• 29.09.2014 00:00

 Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan New York’ta “IŞİD Terör örgütüdür” dedi. İyi de o “terör örgütü” denilen teröristler Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde sınırdan Türk askerine  250 metrede mesafede devriye görevi yapıyor ve Türk askeri o teröristleri sadece seyrediyor. Yine BM’de konuşmasında çocuklardan söz etti. İyi de IŞİD canavarının elinde yüzlerce Kobani’li Kürd çocukları rehin olarak tutuluyor ve her an bir katliam yapabilirler.

Başbakan Yardımcısı Erdoğan’ın akıl hocası Yalçın Akdoğan ““Kurşun sıkacak mısınız sıkmayacak mısınız başka bir şeydir, askerî olarak işin içinde olmak başka bir şeydir” açıklaması ile devletin ve de AKP hükümetinin IŞİD’e bakış açısını sergiliyordu.

Rojava’da sadece PYD, PKK değil; eli silah tutan yaşlı, genç, kadın her kesin IŞİD canilerini topraklarına sokmamak için mücadele vererek var olmak ya da yok olmak gibi hayati günler yaşarlarken; Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan New York’ta “Bölücü Terör örgütünün kolu da (PYD) söz konusu IŞİD’le mücadele olduğunda ortadan çekiliyor” diyor.

Bunu hangi zemin ve zamanda söylüyor? “Bölücü” dediği Kürdler ile hem devlet, hem de hükümet olarak görüşme yaptığı bir süreçte. Bunu ne zaman söylüyor? Caniler karşısında mücadele veren Rojava Kürdleri saldırı altında toprakları IŞİD tarafından işgal edilip yüz binler ile çocuk, kadın, yaşlı canlarını kurtarmak için sınırda Türkiye’ye sığınırken söylüyor.

Ne söylüyor? “Açılım” ve “barış” adını verdiği “süreç” içinde saldırıya uğrayan mazlum halka “bölücü” diyor. Bu söylemlerden sonra Türk askeri 250 metre mesafede devriye gezen, Kürd köylerinde katliam yapan, yakan, yıkan cani IŞİD çetelerine karşı sessiz kalmayıp ta ne yapsın?

Oya Baydar’ın dediği gibi Rojava’da Kürdler Türkiye sınırını bütün dünyanın cani, katil, vahşet uygulayan çete gördüğü IŞİD’e karşı savunurken Hükümet Kobani saldırıları karşısında pervasız açıklamalar yapıyor. IŞİD’in Kürd bölgesi Kobani Kantonunu insansızlaştırma politikalarına “insani yardım” adı altında gösterilen uluslar arası tepki üzerine sadece sınırda fiili oluşan göçlere açmaktan başka bir şey yapmadı, yapmıyor.

Lübnan medyasında yazılan ve Türk Medyaya yansıyan belgeli, IŞİD canilerine sağlanan imkan; yaralılarının Türk hastanelerinde görüntülü tedavileri var. Bir başka İddiaya göre Türk devleti demiryolu ile canilere silah desteğini veriyor. Bu yaklaşım Türk siyasetinin Kürd politikasında iflasa götürmez mi?

Bir avuç Türkiye Kürdü dünyaya katliamı duyurmak için sınıra giderek insan zinciri oluşturmasına hükümetin verdiği emirle binlerce polis, asker, jandarma, panzer, tank ve zırhlı araçlar ile günlerdir insanlar üzerine gaz bombası, tazyikli su sıkılarak sınıra yaklaşmalarına meydan verilmiyor. Tel örgüleri yıkıp Kobani’ye moral verdikten sonra geri dönenlerden pasaport soruluyor, gruplar halinde alınırlarken tutanak tutulup mahkemelere gönderiliyorlar.

Çaresiz kalan Kürt milletvekili Aysel Tuğluk tepki olarak taş attı diye Sayın Başbakan Davutoğlu’nun öncülüğü ile linç ediliyor. Sınıra 250 metre mesafedeki 3 köye bayrak diken, devriye gezen IŞİD militanlarını görmeyen Türk medyasının kalemşorları Aysel Tuğluk’u hedef tahtası yapıyor. Sanal medyada olmadık hakaretler, saldırılar ve aymazlıklar yapılıyor.

Bütün bunlar olurken KCK eş başkanlığı “ IŞİD’in Kobane’ye saldırısıyla ortada bir çatışmazlık durumu kalmamıştır” dedi diye. “Kürdler barış istemiyor” savı ile her zamanki bahane ve tutarsızlıklarını sergilemekten geri kalmayan bir hükümet ve devlet var karşımızda.

Söyleyin Allah aşkına böylesi bir devlet anlayışı, böylesi bir hükümet yaklaşımı, böylesi bir Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan açıklamaları oldukça Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye sınırında Kobani kantonunda IŞİD katillerini 250 metrede seyretmeyip de ne yapsın? Ben TSK komutanları, o orduda yer alan askerlerin ile vatani görevlerini yapan Kürd kökenli erlerin içlerine sindirerek IŞİD katillerini 250 metre mesafeden seyretmekle yetineceklerine inanmıyorum. İnsan olan zaten bunu kabullenmez.

Kobani’de insanlık dramı yaşanırken, kent üç taraftan üstün silahlı çeteler tarafından kuşatılmışken Türk devletinin emrindeki asker olup biten kanlı saldırılara seyirci kalması tam bir trajedidir. Hükümet saldırılar IŞİD üstünlüğü ile sonuçlanırsa nasıl hesap verecek?

PKK ve PYD’ nin IŞİD karşısındaki başarıları batı nezdinde stratejik kazanım sağlaması Türkiye’yi tedirgin mi ediyor? Zira Türkiye IŞİD Irak Kürdistan’ına saldırdığında da sessiz kalmıştı. Bu yüzden Kürdler sürecin samimiyetini ciddi olarak sorguluyorlar. 

Korkunç bir iddia var ki tüyler ürpertici. Türkiye IŞİD saldırılarına İki sebepten sessiz kalıyor. Birincisi, IŞİD’in bölgeyi insansızlaştırarak Kürd topraklarına yerleşerek  “Kobani Özerk Yönetimin” önünü kesmek. İkincisi, saldırıları gerekçe göstererek BM ve ABD ile AB ülkelerini “tampon” ya da “güvenlik” bölgesine iknaya mecbur etmek. Tampon Kürdistan’ın işgali demektir. İnsansızlaştırmak kanı üzerinde politikalardır. Türkiye altından kalkamaz.

Rojava’yı boğarak, ezerek Suriye Kürdleri üzerinden “açılım” denilen süreçte Türkiye Kürdlerine gözdağı vererek sonuç almak istedikleri iddia ediliyor. Bunu gören Kobani’li yöneticiler ve Meclis üyesi Ayşe Efendi yaptığı açıklama ile şunları söylüyor:

  “ Dünyanın her yerindeki Kürd halkı Rojava için tepki vermeli. Türkiye ve Suriye Kürdleri iç içe bir halk ve çoğu akraba. Ser Hat, Bin Hat diye sanal sınırlar anlamını yitirdi. Kaotik süreçte Kobani IŞİD saldırıları sonucu düşerse fatura Türkiye’ye çıkar.

Türkiye fatura kendisine çıkmasın istiyorsa IŞİD’e karşı fiili tavır alarak Kobani’yi rahatlatmalı. Ayrıca Barzani’den Kobaniler olarak gıda talebimiz yok. IŞID’a karşı silah ve savaş mühimmatına ihtiyacımız var. Kobani’nin iradesi Kürdlerin özgürlüğüdür. Bu irade olmasaydı IŞİD’in üstün silahlarına karşı bir saat Kobani’yi savunamazdık. Kobani’nin üzerine gelen uçaklar IŞİD’i bombaladığı da yalan. Dünya bu konuda aydınlatılmalı.”

Türkiye Kürd meselesinde samimi çözümü istiyorsa Rojava siyasetini değiştirmeli. Süreç bu şekilde devam edemez. Ortada fiili bir durum var. Binlerce TC vatandaşı sınırdaki tel örgüleri yıkarak Rojava’ya gidiyor. Hükümet bu gelişmelere sessiz kalamaz. Türkiye IŞİD ile kirli ilişkileri ortaya çıkmaması için politikasında ısrar ediyor iddialarını çürütmenin yolu Kobani için yükselen sese kulak vererek IŞİD’e açık tavır alması ile mümkün olabilir.

Sonuç; IŞİD gibi şeytani bir güruhla Türkiye yol alamaz. Devlet ve hükümet Kürd fobisinden sıyrılarak bu coğrafyadaki bütün kültürleri, inançları, dilleri yani Türk, Kürd, Laz, Çerkez, Boşnak, Arap; Ermeni, Rum, Yahudi; Sünni, Alevi, Ezidi hemen herkesi kucaklarsa; IŞİD’in Kobani çevresinden uzaklaşması için elini taşın altına koyarsa Türkiye için, bölge için her şey yoluna girer. Değilse Türkiye’nin de kıyameti yakındır.