• 26.01.2015 00:00

  Partilerin kongrelerine uzun zamandır katılmıyordum. 40 yıl görevli olarak parti kongrelerini izledim. Aday çekişmeleri, perde arkası ne oldu, saatlerce sürek konuşmalarda kamuoyu ve seçmeni ilgilendiren kim ne dedi gibi gazeteye haberi iletmek gibi oldukça yoğun ve meşakkatli bir görevdir kongreleri gazeteci olarak izlemek. 60,70, 80’lı yıllarda bilgisayar, akıllı telefon gibi anında haber, görüntü veren teknoloji olmadığı için haber iletmek zordu.

            Sevgili dostum, arkadaşım HDP Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Bilgen telefon etti. “Latif Bey, Ankara’da mı, yoksa Konya’da mısın” dedi. Konya’da deyince: “O zaman senden ricam Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş Cumartesi HDP Konya İl Kongresine katılacak. O şehirde 45 yıldır gazeteci olarak hizmet verdin. Merkez Karar Yönetim Kurulu üyemiz Leman arkadaşımız gelecek. Kongrenin basın ayağı ile ilgilensen sevinirim?” Dedi.

            Konya yerel medyasından 6-7 yıldır uzaktım. Yerel, ulusal gazetelerde özellikle yazı işleri ve muhabir kadrolarında çok şey değişmişti. Ama rica eden sevdiğim bir dost olunca birkaç eski tüfek arkadaşımı aradım. Onların aracılığı ile yeni nesil gazetecilere nasıl ulaşmak mümkün olacak HDP’nin MKYK üyesi Leman Hanım ve Konya İl eş başkanı hanımefendiye taktikler önerdim ancak ne kadar başarılı olduklarını ertesi gün gazetelere bakınca anladım.

            İl Kongresi, Eş Genel Başkan Demirtaş’ın karşılanması bir hayli renkliydi. Rixsos gibi şehirden bir hayli uzak beş yıldızlı otelde olması katılımı azaltır zannederken beklemediğim kadar coşkulu bir halk topluluğu vardı.

            Kongre salonuna girdiğimde Ayhan Bey, nezaket gösterdi basın masası ya da arka sıralarda izlememem için nazik daveti ile protokol safına oturttu. Selahattin Demirtaş beklentinin üzerinde büyük bir sevgi ve ilgi ile karşılandı. Salonda dakikalarca alkışlandı. Sevenleri elini sıkmak için delegeler, partililer yarışıyordu. Dikkatimi en çok çeken de kadınlar, kızlar ve gençler Selahattin başkan ile selamlaşmak için yarışıyorlardı. Güvenlik duvarını aşarak Demirtaş ile tokalaşmak için çırpınıyorlardı.

              Selahattin Demirtaş dakikalar sonra ancak protokoldeki yerini alabildi. Sayın Ayhan ve Sayın Leman Hanım “Yüksekova”, “Batman Çağdaş” ve “Konajans” işin 10-15 dakikalık baş başa bir tanışma ve görüşme sözü vermişlerdi. Ancak Sayın Başkan’a olan yoğun ilgi ve izdiham yüzünden ikisi de kulağıma eğilerek görüşebileceksen şimdi yan yana otururken görüş dediler. Haklıydılar. Ben de o atmosferde Demirtaş ile bir söyleşi, konuşma, sohbet yapma fırsatı bulamayacağımı anlayınca yanımda getirdiğim “Hawar Hasankeyf’in Çığlığı” kitabımı imzalayarak takdim ettim, hal hatır sormaktan öteye gidemedim.

            Zaten Selahattin Demirtaş özel sohbeti gereksiz kılan çok güzel manşetlik ve de spot başlıklar, makalelik ezberleri bozan bir konuşma yaptı. Doğrusu Çok şey söyledi. Çok değişik meselelere değindi. Ama konuşmasının kapanış bölümünde ele aldığı son konu oldukça çarpıcı, gerçekçi ve doyurucuydu. Doğrusu Demirtaş’ı takdir etmemek mümkün değildi.

            Kongreden bir gün önce CHP’li öğretmen arkadaşımla Cuma çıkışı karşılaştım. “Ne olacak bu AKP’nin çıkışı, nasıl durdurulacak?” Deyince; ben de “HDP’ye oy verir ve de yüzde onu geçerse durdurulur. Hem yarın Selahattin Demirtaş’ta Konya’ya geliyor. CHP’den 1-2 puan eksilmesi Milletvekili sayısını eksiltmez, ama HDP’yi yüzde on barajının üstüne çıkartır” deyince hoca “neden olmasın. Selahattin Bey’i Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beri izliyorum ve de çok sevdim” dedi. Sade vatandaş bu, ama medya ırkçı ve faşist yaklaşıyor.

            Kongrede konuşmasında Demirtaş, Ülkenin sorunlarını çözmek için tarihi sorumluluk yüklendiklerini ifade ettikten; kimseyi mahcup etmeyeceğiz dedikten sonra Kral Abdullah’ın ölümü nedeniyle Türkiye’de ilan edilen ulusal yasa değinirken çarpıcı gerçekleri dile getirerek alkış tufanı dakikalarca sürdü. Demirtaş Kral konusunda şöyle dedi:

            “ O topraklarda Hz. Peygamberin emanetleri var. O emanetler o topraklarda bulunuyor diye, o saraylarda oturanlar kutsal mı oluyor? Kusura bakma, 30 karısı, 60 çocuğu var. Bir yerden bir yere 40 uçakla tüm eşyalarını, eşlerini, çocuklarını yanında götürüyor. Bunlar bir saniye bile Hz. Peygamber gibi yaşamadılar. Allah günahlarını afetsin. Şimdi ölmüş diye yas tutacağız, kusura bakmayın biz yas tutmuyoruz. Kral senin Kralın olabilir. O Kralı tanımayız.

Bu ülkenin 12 milyon taşeron işçisi var. Senin Kralı’nın tek bir akşam yemeğinin masrafı bin tane taşeron işçinin bir aylık maaşı. Utanmadan açlık sınırı altında yaşayan ülkede insanlara Kralınız öldü yas tutun diyorsun. İnsanların üzüldüğünü zannetmiyorum. Başbakan neye dayanarak ulusal yas ilan ediyor? Bu ülkede her gün çocuklar öldürülüyor. Cizre’de, Roboski’de her gün çocuklar katledildi. Başınız sağ olsun bile demediniz” deyince salon alkışlar, zılgıtlar ile inledi.

Ki değerli okuyucular Suud-i Arabistan’da yas tutmak günah, Krallarını bilinmeyen mezara gömenlere yaranmak için Türkiye’de yas ilan etmek kraldan çok kralcılık değil de nedir? 3 Avrupa ülkesine gittim yeşil pasaportuma bir sefer Fransa girişte damga vurdu. Bir sefer hac, bir sefer de Umre için Suud-i Arabistan’a gittim. Pasaportuma iki seferde 36 damga vurdular. Her 50 km. de bir, her şehir girişinde. Kralın diktası budur. Korku, şüphe, endişedir.

Konya İl Kongresine dönecek olursam doğrusu son derece renkliydi. Sayın Selahattin Demirtaş’ın renkli ve bir hayli ilgi çekici konuşmasını bazı yaygın, Kürd medyası ile internet ortamında sanal âlemde mutlaka okumuşsunuz. Ama yine de eski bir gazeteci olarak aldığım bazı başlıkları, ilginç yerleri sizlerle paylaşmak isterim:

Örneğin; HDP’nin büyümesinin gerçek demokrasiye katkı sunacağını. Eksiklerin ve yetersizliklerin farkında olduklarını ama bunu düzeltmeye çalışan öz güvenli parti olduklarını. En genç ve yeni parti olarak bütün halkların, inançların, ezilenlerin yüreğine giden yolu nasıl aşacakları; milyonlarca insan zulüm, haksızlık, işsizlik ve açlık sınırı altında köleliğe mecbur edilmişken onların derdine nasıl derman olacakları çabası içinde olacaklarını söyledi.

Örneğin; Türkiye’yi halkları için cehenneme çeviren, halkların bir birinden korktuğu, nefret ettiği, kimlik mezarlığına çevirenlere karşı adil, eşitlikçi ve barış içinde nasıl çıkarız çabası içindeyiz. Tarih boyu bu topraklarda zulüm görmemiş kimse yok. Ülkeyi beraber kurduk. Ama kurulduktan sonra bir kenara itildik. Kendi topraklarımızda köle muamelesi gördük. Israrla “teklik”, “asimilasyon”, “sürgün” dayattılar, onu kaldıracağız dedi.     

            Örneğin; on binlerce aile asgari ücretle geçinmek zorunda bırakıldı. İnsanların onuru ellerinden alınarak kömür, makarna kuyruklarında onursuzlaştırılmaya çalışıldı. Patronlardan yana olan size karşı HDP ezilenden yana tercihini kullandı. Yoksulluğu ancak biz durdururuz. Halkın sırtına basarak yükseğe çıktınız. O kadar yükseldiniz ki yukardan bakınca bizi karınca gibi gördünüz. Bağırıp çağıran, yüksekte olan, koltuklarını aile menfaatleri için kullananların önünü kesmek için yeni yaşama heyecanı ile HDP geliyor. Artık Devlet bizden korksun dedi.

            Sonuç olarak projelerinin halkın demokratik iktidarını kurmak olduğu; halkın oyunu alarak Saray saltanatına son vererek muhalefet olmak istemiyoruz. Biz inanırsak bu barajlar yıkılır. Kimseyi mahcup etmeyeceğiz, siz Konyalılar varsanız biz varız dedi Demirtaş.