• 15.12.2014 00:00

 AKP ye muhalefet eden kim olursa olsun anında adı paralele çıkıyor. Demirtaş Bugün gazetesine demeç verdi diye “paralelci” oldu. Demirtaş şahsında Cumhurbaşkanı adayıyken oy veren yüzde 10’un tamamı da bu zihniyete göre böylece “paralelci” oldular.

Hayko Bağdat köşesinde demiş ki “Bizde ırkçılık devletin rutini olmuş.” Ne kadar yerinde ve doğru bir tespittir. Ben de bu tespite bir ilave yapacağım. Osmanlı’dan TC’ye devletin genlerinde rakip, muhalif, karşıt, farklı gördüğü (ağırlıklı Kürdler) vatandaşlarını “böl, parçala, yönet” sistematik politikası da devletin bir diğer rutinidir.

Bunu nereden mi çıkarıyorum? Dönek, yandaş, taraflı, tarafsız bazı kalemşorların bir haftadır köşelerinden HDP Eş Genel Başkanı Sayın Selahattin Demirtaş için bir merkezden servis edilen yazılardan anlıyoruz. Endazeyi öylesine kaçırdılar ki Öcalan’a karşı Demirtaş diye oldukça yüksek perdeden kurnazca ele alıyorlar ki, ortalık kızışsın, ipler kopsun.

Kimi; “Cemaatin Eşbaşkanı”, “Öcalan – Demirtaş rekabeti”, kimi“ Demirtaş Gülenci olsaydı neyi farklı söylerdi.”, kimisi “iklim nasıl değişti”, bazıları “Demirtaş’ı kim ‘yemek’ istiyor”, birileri de “Demirtaş ne yapmak istiyor” veya “ İki Kürd vekil Gülen ile yüz yüze görüştü” vs. başlıklarla topyekûn saldırı moduna geçince amaç ta niyet de anlaşılıyor.

Kalemlerin kimler için oynatıldığı, sütunların kimler için donatıldığı, “Kürdler” söz konusu olunca hangi görüş, fikir, ideoloji ve düşüncede olurlarsa olsunlar bir tek adresten emir aldıkları o kadar bariz, açık, o kadar görünür ortaya koyuyorlar ki hemen fark ediyorsun.

            Selahattin Demirtaş şahsında HDP’yi ve Kürd siyasetini aklınca itibarsızlaştırmaya çalışan yandaş medya emir vereni“paralel” deyince endazeyi ne kadar kaçırdıklarını geçmişte yazdıkları yazıları onlara göndersem anlarlar mı, utanırlar mı, sıkılırlar mı? Ne gezer.

Kürd hareketi mi hızlı değişmiş yoksa banknot görünce verdiği sıcaklık ile gözü dönenler mi hızla değişmiş ortada. Gerçeği görse de yüzleri kızarmaz ki; paralı sıcak koltuğu hayatı boyunca ilk kez kaptıkları için ne dersen de kar etmez, o emir erliğini sürdürecekler.

            Taktikleri de hep aynı “böl, parçala, yönet”. 200 yıldır uyguluyorlar. Ama tutmadı, bundan sonrada tutmaz. Yine de tutmayan taktiği “çamur at, izi kalsın” babında sahaya sürmekte kararlılar.Ne kadar “dedeleriniz, babalarınız, şimdi de size aynı aklı verenler bunu çok yaptı,denedi boşa kürek çekmeyin” desen, tavsiye etsen de dinlemezler.

            Merhum, şehit, Kürd önderi Seyit Rıza’nın idam sehpasına giderken “Ben sizin hallerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun” demişti zamanında. Şimdi bu sözü Seyit Rıza’nın izni ile biraz değiştirerek ödünç alıyorum ve “ ‘Böl, parçala, yönet’planınızı tekrarlamanızla baş edemeyen Kürdlere dert oldu. Ama arzuladığınızı asla hayata geçiremeyeceğiniz için o da size dert olsun.”

            Köşe silahşorları boşuna çırpınıyor çırpınmasına amma Allah var aldıklarını hak etmek için insanüstü bir gayret içinde oldukları da gerçek. Yiğidi öldür ama hakkını ver.

            Sayın Demirtaş, “Sokak” derken neyi kast ettiğini saldıranlar ve saldıranları kışkırtan siyasiler çok iyi biliyorlar bilmelerine amma amaçları üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olanca çarpıtıyorlar. Demirtaş’ın kendisi açıkladı açıklamasına; ama anlamak istemeyenlere anlatmak için bir kez de biz o kafalara girmesi içinyazalım istedik. Hani sözlü söylemlerden anlamayanların “linç” etmeye yönelik saldırılardan dediklerimizi okuyabilseler belki anlarlar. Tabii anlamak istemeye niyetleri varsa değilse ne söylersen ne yazarsan fark etmez.

            Tek kelime ile Demirtaş “demokratik protesto hakkımızı kullanacağız” diyordu.

            Peki, ne demektir demokratik protesto?

            Demekti ki; “ Şikâyetçi olduğunuz 12 Eylül Anayasasını ‘demokratız’ söylemleri ile iktidarınızın devamı için kullanmaktan vazgeçin. Yasama, yürütme ve yargı erklerine bağlı kurumları kendi geleceğinizi garanti altına almak için yasalar çıkarmayın.

            17 – 25 Aralık ‘Darbe’ söyleminden şikâyet ederken, şimdi o darbenin bir başka sürümünü ‘Başkanlık’ adı altında resmen AK Sarayda “sivil darbe” olarak uygulamaya başladınız. ‘Kamu Düzeni’ adı altında tek bir insanın sokağa çıkmasına fırsat vermeyen yasalar çıkartıyorsun.

            Panzeri, gazı, copu, tazyikli suyu ‘tank, top’ yerine kullanarak ‘kamu düzeni’ adı altında ‘zulüm düzeni’ kuruyorsunuz. ‘Kamu düzeni’ talimatla sağlanmaz” diyor Demirtaş.

            BDP, Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş “Sokak” derken. “Halka zulüm, baskı ters teper. Sindirme içeren güvenlik paketleriyle düzen sağlanmaz. İnsanlar kendilerini tehdit altında hissettiklerinde korkmaz, sokağa çıkar, miting yapar, yürür, protesto eder” dedi.

            Tarih boyu dünyanın her yerinde böyle olmuş. Zalime, zulme karşı çıkmanın realitesi budur. 6-7 Ekim olayları da buydu, ama anlamadınız. İnsanlar, özellikle Kürdlerin ne talep ettiklerini bilmenize rağmen “kamu düzeni” adı altında “sindirme paketi” çıkardınız.

            Selahattin Demirtaş Kürdler adına Mecliste, Meclis dışında da seçilmiş bir vekil; parti lideri olarak seçmenin sesi olma göreviyle hareket ediyor. Ona ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan, ne hükümet, ne de devlet hiç kimse emir verme, hizaya getirme, hedef gösterme hakkı ve haddine sahip değildir.

            Demirtaş süreç işleyecekse şeffaf, adil olsun istiyor. Baskı, sindirme yasaları ile barış olmaz demek için “sokağın” da anayasal bir haktır diyor. Kürdlerin taleplerinin çok ama çok açık olduğunu; Ana dil başta olmak üzere, eşit vatandaşlığın anayasal güvence altına alınması. Parti olarak seçime girmek için “baraj” makul bir rakama inmesini. Yerel Yönetimlerin “demokratik özerkliğe” (bütün Türkiye için) kavuşturulmasını istiyor.

            Bölgede yeni yasa ile adı konmamış Olağan Üstü Hal; hatta Sıkı Yönetim gelecek. Var olan polis, jandarma, asker, adalet, yönetim baskısı “makul şüphe” ile had bildirme yasasına döneceği için gelecekte olabilir tehlikeye dikkat çekerek “sokak” dedi.

            Hak talebini “paralellikle” itham etmek, ortak yapmak, sindirmek demektir. Biz bu gerçekler için 30 yıldır bedel ödedik, can verdik. Yasakçı yasalar ile Kürd sorunu çözülmez demek istedi. Tarihten, geçmişten, sokaklardan, 30 yıldan ders çıkarın demek istedi.

            Cemaatin Eşbaşkanı ve benzeri başlıklar ile Demirtaş’ı itham etmek Kürd sorununu çözmez. Aksine kör düğüm yapar ki bu saatten sonra bu siyasetin ne Cumhurbaşkanı, ne AKP’ye, ne Başbakan, ne Hükümet Üyelerine, ne Devlete, ne de Kürdlere bir yararı olmaz, aksine sürece ve barışa büyük zararlar verir.

            Son söz 13 yıldır Kürdler bu hükümetin kendilerini anlamak istememesinden yoruldu. “Adalet” yok ise, “barış” da yok demek istiyorlar. Daha ne desinler!...