Biliyorum coğrafyamızda ve onlarca Müslüman ülkede süren savaş, şehirlerin yıkılıp yıkılması; enkazları altında kalan canlar; ölen, öldürülen gençler; yaşlı, çocuk, kadın bedenleri karşısında benim acımı bir bakıma çok önemli bulmayabilirsiniz. Ama yine de her bireyin sevdikleriyle ilgili acıları kendi içinde bir değerdir diye düşünmenizi istiyorum.

Sevgili dostlar Nisan ayı yılın en güzel aydır. Ancak benim açımdan sevdiklerimin acısını hatırlatan bir ay. Çok ama çok sevdiğim babam ve namı değer Kürd tarihçisi Cemşit Bender’i bu ayda kaybettim, Babamı 10 Nisan 1980’de kaybettim. Üzerinden 36 yıl geçse de acısı derin olduğu için dün gibi tazedir. Cemşit ağabeyin ölümü ise 8 Nisan 2008’de babamın ölümünden 2 gün öncesine rastlar. Annemin ölümü de 3 ay öncesine Ocak 2008. Anne ve babamın benim üzerimde ebeveyn olarak ne kadar emekleri varsa; rahmetli Mehdi (Cemşit Bender) ağabeyimin de gerçek ve doğru tarihi bilgilerle donanmamda önemli katkısı oldu.

İlginçtir babam Seyda’ye Melle Abdulkerim ve Mehdi ağabeyin o kadar benzer yanları vardı ki; ikisi de sakin, sessiz, yumuşak bir ahlaka; dürüstlük, sevgi, şefkat, hoşgörü, özgürlük adalet, şiddete karşı duruş sergileyen sembol abidesiydiler. Mizaçları o kadar örtüşüyordu ki onlardan aldığım feyz ile onlar kadar sakin, sessiz, yumuşak, hoşgörülü olamadıysam da dürüstlük, adalet, özgürlük ve doğruluk açısından bana çok şey kazandırdılar. Rahmetli annem de çalışkan, uyumlu, hayırsever, dindar, ailesine bağlı, iyiliksever bir insandı.

Babaların ve baba kadar değer verilenlerin varlığı sevenler için o kadar önemli ki insan onları kaybettikten sonra kıymetlerini daha fazla anlıyor. Araya ne kadar uzun yıllar girse de insan onları unutamıyor. Tıpkı 36 yıldır her 10 Nisanda unutamadığım babamı yazdığım gibi.

Pek çok anne ve baba gibi benim annem, babam ve Cemşit ağabeyim iyi insanlardı. Seven, adil, hoşgörülü ve barışçı olmamızı isterlerdi. Allah’a şükrediyorum ki 7 erkek, bir kız 8 çocukları onların arzuladığı şekilde yetiştiler. Ev bark; çoluk, çocuk, torun sahibi oldular. Yine şükrediyorum ki ağabeyimden sonra en büyük aile bireyi olarak ne kardeşlerim; ne onların çocukları ne de torunlarından bu güne kadar olumsuz hiç bir şey hâsıl olmadığını gördüm. Bu demektir ki annem ve babam görevlerini layık ve de fazlasıyla yapmışlardı.

Babalar ne zaman vefat ederse evlatlar onları o zaman arar. Ama artık çok geç. Babam bana karşı hoşgörüsünü esirgemedi. Ağabeyim anlatır; köyde geçen bir tokattan sonra koruma altına aldığını söylese de; O’nun beni sevdiğinden emindim. Bu durum belki o yaşarken değil amma, babamı kaybettiğim günden bu güne tam 36 yıldır çok iyi biliyorum.

Bazen kendi kendime düşünürken bilgi dağarcığıma kattığı manevi değeri anlıyorum. Çünkü eğitim yuvası gibi dolup taşan iş yerinde ondan; âlim, yönetici, aydın, eşraf, dost ve arkadaşlarından çok şey öğrendim. Bana çok şey kattılar. Benim için büyük bir hayat ders veren üniversite gibiydi babamın Ulu Cami karşısındaki iş yeri.

Biliyorum her 10 Nisan’da babamla ilgili bir yazı yazıyor ve bu yazılarımda onunla yaşadıklarımı aktarırken gıyabından özür diliyorum. Yürekten özrümü hissediyor ya da duyuyor mu, bilmiyorum. Belki son nefesimi verene kadar her 10 Nisanlarda babam ve beni ilgilendiren makaleler yazıp duracağım. Değerli okuyucularım, siz siz olun sevdikleriniz sağ iseler çok geç olmadan onlarla ilişkilerinizi güçlendirin, kıymetlerini bilin.

Bu konuda Kutsal kitabımız Kur’an da size emir ve tavsiyede bulunuyor. 5 ayrı ayette der ki:

“Nisa/36: Anne, babaya….. iyi davranın. Bakara/83: …anne-babaya, yakın akrabaya…. Güzel sözler söyleyin. En’am/151: …babanıza, annenize iyilikten ayrılmayın. İsra/123: Rabbin sadece kendisine ibadet etmenizi ve anne-babanıza…en iyi şekilde davranmanızı hükmeder.

Lokman/14: Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişiz.”

Hakkın rahmetine kavuşmuş bütün anne, baba ve sevdiklerinize Allah’tan rahmet diliyor; ruhları şad olsun diyorum

  • Abone ol