekova Haber’den Erkan Çapraz ve ekibinin temsili nezaketi beni ziyadesiyle mutlu etti. 1463 kilometre uzaktan iki gence hayat boyu mutluluklar dilerken, iki aileyi de candan kutluyorum.   

KUTLAMA 2: Yüksekova Haber’in dünyanın en büyük uluslararası online aktivizm yarışması Bobs’da Türkçe içeriklerin yarışarak halk oylamasıyla belirlenen “Türkçe de Halkın Tercihi" kategorisinde oyların çoğunluğunu alarak birinci oldu. Yüksekova Haber’in yazarı olarak başarıdan onur duyuyor; Çapraz ailesi ve tüm çalışanlarını kutluyorum.