• 23.02.2015 00:00

 Geçen hafta “15 Şubat 1999’dan 15 Şubat 2015’e” başlıklı makalemde dile getirdim. (Bazı sitelerde başlık “Selam 15 Şubat” adıyla yanlış çıktı) Kandil açıklaması geç geldiği için net yazamadım, ama beş aşağı beş yukarı neler olacağını tahmin ettim. Dediğimçıktı. Kandil bu yaklaşımla sürece devam etmenin mümkün olmadığını açıklayaraksilah bırakmayı ret etti.

            Peki, neler oluyordu?

            Yüz yıllık kanlı sorunu çözmemek için restleşiyorlardı. Geldiğimiz noktada devlet ve AKP “silah”; Kürdler “Müzakere” dediği bir ortamda AKP hükümeti Erdoğan’ın tetiklemesi ile 2 hafta ertelenen “iç güvenlik paketini” öne çekti ve Mecliste kıyamet koptu.

            AKP, neden böyle bir atağa kalktı? Kalktı çünkü “barış süreci” yani “çözüm” ciddi bir yara aldı ve bu yaklaşımla çıkması mümkün değil. Çözüm ilerlemezse ne mi olur? 6-7 Ekim olaylarına rahmet okutacak ciddi halk hareketi olacağını bilen Erdoğan ve AKP hükümeti bu hareketi mahalli yöneticilere vereceği olağanüstü yetkiler ile bastırmak için paketi çıkartıyor.

            Bu duruma gelmeye bilir miydik? Evet. Ama Erdoğan ve AKP süreci doğru okumadı. Doğru yol diyalogdu, oldu. Bunu müzakere ya da hükümetin söz verdiği yasaları çıkarmaktı. Sonra Kürd siyasi hareketine silahları bıraktım diyecekti.AKP, yapmadı, olmadı.

            AKP Hükümeti demokratik adım atmadığı gibi ülkeyi polis devletine götürecek “paket” ile barış sürecini tetikledi. Müzakere, yasa olmadan süreç işlemeyeceğini bildiği için kitlelerin hareket etme beklentisini “paket” ile önlemeye çalışıyor. Kürdler de “paketi” AKP hükümetinin adım atmayacağının işareti olarak görüyor ve gardını alıyor.

            AKP, “Paketle” sadece Kürdleri karşısına almıyor Meclis’te bulunan CHP, MHP ve HDP gibi kolay kolay bir araya gelmeyecek 3 partiyi bir araya getirmeyi başardı. “Pakette” 132 madde varken Cumhurbaşkanı, Başbakan ve AKP medyası varsa yoksa “Molotof”, “Bonzai”; yani iki maddeyi dillendirdi. Peki, o 132 madde ne var? Tam bir Olağanüstü Hal (OHAL) ve tam bir sıkıyönetim yasaları ve yasakları var.

“Müzakere” ve “silah bırakma” “barış sürecinde” Bir birine zıt, farklı görüş değilken ne oldu? Sürecin başından beri taraflar arasında ihdas edilmeyen “güvensizlik” gelişmeleri tetikledi. “Yasa” çıkartmamak; “müzakere” başlatmamaya karşılık Kürd Siyasi Hareketi de silahlı güçlerini yurt dışına çıkartmayarak tavır geliştirmiş oldu. Oysa ortak basın toplantısı ile 100 yıllık hayati sorunu halledebilirlerdi. Taraflar samimi ve üzüm yemek istiyor idilerse.

            AKP, ben iktidarım, hükümetim diye “müzakereyi” bir zafiyet görünce “süreç” aksadı. Aksine “müzakere” zafiyet değil sorunun olmazsa olmaz yoluydu. İçeriği masada tartışırsınız. “Silah” ve “müzakere” kelimeleri ile kilitlenen sorunu çözerdiniz. Kazan, kazan ile Türkiye’yi ve Meclisi sarsan “pakete” de gerek kalmazdı. Ama olmadı, yapmadılar.

            İyi, kötü iddia edildiğine göre Öcalan on maddelik çözüm önerileri sunmuş. ( Hala kimse on maddenin ne olduğunu bilmiyor) İki tarafta bu maddelerin ortak paydalarında pek ala anlaşıp karşılıklı restleşmeyle yükselen tansiyonu aşağıya çekebilirlerdi. Sağlıklı bir seçim için bu yaklaşım önemliydi, hatta zorunluydu. Ama AKP “pakette” ısrar edince olmadı.

Peki, Kürdler ne diyor?

Anlaşılır bil dille çözüm süreci için “halen müzakere sürecine geçilmemesi kabul edilemez. AKP Hükümeti’nin somut olarak müzakere başlıklarında kalıcı barışa gidecek çalışmalar yapmak yerine gerçekliğe tekabül etmeyen beklentiler üzerinden algı mühendisliğini oluşturma çalışmalarıyla zaman harcıyor”diyorlar.

HDP’nin Diplomatik bir dille yaptığı açıklamayı dikkatli şekilde okursak hükümetin 15 Şubat 2015 günü söz verdiği gibi “Müzakere” konusunda adım atmadığı için süreç yol almadı diyor. Meydan okumadan AKP’ye ölçülü bir uyarı yaparak mesaj veriyordu.

HDP heyetinin ılımlı açıklamasına karşılık 17 Şubat Salı günü önce HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş AKP ve medyasının olayı çarpıttığını anlayınca şunu söyledi:

"Çözüm süreci ile ilgili silah bırakma ve silahsızlanma tartışması yürütülüyor, ancak hükümetin 10 maddelik ev ödevi var. Bu da İmralı'da konuşulmuş, bunu neden söylemiyor? Neden yazıp çizmiyorlar. 10 maddede mutabakat sağlanırsa silahsızlanma ile ilgili adımlar atılacak. Hükümet, medyası10 maddeyi hiç ağzına bile almıyor, yokmuş gibi davranıyor.”

Demirtaş’tan sonra fitneyi anlayan Kandil aynı konuya parmak basarak bir açıklama daha yaptı. Kandil Süreç kritik, tehlikeli ve bitme noktasında derken şunları söylüyordu:

“AKP Kendine yakın basın ve medya organları üzerinden algı yaratıyor. Erdoğanüstenci bir üslupla ‘bugünlerde bir açıklama bekliyoruz. Ama önemli olan açıklama değildir. Bakalım bu defa silah bırakacaklar mı vs.’ diyor.

Biz diyoruz ki, önemli olan süreç iyi gidiyor demagojisini yapmak değildir. AKP vakit geçirmeden yarın resmi müzakereye başlatacak mı? AKP Kürt sorununun çözümüne ilişkin varsa bir politikası bunu açıkça ortaya koyup somut adım atacak mı?

Oyalama politikasından vazgeçmeli. Zihniyetinde hiçbir değişiklik, pratik uygulamada adım atmayan, müzakereye dahi oturmayan AKP, Kürt halk Önderinden ve hareketimizden hangi yüzle ve hangi politik ahlakla açıklama yapmamızı bekleyebilir.

Pratik, gözle görülür somut adımlar atmak ve demokratik yasalar çıkarmak yerine, iç güvenlik paketi adı altında faşist yasalar çıkarmaya çalışmaktadır. AKP, istediği kadar süreç demokratikleşme ve müzakere desin; Bunların laftan ibaret olduğu çıkarmaya çalıştığı iç güvenlik yasasından rahatlıkla görülmektedir. AKPsahte algı yaratma, zamana oynama ve oyalama politikalarını terk etmelidir.”

            AKP, Hükümeti seçimler nedeni ile on maddeye ilişkin adım atmaya niyeti olmayınca Kürdler tepki gösterdi. Kandildede seçime kadar oyalama taktiği uygulandığını iddia ediyor.

            Hükümet ve yandaş medyanın köşe başları Kürdlere yönelik “Sayın Öcalan’ın silah miadını doldurdu. Kürt hareketi yoluna demokratik siyasetle devam edecek. Nevruz’da ben de PKK’yı silahlı mücadeleyi bırakmak üzere kongre toplamaya çağıracağım” dedi;diye sorup duruyorlar. Ama HDP’nin “müzakere başlayacak mı?” konusunahiç değinmiyorlardı. Tam bir satranç oynanırken “iç güvenlik paketi” barış sürecini dinamitlemişe benziyor.

AKP hükümeti bir gerçeği görmeli; “Böl parçala yönet” devri kapandı.Ruşen Çakır’ın dediği gibi: “ Siyasi iktidar ve onun çizgisine destek verenler, İmralı ile Kandil arasındaki ilişkiyi kavramıyorlar ya da kavramak istemiyorlar. Şöyle ki; Kürd Siyasi Hareketinin (KSH) bu iki önemli odağı bir birini tamamlıyor. Biri olmasa öteki de olmaz; biri ne kadar güçlüyse diğeri de o kadar güçlüdür.”

Yani Sayın Çakır demek istiyor ki; Öcalan dünyadaki Kürdlerinin ideolojik lideridir. Kandil ise Kürdlerin pratik örgütüdür. Öcalan ve Kandil arasındaki farklı siyasi söylemleri ayrıştıkları anlamına gelmez. İmralı, HDP, Kandil farklı söyleseler de aynı dili konuşuyorlar.

Bu arada belki gerçekten AKP 100 yıllık sorunu çözmek istiyordur. Çünkü meseleyi anladığını söylüyor. Fakat bir tek yerde takılıp kalıyor. 2011 yılından beri neredeyse peş peşe gelen seçimler nedeniyle 330 vekil hedefini gözetmeden edemiyor. Seçimi ve oyu gözettikçe Kürd sorunu çözmeyi çok arzulasa da başaramaz. Kürd tarafı da şartların yerine getirildiğini görmeden silahların bıraktığını bu gidişle uygulamaya koyamaz. Kimse kendini aldatmasın.

            Bir taraftan “Kürd meselesini çözeceğim” diyeceksin. Diğer taraftan 330 ve üstünde sandalye almak için Kürdlerin eşit vatandaşlık hak ve taleplerini yerine getirmeyeceksin. Üstüne üstlük yeni bir sıkıyönetim ve olağanüstü hal yasalarını meclisten geçireceksin. Sonrada silahlı Kürd gruplar sınır dışına çıkmıyor diye şikâyet edeceksin. Bu doğru değil.

            AKP, bu meseleyi çözmek istiyorsa iktidarını korumak uğruna seçim baskısı ve iç güvenlik paketinden ya vazgeçecek ya da yumuşatarakKürdler ile müzakere masasına oturacak. Bana sorarsanız o zaman kendiliğinden 300’ün üzerinde Milletvekili kazanır.

HDP yüzde on barajını geçerse iki parti 390-400 sayısını Mecliste yakalarlar. Hem AKP 4 yıl daha iktidarını sürdürür. Hem Kürd meselesini HDP ile Mecliste, belki CHP’yi de yanlarına alarak çözerler. Eğer şartlarda anlaşırlarsa belki AKP ile HDP Başkanlık konusunda da mutabakata varırlar.30 yıllık savaşı bitirecek barış süreci seçime malzeme yapılmamalı.

ŞAH FIRAT OPERASYONU: 18 Şubat’tan sonra Süleyman Şah Türbesi ile ilgili iddialar gündeme geldi. 19 Şubat’ta türbeyi koruyan askerlerin rehin olduğu iddia edildi. Aynı gün Kobane Kanton’u Başbakanı Emre Müslim Ankara’da temaslarda bulunduğu açıklandı. İçişleri Bakanı Efkan Ala da rehine olayını yalanladı. Ama 21 Şubat gece saat 21 de Türkiye “Şah-Fırat” operasyonu ile Süleyman Şah Türbesindeki Türk askerini tahliye etti.

Dilerim bu operasyon Türk-Kürd birlikteliğine, “barış sürecinin” devamına ve bu günkü makalemin endişelerini bertaraf edecek gelişmelere vesile olur. Dilerim Hükümet çıkarmak istediği paketi yumuşatır ve yeniden her şey yoluna girer.

21 ŞUBAT DÜNYA AN DİL GÜNÜ; 21ê Sibatêrojazimanêzikmakî ye! Xwedîlizimanê xwe derkeve!21 ê sibaterojaziwanêdayîke ya! Wayîrîyaziwanêxobike!