• 28.12.2014 00:00

 2014 yılının son yazısını yazarken, 2 aylık gelişmeler Kürd sorununda “nihai çözüm muamması!!” ile karşı karşıya bıraktı. Umutla karışık kuşku, endişeli ve korkulu bir süreç başladı. Siyasetçiler net değiller. Politik söylemler tam bir satranç tahtasına dönüşmüş, seçim yaklaştıkça toplum geriliyor. Ben de son yazım yine en önemli meselemiz olan Kürd sorunu yazarak seneyi kapatıyorum.

Kobane siyaseti üzerine patlak veren 6-7 Ekim olayları ile olan yine Kürdlere oldu. Karşı görüş diyerek kışkırtıcı komplocuların tuzağı sonucu 48 insan öldü. Bu iş bitti. “Süreç”, “barış” adına toparlanmak çok zor; hatta mümkün bile olmayacağı görüntüsünü verdi. Ama Kasım ve Aralık aylarında iki taraftan da umut veren açıklamalar geldi derken; 6-7 Ekim olayları gibi karanlık derin güçler ya da hala faal olan komplocu paralel yapı iş başında çirkin ve de ölümcül tuzağına düşen Kürdler Cizre’de silahlı çatışmalarda yine canlar yitirdi.

2014 yılının son günlerinde “Kürd” meselesinin “çözüm” projesi bazılarına göre çok bilinmeyenli denklem olduğu için çözülemez deniliyor. İktidar ve Devlet’e göre Öcalan ile mutabakata varıldı. PKK ve Kandil’e göre ortada bir şey yok ama umut bitmiş değil. Ekim ve Cizre olaylarına rağmen varılan sonuç; Kürd sorununda “nihai çözümün” yeni sayfası mı; kumpas mı, muamma mı, oyala mı doğrusu herkesin kafamı karışık ve hiç bir şey net değil.

Bilinen bir şey varsa o da 2013 Martında o günün Başbakanı Erdoğan ve PKK lideri Öcalan’ın “silahsız çözüm sürecini” ilk bitiren taraf olmayacaklarını açıklamalarıdır. Aslında iki tarafta yürünmez görünen süreci toparlıyor mu, seçime kadar idare mi ediyorlar belli değil. Fakat Atatürk döneminden beri süre gelen “oyalama” taktikleri artık işe yaramadığını taraflar biliyor ve gerçeği de çok iyi görüyorlar. “Geri dönmek demek, Türkiye’ye son 30 yıldan çok daha ağır bedeller ödetmek” demek olduğunun bilincindeler.

PEKİ, NELER OLUYOR?

Devlet Öcalan’la görüşmüş. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın içinde yer aldığı “çözüm süreci bürokrasisi” seri temaslar yapmış. İmralı’ya Gizli ziyaret gerçekleştiren HDP heyeti Öcalan “bu iş tamam demiş.” Ama yazboz tahtasına dönen “süreç” yüzünden kimse rahat değil. Cizre’de 27 Aralık’ta 3 kişinin ölmesi endişeli, kuşkulu, tedirgin ve gerçekten ne olacağı bilinmeyen bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.

Mutabakatın nelerin olduğu açık değil. Ne devlet, ne hükümet; ne HDP, ne de İmralı renk vermiyorlar. Bir tek Erdoğan ve Kandil farklı konuşuyor. HDP’nin 3 gün sonra Öcalan ağzından açıkladığı şey; Devlet ile varılan ilk sonuç hükümetin talebi “ kamu düzeni” isteğine karşılık içi boş “müzakere sürecinin” başlayıp başlamayacağına dair muammalı bir “süreç”.

Sırrı Süreyya Önder iddialı konuştu. Önemli bir kriz süresi geride kaldı dedi. İmralı’da müzakere masası kuruldu diyor. “Savaşsa savaş” diyen Yalçın Akdoğan aynı dili kullanıyor. “Nihai sonuca” ulaşmak için hızlı bir sürece girildiği ifade ediyor. “Biz bu süreci çözeceğiz, sonuca odaklı olacağız” diyorlar. Başbakan Ahmet Davutoğlu “ önemli engelleri aşma, önemli bir atmosferi yakalama aşamasındayız” diyor. Ya biz süreci çözeriz, ya süreç bizi çözer havasındalar. CHP ise Kürd meselesi için 70 maddelik kanun teklifi sunarken; diğer taraftan; 2015 seçimlerinden sonra süreç bitecek, savaş daha şiddetli başlayacak diyor.

30 yıldır sonuç vermeyen açıklamalardan bıkan halklar “ müzakerenin”  kendilerine nefes aldırıp aldırmamanın derdindeler. Kürdlerin Endişesi 2015 genel seçimleri bir tezgâh mı, yeni kumpas mı? CHP’nin iddia ettiği gibi yeni bir savaş mı var? Yoksa gerçekten her şey düzelecek mi? Müzakere projesinde ne var? Eşit vatandaşlık, Yerel Yönetim Güçlendirilmesi, özerklik var mı? Ana Dilde Eğitim, köye dönüş, genel af, HES’ler, karakollar (Kalekollar) duracak mı? Koruculuk lağvedilecek mi? PKK silah bırakacak mı?  

Yoksa Hükümet 2015 seçimlerine süreci kurban mı edecek? Süreç için yol haritasında ne var? Sorular, sorular. Kafalar o kadar karışık ki Hükümet, HDP, İmralı, Kandil, açık seçik sorularına karşı net cevaplar vermiyor ya da veremiyorlar. Halk tedirgin.

Zana “Kürd sorununu çözerse Erdoğan çözer” umutlu çıkışına rağmen Kafası net olan Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan. Kilitlenmiş barış yolu parçalı olsa da her fırsatta sadece kendisi ne uygun görürse onu vereceklerini ayan beyan tavrı ile açıklıyor. Kürdleri kızdıracak, sindirecek sözler sarf ediyor. 2014 yılında söylediği son sözü “Kuzey Suriye’de yeni bir eyalet mi oluşturuluyor? Bu ülkemiz için tehdittir. Görmezden gelemeyiz” çıkışı oldu.

Al Jazeara konuşan Bülent Arınç: Çözüm için “sürecin sonunda ne olacak? Kürdlere özerklik verilecek mi?” sorusuna, Kürdler adına konuşarak “Onlar da özerklik istemiyor. Çünkü başta yola çıkarken bazı konular kesinlikle kabul edilmeyeceği, dile getirilmemesi söylendi. Biri de Öcalan’ın kendi durumuyla ilgili taleptir. Halkımız tarafından hiçbir zaman kabul görmeyecek” dedi. Yani Kürdlere o hayali unutun ifadesiydi. Böylece Sırrı Süreyya Önderin ve HDP heyetinin yaptıkları açıklamalarını boşa çıkardı.

Arınç, yetinmedi HDP’ye muhalif partileri hem de seçim arifesinde ziyaret etti. Çok manidar karşılanan bu ziyaret bir iddiaya göre Cizre’de Kürd çatışmasının paralel destekli derin güçler fitili ateşledi. Kürdler arasında iç çatışma Kürdlere özgürlük yerine “brakuji” kardeş katili yapmaktan öteye gitmez. Bu da Kürdler arasında infiale yol açıyor. Kürd partiler kendi aralarında kurdukları diyalog, görüşmeler sonucu iç çatışmaya meydan vermemek için mutabakat sağladığı halde paralel çetelerin tezgâhı Cizre’de uç verdi. Bunun diğer Kürd kentlerine yayılmasının önüne geçilmesi için kanaat önderleri devreye girmesi isteniyor.

Bu sıcak gelişmeler, temaslar, açıklamalar olurken Diyarbakır’dan haber geldi. Türk polisi çeşitli okullarda yaşları 8-9’a kadar inen 200 Kürd öğrencisini fişlediği iddiası. Polis listeyi Mille Eğitim’e göndermiş, onlar da okullara. Çocuklar, aileleri için sürek avı başlamış.

Bunlar olurken “birkaç aya Kürd meselesinde nihai çözüm” diyorlar. Ne kadar inandırıcı? “Çözüm sürecinin” pamuk ipliğine bağlı olduğunu bilmeyen mi var. Son güvenlik yasası, liseli öğrenci takibi, Cizre olayları; Suriye, Kobane üzerinden 6-7 Ekim’de olanlar, neyin nesi; “nihai çözüm”, “süreç”, “barış” haklı korku ve endişenin dışa vurumu değil mi?

IŞİD’in şiddetli saldırılarına rağmen Suriye kantonları yıkılamıyor. PKK, Avrupa ve ABD nezdinde ilişki kuruyor. 3. Göz talep ediyor. Terör örgütü olmaktan çıkartılabilir endişeleri Ankara’da Kürd yükselişinde işin şaka kaldırır yanı kalmadığını görüyor, anlıyor.

Peki, HDP ne yapıyor? HDP, 2015 seçimlerine parti olarak gireceğini açıkladı. Yüzde 10 barajı altında kalır ise; durum ne olacak? Kürdsüz mecliste “Kürd sorununa” adil çözüm gelecek mi? HDP’nin partili seçime girmesinin sebebi nedir? Belirsizlik tedirginlik yaratıyor.

İleri sürülen savlara göre: AKP, Meclis’te her türlü keyfi yasayı çıkartabilme gücüne sahip. HDP 4. Sırada 30-35 milletvekili ile Mecliste olmalarının hiçbir anlamı kalmadı diyor. HDP seçim barajını aşarsa; AKP’nin bedavadan 50-60 Milletvekili almasının önüne geçilecek ve demokratik katılımcılığa uygun bir parlamento işlevi görecek diyorlar. 2 dönemdir çekilen sıkıntıları tekrar yaşanmasın istiyorlar. HDP hak ettiği sayıda milletvekili göndererek Mecliste güçlü bir grup oluşturma şansını yakalamak için parti amblemi altında seçime girmek istiyor.

HDP’nin çıkışına karşılık araştırma şirketleri; sosyal, Akademik ve siyasal bilimciler kesin ve net konuşuyorlar. HDP anketler yüzde 11 gösteriyor dese de karşı kanıtlar yüzde 10 barajını aşma şansı yok diyorlar. Kürdler baraja takılırsa 6-7 Ekim olaylarını mumla arayan çatışmalar olacak iddiaları havada uçuşuyor.

Tehlike sinyallerini CHP verdi. 6-7 Ekim olaylarını gölgede bırakacak savaş dönemi başlayacak dedi. Ki HDP’nin barajın altında kalması demek AKP’nin milletvekili sayısına 40-45 milletvekili eklemesi anlamına gelmesi demektir. Böyle bir seçim sonunda AKP bugün için uyguladığı başkanlık sistemini fiili başkanlığa dönüştürerek Anayasayı tek başına değiştirecek diyorlar. Peki, Kürd meselesini çözecek mi; çözmeyecek mi? Muamma.

Buna karşılık; HDP Meclis dışında kalırsa Amed’de meclisini kurması, defacto “demokratik özerklik” ilan etmesi projesini hayata geçireceği savı var. HDP’in görüşü  “siyaset alan sokak, meydan, tarla, fabrika, mezra, köy, kasaba, şehirdir. Meclis dışında halkla siyaset yapmaktır. Baraj riskini isteyerek göze alıyor. 2 yıldır sıfır riskle siyaset yaptı, netice almadı diyorlar. Meclis dışında kalırsa “Meclis meşru olmayacak”, “barış olumsuz etkilenir” diyende; bu Kumardır diyen de. AKP, kumar riskini göze almasını “Kürdler bir daha silaha sarılmaz” beklentisi içine girdiğini ileri süren de var. Anlaşılan “Nihai Çözüm Muamma”

Soru işaretleri ile dolu; tehlike, kumpas, kumar, korkulu endişeli sürece rağmen çok farklı sesler de çıkmıyor değil. Örnek: DTK Eş Başkanı Hatip Dicle “ İmralı’da Sayın, Öcalan '5-6 senedir sürdürdüğü diyalogla bugün müzakere taslağı üzerinde anlaşmaya ulaştırabilmiş durumda' diyor. Devlet, hükümetle heyetleriyle sürdürülen görüşmeler bugün belki 200 yıldır bu topraklarda çok acılar yaşatan Kürt, diğer bütün sorunların çözümü yönünde tarihi adımlar atabilmenin arifesindeyiz” diyor.

Selahattin Demirtaş bir taraftan “Değişim zamanı” diyor. Diğer tarafta çözüm için hükümete süreç veriyor. HDP Van Milletvekili Nazmi Gür: “Türkiye tehlikeli bir eksen kayması yaşıyor.” Cemil Bayık demecinde “Yapılan açıklamalar seçim için ise ve süreç tıkanırsa Kürdler ayaklanır” diyor. Murat Karayılan “Abdullah Öcalan Nisan 2015’te yapılacak PKK kongresine katılacak” mesajı ile sürecin gerginlik çıtasını yükseltiyor.

2014 yılına büyük umutlar ile kapatmak beklerken, çelişkili açıklamalar endişesi ve korku salıyor. Kürdler “çözüm” beklerken; “neden böyle oldu” sorusunu soruyor. 2014 yılının son günlerinde genel görüntü açıklamalara göre iyi, fiili gelişmelere göre ise belirsiz. Kürd Sorunu “Nihai Çözüm,” Final mi, Kumpas mı, barış mı, savaş mı; toplum, aydın şaşkın.

Kendi penceresinden bakan AKP’li Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı, “Çözüm Süreci” aktörlerinden, “sürecin” derin AKP hafızası Doç. Dr. Yalçın Akdoğan verdiği demeç, yaptığı konuşmalar ile ılımlı. “Nihai çözüm için yüzüp yüzüp kuyruğuna geldik. İyi yoldayız. Mesafe alınıyor. Trenin hareket etmesi önemlidir. Ümit varım. Nihai noktaya seçimden önce varacağımıza inanıyor, gerçekçi beklenti, hedef olarak görülebilir. Kolay süreç değil. Önemli olan kararlılık, samimiyet, iyi niyet, sorunları çözebilecek kapasite sahip olmaktır. Seçimden önce nihai Takvim budur.” diyor; diğer taraftan “Kandil’in ne dediği önemli değil” gibi adeta, umurumuzda değiller demeye de getirerek kafalarda soru işaretleri yaratıyor.

Kim bilir, belki bu çelişkili açıklamalar hayra vesiledir. Zira bir musibet bin nasihatten evladır derler ya. Türk – Kürd sorunu meselemiz de aynen böyledir. Musibet, yani kötülük başımıza gelmeden; nasihat yani tavsiye para etmiyor. Demek 30 yıllık kanlı süreç yetmemiş gibi; 6-7 Ekim, Cizre olaylarını yaşamamız gerekiyordu ki doğruyu, evlayı yani iyiyi bulalım.

İmralı’da Öcalan ile basın ve kamuoyundan habersiz 3 saat görüşen ve 3 gün sonra açıklama yapan Kürd heyetinin “ Öcalan ile Devlet heyeti arasında yoğun bir görüşme trafiği gerçekleşmiş. Yapılan toplantılar neticesinde anlamlı, derin müzakerelere geçme konusunda herhangi bir engel olmadığı heyetimize aktarmıştır” açıklaması buruk umudu yeniden yeşertti.

Devlet, Hükümet, AKP, Kandil, KCK, İmralı, HDP “müzakere” denilen sözcüğe bağlı kalarak Kürd halkının 200 yıl çektiği zulme son verecekler mi, yoksa seçim öncesi tarafların yükselen tansiyonu düşürmeye yönelik taktiklerini mi izleyeceğiz birlikte göreceğiz.

           

Kuvvetler ayrılığı, yargının bağımsızlığı, parlamento denetimi, barışçı toplanma, gösteri hürriyeti; basın özgürlüğünü tehdit ve darbe olarak algılayan; Meclis ve oy çokluğunu “milli irade” olarak gören AKP iktidarının “Kürd” meselesini ne kadar çözer soru işaretidir.

Yine de hayırlı olur İnşa Allah diyoruz. 30 yıl gülmeyen yüzümüz 2015 yılında güler. CHP ve diğer kesimlerin savları, endişeler boşa çıkar. 2015 Türk – Kürd barışının başlangıcı olur. Türkü ve Kürdü ile eşit bir “barış” sağlar. 50 milyon Kürd Türk Devleti, Hükümet, Meclis, TSK; HDP, PKK, KCK ve bütün siyasi partilerin gerçeği görmesi için dua ediyorlar.

NOT: 1) Benim net görüşümü soracak olursanız; Hasankeyf’i ve Kürd coğrafyasını yok eden HES’ler devam edildikçe, talepleri karşılanmadıkça kalıcı bir “barış” sürecini beklemeyin.

2) Aralık ayı Roboski ayıdır. Demokratik bir ülkede hükümetleri istifaya götüren katliam üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen yapılan hiçbir şey olmadığı gibi katiller aramızda dolaşıyor. İnsanlığın ve Kürdlerin onur mücadelesi olan “Roboski” katliamını yapanların zulmü kavramına dönen, 50 lira harçlık için 34 çocuk katledenleri “devlet-hükümet” ortaya çıkarmadıkça kalıcı barışın gelmesini beklemiyorum. Kürdler Roboski’yi asla unutmayacak.

3) Son olarak Kürdler IŞİD’e karşı savaşta verdikleri güç birliğini gönülde kardeşlik beraberliğine dönüştürmeyi başaramıyorlar. Neden mi? 2014 yılının son günlerinde Cizre’de yaşananlar ve Şengel’i kurtarma savaşında oluşan güç birliği gönül birliğine dönüşemedi.

Şengal’de Her örgüt, parti ve güç medya açıklamasında özgürleşmeyi kendine mal etti. Herkes kendi medya, TV’sinde kendini övüyor. Karşılıklı sert açıklamalar yapıyorlar. Oysa dünya biliyor ki başarı Peşmerge, HPG, YSA Star, YPG, YPS ve YDŞ yani bütün Kürd güçlerinin hava destekli ortak kahramanlığı ile Şengal’de başarılı oldular.

IŞİD ile birlikte Kürdler Orta Doğu coğrafyasının değişim ve dönüşüm gücü oldular. İç iktidar hırsı ile bölgesel parti, örgüt, oluşumların feodal, aşiretsel çekişmelerini bir yana bırakmalarının zamanı gelip geçmiştir. Cizre’de olduğu gibi, Kürd Kürd’ü öldürerek özgür bir gelecek inşa edilmez. 4 parçada 50 milyon Kürd bunu istiyor ve bekliyor.