• 31.05.2014 00:00

 Son günlerde Lice kırsalında meydana gelen olaylar üzerin devlet mahreçli kumpas, psikolojik savaş sahneleniyor. Kürd çocukların dağa kaçırılıyor iddiaları. 18 yaş altı çocuklar diyorlar ise de bu arada 20 ve üzeri çocuklardan da söz ediliyor.

            Kimse fitne çubuğunu yakmadan, iftira ateşine odun taşımadan “çocuk askere” öteden beri karşı çıktığımı bir çok yazımda ifade ettiğim belirterek yazıma öyle başlayayım.

            Bilindiği gibi son aylarda baş gösteren Kalekol (karakol) inşaatlarına Kürd halkının çok yoğun bir tepkisi var. En basit anlamı ile “barış” olacaksa “Kalekollara” ne gerek vardır. Bir sorun varsa o sorunu tetikleyen değil azaltan argümanlara sarılmak gerekmez mi?

            Ama AKP hükümeti ve devlet ne yaptı? Kalekol olayında geri adım atacağına giderek inşaatlarına hız verdi. Karşı çıkan Kürdleri sindirmek için de Kürd annelerini kullanarak çocuk kaçırma adı altında “psikolojik savaş” taktiklerine başvurdu.

            Örnek mi; 24 yaşında Eskişehir’de Tarih Bölümü Öğrencisi Filiz Aydemir’in annesi Xece Aydemir’in “çocuk asker” tepkisi veren annelerin içinde olması nasıl izah edilecek? Bu iddia ne kadar inandırıcı. Uluslar arası kurumlar PKK ya da KCK ye katılma koşulunu biliyor.

            30 yıldır PKK her fırsatta (ki son olayda da açıklama yaptı) yaş sınırını uluslar arası kuruluşlar ile yapılan anlaşmalar ile bunu belirlediğini ve TC dahil herkesin bildiğini açıkladı.

            PKK, “asker çocuklar” konusunda net tavrını belirlemeseydi bir tek Kürd anne, babası bu örgüte bir tek çocuğunun katılmasına asla yanaşmayacağı gibi, müsaade de etmezdi.

Unutmayalım ki 30 yıllık acımasız kirli savaşa rağmen “asker çocuk” yaklaşımına en çok karşı çıkan ve aralarında mesafe olan Kürd halkının ta kendisidir. Öyle ki bir çok aile, hatta örgüt bile çocuklar dağda olacağına Türk hapishanelerindeki insansızlıklara rağmen “çocuk asker” olgusuna ve yaklaşımına karşı göz yaşlarını içlerine akıtarak karşı çıktılar.

Bu gerçekliğe karşın o “çocuk asker” karşıtı olduğunu seçim meydanlarında dille getiren başta Başbakan, Hükümet ve Devlet 30 yıldır öldürülen, okul yerine hapishanelerde ırzlarına geçilen Kürd çocuklar için ne yaptıklarını söylesinler de inandırıcı bulalım.

O zaman ben, sen, o; biz, siz, onlar varsa PKK ya da KCK elindeki 50 – 100 çocuk için elimizden geleni yapalım ki; BDP Eşbaşkanı Selahattin Demir hemen olaya müdahil oldu. O yüzden kimse fitne mühendisliğine soyunmasın.

Bana sorarsanız bu günlerde aniden ortaya çıkan “çocukları dağa kaçırma” toplum mühendisliği AKP’nin Ağrı seçimleri için pişirip Kürdlerin önüne koyduğu “psikolojik savaş” için planlandı. Yanisi AKP ve Başbakan “çocuk asker” adı altında seçim için timsah gözyaşı döktüğü o kadar açık, o kadar belli ki, anlamamak için saf, aptal olmak gerekiyor.

Dedim ya şayet samimiler ise ölen, hapislerde çürüyen, açlık ve sefillik içinde yaşam savaşı veren Kürd çocukları için kıllarını kıpırdatsınlar ya! Olumlu bir adım, kapsayıcı gerçek bir yasa çıkarsalar ya. Ama hayır manipülasyon, demagoji, Ağrı’da oy almak ve daha bilmediğimiz bilmem ne proje ve arzuları için gündem yaratmaya kalkışmasınlar.

Yetti artık, “edi besse” uygulanan “psikolojik savaş” taktiklerini sorgulamadan kabul edecek bir Kürd halkı yok. Kürdler söylenen her söz, atılan her adım, yapılan uygulamaların hangisi samimi, hangisi samimiyetsiz olduğunu çok iyi biliyorlar.

Tabii ki Diyarbakır’da çadır kuran annenin yüreğini ve kuşkusunu anlıyoruz ve de verdiği tepkinin yanındayız. Varsa çocuk aileler ailelerine geri getirilsin; ama Türk devleti o çocuğun gırtlağına da sarılmadan rahat bıraksın. Muhbir yapmak için siyaset mühendisliğine soyunmasın. Ailelerin eylemlerine çocuklar üzerinden PKK’yi köşeye; Kürdleri sindirmek ve sıkıştırmak için mal bulmuş Mağribi gibi timsah gözyaşları dökmesin.

Kürd halkı Kürd çocuk ve kadınlarına karşı yapılan orantısız güç kullanımında Sayın Başbakan’ın “Çocukta olsa, kadın da olsa bizim için fark etmez” sözünü; 7 gün önce sınırda çocuklarının gözü öldürülen Kürd kadını için tek laf etmeyenleri Kürd halkı unutmuş değil. Biz onların derdinin Kürd çocukları olmadığını çok iyi biliyoruz. Bunu bilmelerini istiyoruz.

Tekrar söylüyorum, PKK Cenevre sözleşmesin uyacağını 30 yıldır söylüyor. Ama yine de iddia doğru ise o çocukları güvenli bir şekilde getirmeye Kürd siyasetçiler söz verdi. Ölü çocukları (yüzlerce örnek var) terörist ilan edenlerle “barışın” geleceğine inanmamızı kimse beklemesin. “Barış”, “süreç”, “çözüm” sözcüklerinin için doldurmayanlar iyice düşünsün.

 Kuşku yok ki Ağrı seçimlerinde bir ilde seçimi kazanmak için “çocuklar” üzerinden Kürd hareketi ve legal siyaset yapanları itibarsızlaştırmak isteyen “soğuk savaşın” tek aracı olan “psikolojik harekat” için Kürd anaları devreye konmuştur.

Ben Kürd siyasilerin bu harekatı boşa çıkarmaları için gereğini yapacaklarından hiç mi kuşkum yok. Cihat için eline silah verilen on binlerce Müslüman çocuklar için tek kelime etmeyenlere Kürd siyasetçileri ders vermeli ve o anaların yüreği ve gözyaşlarını soğutmalılar.

Anaların ak sütleri gibi temiz, berrak, saf olan gözyaşlarını akıtmayalım. Ölü çocuklar üzerinden anaları yuhalatanlara fırsat vermeden “kaçırılan çocuk” fitnesini boşa çıkartmalıyız.