• 17.11.2014 00:00

 Kürd milletinin 200 yıldır var olan makûs talihi, belki de kaderi değişiyor mu? Son iki aydır görüntü o. IŞİD vahşi çetelerinin saldırıları, özellikle Kobane kuşatmasından sonra iyice belirginleşti. Dünya halkları mazlum Kürdlerin IŞİD karşısında destan yazdıran büyük kahramanlık sayesinde onları tanıdı. Rojava’nın genç kız ve erkek savaşçılarına haklarını teslim ederek “Kürd’e sempati” ötesi, “itibar” “sevgi” ve “destek” olgusunu bizzat yaşadım.

Ankara’da çok sevdiğim yöneticisi bir arkadaşım var. Bakanlık makamında kahvesini yudumlarken masasında bir davetiye demedi gözüme çarptı. Bayanlara yönelik etkinlikti. “Bende davetli miyim?” diye takılınca; “neden olmasın” diyerek bana da bir davetiye verdi.

Doğrusu kadınların sürdürülebilir girişimcilik çabalarını kapsayan hikâyeleri meslek icabı her zaman ilgimi çeker. 5 yıldızlı otelin konferans salonuna gittiğimde tıka basa kadın doluydu. Flaşlar patlıyor, onlarca kamera çalışıyor, Bakan, Müsteşar, Genel müdür herkes var.

Ne zaman protokol konuşmaları bitti, üst yöneticiler salonu terk etti, derman için bir tek kamera, bir tek gazeteci salonda kalmadı. Oysa gerçek haberler tam da bundan sonra başlıyordu. Ama medya haberin değil Bakan ve iktidara yalakalık peşindeydi anlaşılan.

Neyse, asıl konumuza dönecek olursak; ilk bölümde sahneye çıkan kadınlar, hiçbir yerden destek almadan bireysel girişimleri sonucu bugün nasıl istihdam yaratan birer işveren olduklarını anlattılar. O kadar ilginç hikâyeler vardı ki; düzenleyici üç kurumun yetkililerine “bu konuşmaları kitaplaştırmak için bir çalışma olacak mı?” Soruma “hayır” cevabı alınca üzülmedim desem yalan olur. Çünkü bizde hiçbir zaman bir şey dört dörtlük yapılmaz.

Kahve molası verildiğinde benimle beraber 10-15 erkek dışında 300’ü aşkın kadın içinde davet eden kadın dostum ve 2-3 kişi dışında kimseyi tanımıyordum. Şık ve entelektüel sakalım da olmasa çoğu genç girişimci kadınlardan kimse benimle ilgilenmezdi.

Bir ara zenci bir Afrikalı erkek elini uzatarak tanışmak istediğini söyledi. İngilizce konuştuğu için sohbetten haz alamıyordum. Etrafıma bakındım çocukluğu, lise yılları yabancı ülkede geçmiş, ana dilinden öte mükemmel İngilizce bilen arkadaşım iki adım ötemdeydi. Rica ettim yanımıza geldi. Tercümanlığımızı yapmasını istedim.

Afrikalı zenci Afrika’da bir ülkenin büyükelçisiymiş. Başı belaya girmesin diye adını ve ülkesini yazmıyorum. Nede olsa burası Türkiye. İngilizcesi ‘Persona non grata’ Türkçesi ‘İstenmeyen adam’ ilan edilmemesi için üzülerek kendi kendimi sansürlüyorum.

Çok kapsamlı ve derin bir sohbetimiz oldu. Kadın dostumun tercümesi; beni yakından tanıdığı için, beklentilerime göre sohbeti yönlendiriyordu. Bir ara sevgili arkadaşım gazeteci olduğumu söyleyince Büyükelçi daha bir memnun olarak özel telefonu yazılı kartını verdi.

Az gelişmiş, küçük bir ülkenin sempatik ve cana yakın Büyükelçisine arkadaşımın “aynı zamanda kendisi Kürd olur” deyince Büyükelçi küçük bir çığlık attıktan sonra bana sarıldı ve dakikalarca kucakladı. Sevgisini ve sempatisini öylesine sıcak bir şekilde gösterdi ki duygulandım. Kürd’ün kazandığı itibar için kendimle gurur duymadım desem yalan olur.

Sohbetin şekli, sıcaklığı tamamen farklılaştı. Elimi sıkı sıkı tutmuş bırakmıyordu. Ara sıra sarılıyor, sevgi ve muhabbet sözcükleri sıralıyordu. Kürdleri tanıdığını, onlara öteden beri sempati ile baktığını. Kobane kahramanlığından sonra özel olarak Kürd tarihiyle ilgili buraya gelmeden bir gün önce 4 saatlik bir video izlediğini; şimdi Kürdleri çok daha yakından tanıdığını ve anladığını ifade ediyordu.

Ancak bir ara söylediği bir söz ne denli tarafsız, gerçekçi ve uzman bir politikacı olduğunu da ortaya koydu. Önce “sizin bu sokak ne olacak?” Dedi. Ben de “sokağın başını Kobane açtı. İnşallah devamı gelir” deyince; elini havaya kaldırıp iki avucunu açarak tavana gözlerini dikiti ve “İnşallah, inşallah olacak” diye dua etmesi beni o kadar mutlu etti ki.

Ancak bir gerçeğin de altını çizemeden edemedi. “Irak ve Suriye Kürdleri için devlet olma şansı yakın bir gelecek için mümkün. Hatta çok yüksek; ama sizin yani Türkiye Kürdleri olarak işiniz bir hayli zor. Yakın gelecek için böyle bir imkân görmüyorum” dedi.

Değerli Büyükelçi doğru söylüyordu. Ben de “özerk bir yönetim, eşit vatandaşlık şimdilik Kürdler için bir çözüm alternatifidir” deyince buruk bir yüz ifadesi ile yorum yapmak istemedi. Ama ben o yüz ifadesinden bunun bağımsızlık ile ölçülemeyeceğini anlattığını çok iyi anladım. Fakat üstelemek istemedim. Evet, artık Kürdlere dış dünya sempati ile bakıyordu.

İkinci şoku bu toplantıda konuşma yapmak için özel olarak Amerika’dan davet edilen kadın uzman ile tanıştığımda yaşadım. Bir boşlukta kahvemi masada tek başıma yudumlarken ince, uzun boylu, sarışın, güzel, alımlı, orta yaşlarda bir kadın elini uzatarak tanışmak istedi.

Ne yazık ki bu kadın da İngilizce konuşuyordu. Yine kalabalık içinde dostumu bulup getirdim. Arkadaşımın bugün görevi sanki bana tercümanlık yapmakmış. İyi ki dostum bu toplantıda görevliydi. Düzenleyici kurum temsilcisi olduğu için kadının konuşmacı olduğunu bana o söyledi. Onun sayesinde kadın ve girişimcilik üzerine koyu sohbetimiz başladı.

Sohbetin bir yerinde tercümanım arkadaşım yine fitili ateşledi ve gazeteci olduğumu söyledi. Anında kadının bakış açısı, tavrı, yakınlığı, sıcak yaklaşımı, elimi sıkarak sallaması beni ister istemez etkiledi. Ve Türkiye’de sıradan insandan yönetenlere varana dek gazeteci olduğumuzu anlar anlamaz “cin çarpmış” gibi olurlarken, yabancıların mesleğime karşı olan sevgi ve muhabbeti doğrusu beni bir bakıma şaşırttı, bir açıdan da mutlu etti.

Sevgili tercümanım bununla kalmadı, ikinci bombasını ABD’li konuğa da patlattı ve benim “Kürd” olduğumu söyledi. Büyükelçi gibi kadın boynuma sarılmasa da, iki elimi tutup dakikalarca salladı. Öyle sevindi ki bir “Kürd” ile tanıştığına son derece memnun kaldığını ifade ettikten sonra o da kartını uzatıp “mutlaka haberleşmeliyiz” dedi.

Bir taraftan İngilizce bilmediğim için haberleşmeyi nasıl sağlayacağımı düşünürken; diğer taraftan “Kürd” halkının yabancı ülkelerin yönetim, aydın ve insanları tarafından bu kadar itibar görmesi; sevgi ve sempati ile karşılanması gelecek için umut ve beklentilerimi daha da arttırdı, kamçıladı, rahatlattı. Orta Doğu ülkeleri, Türkiye Kürdler için ne planlarsa planlasın bu iki bakış ve yaklaşım artık Kürdler açısından hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının en açık örnekleriydi. Yeter ki kendi aramızda bölünüp parçalanmayalım. Birlik ve beraberliğimizi sağlayalım. Yeter ki farklı kurvallara savrulup bir birimizle didişmeyelim.

NOT: Arif Arslan’ın kayınpederi rahmete kavuştuğunu üzülerek öğrendim. Arslan’ın, eşine ve kayınpederinin ailesine başsağlığı dileklerimi iletirim.