• 24.11.2014 00:00

 Dileriz Kürd meselesinde bu sefer süreç doğru işler, bir pürüz çıkmaz ve sonuç alınır. Ama benim önsezilerim, ön görülerim, bu kadar yıllık tecrübem bana bunu doğrulatmıyor. Bakın neden? Sebebini izah edeyim; hak verip vermemeyi sizlerin takdirine bırakıyorum

Kürd meselesinin Çözümü için AKP hükümeti, Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan ne diyor? Kürd tarafı adına bu görüşmelerin aktörleri Mecliste HDP, İmralı’da Öcalan ve Kandil’de PKK ne diyor? Durum şu anda hangi merkezdedir? Tarafsız bir analizle bir makale sütunları sınırları içinde irdelemeye çalışacağım.

Hiç eğip bükmeden sizleri bilgilendirecek olacaksam; en son söyleyeceğimi en başta ifade edeyim. Devlet, AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan açık konuşmuyorlar. Mealen Kürdlere neler verebileceklerini söylüyorlar. HDP, İmralı ve Kandil ise açık, şeffaf ve anlaşılan bir dille her ortamda, medya önünde açıkça ne dediklerini; AKP hükümeti, devlet ve Sayın, Erdoğan’dan ne istediklerini açık, seçik söylüyorlar, dile getiriyorlar.

AKP Hükümeti “eşit vatandaşlık” diyor. Diyor demesine de bu eşitliğin içinde neler olacağına hiç değinmiyor. Her ortamda, her Meclis konuşmasında, her toplantıda ve de her basın açıklamasında söyledikleri tek bir şey var. “Örgüt silahları bıraksın.”

Bunu da özgürlük ortamı sağlansın ki her türlü talep dile getirilsin, siyasi yollar açılsın diye istediklerini ifade ediyorlar. Ancak bu açıklamalar Kürd tarafını tatmin etmiyor. 2013 Newroz’undan beri bu açıklamayı doğrulayan tek bir adım atılmadığı gibi Kobane ve IŞİD konusunda izlenen politika Kürd tarafının hükümete karşı güvenini oldukça sarstı.

Bu gerçeğe rağmen tekrar şiddet ve silaha başvurmadan, süreci yeniden canlı hale getirme çabaları yeni bir umut verdi. Mecliste, toplantılarda medyaya yapılan açıklamalarda AKP hala mealen, tabiri caizse karnından konuşuyor. Ama Kürd meselesinde ne planladığını, neler ile yetineceğini bizler çok net anlıyoruz.

Erdoğan, Davutoğlu, AKP Hükümeti ve Devlet “Kürdler için atılması gereken adımlar atılmıştır” diyorlar. Evet, aynen böyle; “gereken adım atılmıştır.” Ufak, tefek bazı şeyler varsa onlar da tamamlanacak diyorlar. Ve en çarpıcısı bakınız ne mi söylüyorlar?

Yıllardır MİT aracılığı ile İmralı’da Öcalan ile yurt dışında örgüt ile açık seçik görüşen 12 yıllık iktidarın kafasının arkasında “Kürd meselesini onlarla görüşmeyiz” vardır. Savları “Öcalan ve Kandille Kürd meselesini görüşmek demek onların Kürdleri temsil ettiklerini kabul etmek anlamına gelir. AKP’ye oy veren çok önemli bir Kürd çoğunluğu ile diğer Kürd çevrelerini hesaba katmamak olur” diyerek son sözleri “O yüzden tek bir tarafı muhatap kabul etmek tarafımızdan kabul edilemez” diyorlar.

Ve “Onlarla yaptığımız görüşmenin tek bir maddesi var. Silahları bırakın, sizi topluma bütünleştirelim” oluyor. Ana fikir; 30 yıldır bize karşı gelerek büyük bir hata yaptınız. Pişman olun sizi af edelim. Geçmişe bir sünger çekelim dediklerini iddia ediyorlar.

Örgüt silah bırakırsa neler mi yapacaklar? Onu da mealen şöyle sıralıyorlar:

“Örgüt silah bırakırsa siyasi alanı genişletiriz.” Ama o siyasi alanın içinde ne var, neler verilecek sır gibi saklı. Zaten Kürdlere herşeyi verdiklerini söylediklerine göre içi boştur. Eşit vatandaşlıktan anladıkları da her halde “Kürdüm” diyebilmektir. Ve Çocuklarına Kürdçe isim verebilmektir. Kürdçe şarkı, türkü “söyleyebilirsin ama kendi coğrafyanda Türk illerinde sakın böyle bir özgürlüğü aklından bile geçirmeye kalkışma” demek istiyorlar.

En önemlisi Demokratik özerklik veya en hafif adıyla yerel yönetimleri güçlendirme konusunda ise  “Devletin, hükümetin temel ilkeleri nedeniyle kabul edilemez” şiardır diyorlar. Büyük Şehirler Yasası yerel yönetimleri yeterince güçlendiriyor; talepleri karşılıyormuş.

İşin özü budur. Devlet, Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP, Başbakan Ahmet Davutoğlu, asker, sivil bürokrat hepsinin ortak fikri bu. Bu yeni bir şey midir; tabii ki hayır. Türk Devleti Kürd meselesinin kolay yutulur bir lokma olmadığını anladığı andan beri bu siyaseti izliyor.

TC’nin geldiği son stratejik nokta budur. PKK’ya silahları bırak pişman ol. Kürdlere benim verdiğim, verebileceğim bu. 90 yıl yaşadığımız gibi bizim anladığımız anlamdaki demokratikleşme ve normalleşme sürecimize dönelim. Olan oldu, geçmişi unutalım.

Evet, Türk tarafının bakışı, görüşü, düşüncesi, süreçten anladığı hepsi budur.

Peki, Kürd tarafı ne diyor, ne söylüyor, ne istiyor? Kısaca ona da bir göz atalım.

Kürdler “bağımsız devlet” fikrinden vazgeçtiğimize göre “eşit vatandaşlık” talebi altında yatan isteklerini her ortamda ve her platformda şöyle açıklamaktadırlar.

“Ana dilde eğitim olmazsa olmazımızdır” diyorlar. Rahmetli annem de her zaman söylerdi “lawo em zımane dayika xwe di xwazın” tercümesi “oğul biz annemizin dilini istiyoruz.” Yani bir kere Kürdlerin vaz geçilmez, devredilmez birinci talepleri dilleridir.

İkincisi “bağımsızlık” yerine “özerklik.” İster buna Suriye’deki gibi “kanton” deyin. İster “yerel yönetim” deyin. Her ne derseniz deyin Kürdler çoğunluk oldukları bölge, il ve ilçelerde tabandan tavana yönetim konusunda merkezi yönetimin emrinde değil; kendi özgür iradeleri ve seçilmişlerin eliyle yönetilmek istediklerini açık seçik dile getiriyorlar.

 Üçüncüsü 30 yıldır süren savaşın son bulması için kimseyi “terörist” ilan etmeden, kimseye “pişmanlık” dayatmadan herkesin eşit olduğu yasal ve Anayasal düzenlemelerin bir an evvel yapılmasıdır. Ondan sonra silahlar bırakılacak, her kes evine dönecektir. Çünkü Kürdler gerçek “eşit” vatandaşlığı yasaların gölgesinde ve o yasaların her Türk vatandaşına eşit uygulanmasından geçtiğini tecrübeyle 90 yıllık zulüm altında öğrendiler.

Bu koşullar evet ise, ister İmralı, ister Kandil, ister HDP, ister halk ile çözün. Kiminle çözecek iseniz bu önemli 3 saç ayağı olmadan Kürd sorunu çözülmez. Allah korusun bıçak kemiğe dayanırsa; Kobane nedeniyle 6-7 Ekim olaylarına rahmet okuyacak günler yaşarız.

Kürdlerin istemleri sır değil. Hükümet dilerim görüşmelerde bu talepleri görür ve makası kapatırsa “süreç” yoluna girer. Makas kapanmaz ise her 6-7 ayda bir sorunlar çıkar. Ha bir şey daha var. Gizli kapılar arkasında fiskos, dedikodu ile “süreç” yürümez. HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi şeffaf bir şekilde halkı bilgilendirerek her şey konuşulursa meselenin çözümünde sorunsuz yol alınır.

Neden? Çünkü 77 milyon sürece, barışa, kardeşliğe hazırdır. Kürdler de hazırdır. Hazır olmayan birileri varsa o da devlet, radikal bürokrasi ve muhalefet ile AKP hükümeti içinde belki Cumhurbaşkanı ve aşırı uçlardır. Eğri oturup, doğru yazacak olursak gerçek budur.

Sonuç; Büyükelçi dostumun dediği gibi; Irak’ta, Suriye’de Kürd devletlerinin eli kulaklarında; biz Türkiye Kürdlerinin işi Kürd sokağında ilerleyecek ama zor ilerleyecek gibi.

Bu arada 21 Kasım 2004, bundan on yıl önce 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ı hunharca katledenleri ve onları cezasız bırakan devlet zihniyetini unutmadık, unutmayacağız. Baba ve oğluna rahmet dilerken; bu ülkeye çocuk katillerine hak ettikleri ceza verildiği gün gerçek barış ve eşitlik gelecektir.

Ayrıca Mardin Artuklu Üniversitesi Kürd Dili Bölüm Başkanı ve Dekanı Prof. Dr. Kadri Yıldırım’ın yakasından elinizi çekin. O yaka sizi yakar haberiniz olsun.