• 2.08.2021 09:43
  • (107)

Sevgili okuyucularım, değerli arkadaş ve takipçilerim; bu gün 53 yıl aktif olarak icra ettiğim gazetecilik mesleğiyle ilgili yaşanan bir vahşet üzerine görüşlerimi sizler ile paylaşacağım.

Bu mesleği icra eden gazeteci haber yaparken asli görevi araştırmak, sorgulamak; kamuoyunu doğru bilgilendirmektir. Asla güce, egemene yaranmak, yağcılık yapmak; çıkarı peşinde koşarak haber yapmak değildir, olmamalıdır.

Gazeteci özellikle siyaset ve kamu ile ilgili haber yaptığında doğru yapana "görevidir” ile yetinmeli; övgüler, methiyeler yapmak  olmamalıdır.

Yanlışı yapana ise haberin 5N1K ve ilkelerine bağlı kalarak kamuoyunu doğru bilgilendirmelidir.

Bu ilkeler ile gazetecilik yapan gazetecilik yaptığı için sorgulanamaz/sorgulanmamalı.

Zira Gazeteci, yazar ve aydınlar özgürce düşüncelerini ifade ettikçe o ülke sorunları en az yaşayan memleket olur. Yönetenler de eleştirilerden ders çıkartır; hatta eksiklerini, hatalarını görür ve düzeltir.

Biz/ ben böyle gazetecilik yaptık/ yaptım. Bizden sonraki nesile de bunu aktarmak amacıyla geçmişte ofisimde yıllarca staj gören iletişim fakültesi öğrencileri, alaylı ve de yanımda çalışanlara bu ilkelere bağlı gazeteci olmaları için çaba harcadım/ harcadık.

Gazeteci bu ülkede birlikte, kardeşçe adil, eşit, özgürce kimseden korkmadan haber yapmalıdır. Gazetecinin en büyük yemini ilkeleri olmalıdır.

Neden mi bu gün bu yazıyı kaleme alma gereğini duydum?

1968 yılında medya ilkeler ile yola çıktım. Yarın 1 Ağustos ve mesleğe merhaba demek için karar vermemin üzerinden 53 yıl geçti.

Ne yazık ve de ne acıdır ki bu yıl dönümümde 48 yıl aktif gazetecilik yaptığım Konya’da insanlık, hoşgörü ve bilgelik simgesi Mevlana şehrinde bir katliam yaşandı. Geliyorum diyen vahşet ilk patlak verdiği geçtiğimiz arife gününde  meslektaşlarım layıkı ile görevlerini yapmış olsalar ve yetkilileri harekete geçirselerdi ( ki bazılarını tenzih ederim) belki değil kesin bu vahşet yaşanmaz, 7 kişilik aile öldürülmezlerdi.

Katliamdan bir gün sonra yani bu yazıyı kaleme aldığım bu gün yani 31 Temmuz 2021 de konu ile ilgili Türk medyasının 1. Sayfalarını inceledim. Tamamı 3 maymunları oynamışlardı. Hiç birinde vahşet ve katliam ile ilgili tek satır haberi yoktu. Basın ilkeleri, özgürlükleri konusunda aynı yerde duruyorum; birileri yolunu şaşırmış olsa da.

Dilerim katliamı yapan katiller yakalanır ve hak ettikleri cezalara çarptırılırlar. Yine dileğim o ki insanlar arasına kin ve nefret tohumunu eken güruhlar, faşist ırkçılar, İŞİD kafalı yobazlar bir bir aramızdan ayıklanır; yeniden kardeşlik, huzur ve öz güvenli günleri yakalarız.

Son olarak meslektaşım,

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici 31 Temmuz tarihli uzun yazısından 2-3 paragraf ile yazıma son vereceğim:

“Bir gazetenin politik tavrı ne olursa olsun, gerçeği bozmaması, iddiaları araştırmadan yazmaması, söylentileri doğrulanmış gibi aktarmaması gerekir. Bir haberci, gerçeğe saygı duyar, kendisini hakim, savcı ve polis yerine koymaz, kişi ve kurumları yargılayıp damgalamaz. Dahası demokrasi, insan hakları ve barıştan yana olur; ayrımcılığı ve ırkçılığı besleyen, hoşgörüsüzlüğü yayan, şiddeti haklı gösteren ve teşvik eden yayın yapmaz.

Hiçbir araştırma yapmadan -sadece valiliklerin yaptığı açıklamalara dayanarak- bu saldırıların adli vakalar olduğunu yazmak bir gazetecilik tutumu olamaz. Bir sorunun çözülebilmesi için öncelikle o sorunun var olup olmadığının ortaya çıkarılması, kabul edilmesi şarttır. Araştırmadan yok saymak sorunun çözülmesine değil büyümesine hizmet eder. Kaldı ki, bu tür ırkçı saldırı haberleri yeni değil ve her yıl giderek artıyor, yeni vakalar ekleniyor.

Kürt ailenin ırkçı saldırıya uğradığı iddialarını yok sayan sadece Yeni Şafak da değildi. İktidar yanlısı diğer gazeteler de olayı adli vaka olarak gösteriyorlardı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da ‘Bunun Kürt-Türk meselesiyle ilgili herhangi bir alakası yoktur’ açıklaması yaptı. ‘Etnik köken üzerinden yapılan değerlendirmelerin tamamı da istismara, provokasyona ve bu ülkenin birliğine yönelik bir anlayışın kendisidir’ demişti.”