• 18.05.2014 00:00

 13 Mayıs saat 15.30 da Soma’da ölümle gelen toplu cinayet, bir katliama dönüştü. 300’ü aşkın kömür işçisi ihmalin kurbanı oldu. Katliama uygun acıyı paylaşmayı beklerken 76 milyona Başbakan’ın o anlaşılmaz açıklaması ile şok oldu. “Bu işin fıtratında ölüm var” dedi. Hem de 200 yıl önce olan bir kazadan örnek vererek yaklaşımını güçlendirmeye çalıştı.

            Oysa olan dehşet verici bir işçi katliamıydı. Kaza falan da değildi. İşin fıtratı idiyse o zaman niçin 3 günlük yas ilan ettiniz? Ama hayır bu tam anlamı ile toplu bir iş cinayeti, hatta katliamdı. Öyle ki Dünya kömür kazasına geçecek boyutlarda bir katliamdı. Ne yazık ki bu katliamı, bu cinayeti müminlere sabır, tevekkül, kardeşlik, fedakârlık, sükûnet tavsiye ederek geçiştiren Diyanet Cuma hutbesinde Allah’a havale ediyordu.

            Ne Başbakan, ne Hükümet yazık ki Diyanet’te bu korkunç katliama layığı ile acıyı paylaşmıyordu. Acıyı paylaşmak bir yana Hükümetin ve Bakanların istatistiklere bel bağlayıp şurada şu kadar ölüm olmuş deme gafletinde bulunmaları, olayı hafife alıyormuş gibi algılandı ve onları biraz daha çıkmaza soktu.

            Hiç kimse şu gerçeği göz ardı edemez. Ülkede oluşabilecek büyük olaylar, afetler ve de katliam gibi kazaların tek sorumlusu ve hesap vericileri hükümetlerdir, Başbakan’dır ve de Bakanlardır. İhmali yerinde denetleyip sorumlularını ortaya çıkarmak öncelikli sorumlulukları ve de görevleri iken; hatta istifa etmeleri gerekirken savunma pozisyonuna geçemezler.

            Unutmayın ki 300’ü aşkın insan karanlık madenlerde diri diri toprağa gömüldü. Yüzlerce annenin, babanın, evladın yüreğine kor ateş düştü. İnsanlığın en büyün kömür felaketi bizi buldu. Yavrularını kaybeden aileler nefes alamıyor, boğuluyorlar. Beyaz sedyeyi canından daha kıymetli gören mütevazı, alçak gönüllü gençleri yitirdik.

            Bütün bunlar başımıza kar hırsı ile sırtlarını devlete dayanarak ticaret yapanlar yüzünden geldi. 76 milyon onlara bir şey söylemenizi bekliyor. Sebze, meyve çürümesin diye saklanan soğuk hava depolarına genç bedenler kokmasın diye istiflendi. Bu halk, o anne ve babalar Başbakan, Hükümet ve işverenden bunları görerek hassasiyet göstermelerini bekliyordu. Öyle sıradan, olağan bir şey değildi Soma’da olan; olağanüstü bir katliam, bir cinayetti. Yani bu halk işin fıtratında değil, ihmalinde di.

            15 yaşındaki çocuk var mıydı, yok muydu peşinde koşulacağına işverenin ihmallerini, hatalarını, yalanını sorgulasaydınız acılar biraz daha azalırdı. İhmal varsa (ki var) üzerine gideceğiz deseydiniz, bu tür olaylar her yerde olabilir, ama bizde olmamalıydı deseydiniz, yani “fıtrat” kelimesini hiç kullanmasaydınız; Ve kurtarma için değil, ceset çıkarmak için olan çabayı “her şeyi gayet güzel yaptık, çok başarılıydık” demeseydiniz daha makbul karşılanırdınız. Belki daha az protesto edilirdiniz. Polisin yerde sürüklediği vatandaşa müşaviriniz tekme sallamasaydı belki bu katliama rağmen sert eleştiriler almazdınız.

            Yazık, ne yazık ki cinayet gibi bir katliam sonucu ölen 300’ü aşkın genç madenci olayında “fıtratında” diyen bir Başbakan ve Hükümet olarak anılacaksınız. Gezi’de de berbat bir yönetimden daha kötü bir konuma düştünüz. Hükümetinizin geleceğini değil de; ölenlerin ailelerinin acılarını ciddi bir duyarlılıkla paylaşsaydınız belki saygınlığınızı yitirmezdiniz. Ama saygınlığınızı yitirdiniz. Bu gidişle de zor toparlanırsınız.

Madenlerde ölen bütün işçilere Allah’tan rahmet, kederli ailelerin acılarını paylaşarak sabır diliyor, 76 milyonun başı sağ olsun diyorum.