• 5.01.2015 00:00

 Kürdlerin 200 yıldır karşılaştığı ve fakat bir türlü algılayamadığı “tuzak” 2014 yılının son günlerinde Cizre’de yeniden sahnelendi. Türkiye’de devletin, hükümetin ve siyasetçilerin halkları özellikle Türkler ve Kürdler üzerinden kutuplaştırma siyaseti herkesin malum. 

500 yıldır süregelen bu siyaseti 2002 yılından itibaren eski Başbakan, yeni Başkan adayı yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iktidar için en büyük koz olarak kullandı, kullanıyor. Kutuplaşma siyasetinin çıtasını her seçim öncesi “hain mitingleri” üzerinden yüksek perdede ses tonuyla belli bir kesimi etkileme becerisini göstererek oy anlamında arzuladığı hedefi her defasında yakalamayı başardı, başarıyor.

Türkiye toplumu bunu anlamaya ve tanımaya başladı. Geçmişte milliyetçi, ulusalcı, sağcı, solcu, Kemalist, Türk, Kürd jargonları üzerinden ayrıştırırken; AKP döneminde Sünni, Alevi, ondan, bizden; Zerdüşt, paralelci ve benzeri ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı söylem, kelime ve cümleler üzerinden yapılan siyaset 13 yılda ülke çapında her kesimi etkileyen sonuç doğurdu.

Kürdlerin bir bölümü din üzerinden “kutuplaşma” siyasetinin tuzağına düştüğü için Kürd coğrafyasında HDP’nin yanında AKP en etkili parti olma başarısını gösterdi. Ancak Roboski katliamı ve Kobane siyaseti nedeniyle 6-7 Ekim olayları AKP’ye oy veren Kürd İslam kesiminin bir bölümü ile vicdanlı bazı tarikat ve cemaatlerin gerçeğin ipuçlarını fark etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasi ilkelerini benimseyen AKP de strateji değiştirdi.

IŞİD ve Kobane üzerinden bu stratejisini 2014 Eylül ayından beri fiiliyata geçiren AKP, Erdoğan Kürdler arasındaki kutuplaştırmayı Ekim olayları ile yükseltti. Seçim gününe kadar Kürdler arasında ayrıştırmayı “zinde” tutmak için HÜDA PAR kartını Cizre’de devreye koyduğu iddialar ile “böl, parçala” siyasetini yeniden devreye koyduğu görüşü ön planda. 

Anlaşılan o ki 2015 Genel seçimlerine kadar AKP’nin stratejisi bu olacak. AKP, Kürd partileri derdi değilken Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın önce Kürd partilerini ziyaret etmesi. Cizre olaylarında keskin nişancı iddialarına rağmen HÜDA PAR’ın “mazlum ve mağdur” demesi; 2015 seçimlerinde AKP’nin umut kestiği Kürd oyların HDP yerine HÜDA PAR’a gitmesi için güttüğü kutuplaştırma ile her şey ayan beyan ortada.

AKP, kutuplaşma üzerinden oy çizgisini sürekli kalıcı kıldığı için Anadolu ve batıda iki rakibi CHP ve MHP üzerine Haziran seçimlerinde de kutuplaştırma siyaseti güdeceği belli. Kürd coğrafyasında ise “Roboski” ve “Kobane”  olayları nedeni ile IŞİD kıvamında HÜDA PAR üzerinden ayrıştırmaya gitmeyi daha sağlıklı bulduğu iddia ediliyor.

Recep Tayyip Erdoğan 13 yıllık başarıya ve Cumhurbaşkanlık kapısına “kutuplaşma” derin siyaseti sonucu ulaştığından emin olduğu için Başbakan Ahmet Davutoğlu’na da aynı politikayı sürmesi talimatını verdiği belirtiliyor. Erdoğan 2015 seçimlerini almak için kendi öngörüsü olarak fıtratında kutuplaştırma ve ayrıştırmayı sürdürürken Doğu ve Güneydoğu’da içerik değiştirerek Cizre’de ortaya çıkan olayların benzerini bahane edilerek kamu güvenliği adı altında seçim yaklaştıkça Kürdleri sindirme aracı olarak kullanacağı iddia ediliyor.

Bu tehlikeli gidiş “çözüm”, “barış”, “Yeni Türkiye” yerine Kürd sorununda 1990’larda olduğu gibi yeni bir çatışmalı süreç başlatacağı için Kürdler arasında endişeye yol açtı. Kürd sorununa Kürdler arasında yeni bir çatışma zemini açmak demek farklı düşünen kesimleri bir birleri ve devlet ile çatışmaya itmek demek ki bu strateji Kürdleri parçalar, oldukça zayıflatır.

Allah esirgesin bu siyaset devlet ile Kürdler arasında sorunu çözmediği gibi; Kürdler ile Kürdler arasında yeni bir savaşın ve sonucu kan davasına dönüşecek uzun bir çatışmanın zemini hazırlamış olur. Bu HDP, HÜDA PAR, HAKPAR, PKK, KCK, hatta AKP ve benzeri bütün siyasi, örgütsel kesimler için kaos olur. Kürdlerin birbirlerini kırdırma planı anlamına gelir. Hangi kesim ve düşünceden olursa olsun Kürd, Türk çocuklarının ve gençlerinin kardeş katili olması demek olur. “Böl, parçala, yönet” tuzağı Kürdleri bir birine düşürme siyasetidir.

AKP’nin kutuplaştırma politikası CHP, MHP ve diğer Türk partiler açısından büyük kayba ya da bölünmüşlük getirmese de Kürdler arasında telafisi mümkün olmayan ayrıştırma, çatışma ortamı ve toplumu bir birine kırdırtarak tuzla buz edeceğinden endişe ediliyor. Zaten çatışmalı ortamda 30 yıl yaşayan Kürdler telafisi mümkün olmayan bir sonuç doğurur. Cizre olayının “provokasyon” ile açıklanamayacak kadar planlı bir strateji olduğu iddia ediliyor.

Eğer “çözüm” farklı bir plan değilse insanların hayatına dokunan, iyileştirme yapması gereken bir proje olması gerekirdi. Kürd coğrafyasında; özellikle Yüksekova, Hakkâri, Van, Cizre, Şırnak, Batman, Diyarbakır, Siirt, Lice ve onlarca Kürd şehir ve kasabalarında şiddet neden hep Kürd çocukları, gençleri ve insanlarını buluyor ve öldürüyor?

“Süreç” ve “barış” bu coğrafyada yaşayan insanların hayatına ne zaman dokunacak? Ne zaman Kürd parti, örgüt ve grupları 500 yıldır süren sinsi siyasetin farkına varıp aralarında süre gelen düşünce ve inanç farklılıklarını bir kenara bırakarak eşit vatandaş olana kadar bir ve beraberliklerini savunacaklar; fitne ve kutuplaştırma tuzaklarına düşmeyecekler?

Türkiye Irak ve Suriye’de mevcut kutuplaşma ve ayrıştırmayı daha fazla derinleştirme plan ve projelerinin varlığını Kürdler ne zaman görece? Kürd siyasi örgütler sosyolojik, tarihi gerçekler ile ne zaman yüzleşecekler. Kürd sorununu Kürdler arasında mevcut soğuk savaşı sıcak savaşa dönüştürme niyetini ne zaman fark edecekler? Devletin, Hükümetin, AKP ve Türk siyasetçilerin Kürd sorununa “güvenlik” odaklı baktıklarını ne zaman anlayacaklar?

            Sözün özü Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iktidarı ve başkanlık emelleri için tek argümanı olan gerilim siyaseti ile bir dönem daha iktidarda kalmak için sürdürürken; Kürdler arasında da farklı bir ayrıştırma zemini hazırladığını Kürdler görmeli ve anlamalıdır. 

Peki, bu tuzaktan sıyrılmanın çaresi ne derseniz naçizane görüşüm Kürdler aralarında gerçekleştirmek istenen ayrıştırma, bölme planını Rojava ve Kobane’de olduğu gibi “ittifak” sürecine devşirmeleridir. 2015 Haziran seçimlerine din, inanç, görüş, düşünce gözetmeksizin “ittifak” içinde asgari orta paydada bir araya gelerek kurulan tuzakları boşa çıkarmalarıdır.

Kürdler sadece kendi aralarında ittifak kurmamalı. Yüzde on barajını aşacak bir süreci önlerine koymuşlarsa; etkin olan diğer demokrat çevrelerle de ittifak yapabilirler. Biliyorum, HDP ve HÜDA PAR nasıl seçim ittifakı yapar dediğinizi duyar gibiyim. Ama eğer karşınızda her inanç, görüş ve düşüncede olan Kürd çocuk ve gençlerin ölümünü isteyen bir zihniyet var ise o kötülüğü alt etmenin çaresi birlikte mücadele etmekten ve ittifak etmekten geçer. Değilse birilerin kurşun askeri, piyonu, fedaisi ya da tetikçisi olur ve bir birlerini kırarlar. 

Bunun için Kürd akil adamları, kanaat önderleri bir formül bulmalı. Kürd meselesini kavramanın yolu birlik ve beraberlik içinde mücadele etmekten geçer. İlerde tarih yazılması isteniyorsa; 4 parçada 50 milyon Kürd’ün saadeti ve özgürlüğü isteniyorsa ittifak kurarak var olan “tuzaklara” düşmemektir. Mevcut koşullarda HDP’nin yüzde on barajını aşması oldukça düşük. Ama oluşturulacak ittifak ile olabilirlilik düzeyi fazlası ile yükseltebilirler. Bir seferlik, sadece bu seçime yönelik Kürdler arası ittifak olursa neler olmaz. Zor amma imkânsız değil.

İttifak ile meclise girecek Kürd milletvekili AKP’nin kuracağı hükümet üzerinde çok daha etkili olacağı; bu durumun “çözüm” denilen “barış” sürecini gerçek anlamda rayına oturtacağı da çok yüksek bir ihtimal olduğu inkâr edemez bir gerçektir. 

Kürdleri bu ittifak sayesinde Ankara’nın parçası haline geleceği de şüphesizdir. Bu denklemi Kürtler mutlaka uygulamalı. Yüzde on barajını bağımsız adaylar denklemi ile çöpe atan Kürdler “ittifak” denklemi ile yüzde on barajını tamamen çürüteceklerinden kuşkuları olmasın. Kürdlerin Türkiye’de ittifak kararı bütün Kürdlerin geleceklerini şekillendirecek. Dilerim dediğimizi yaparlar. Dilerim gerçeklere kulak verirler.