Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli arasında yapılan görüşmeden bir ittifak kararının çıktığını söyleyebilirim.

Çünkü görüşmeden hemen önce hem AK Parti hem de MHP kulisine hakim olan hava ittifakın yapılması gerektiği yönündeydi.

Buna yönelik beklentiler ve modeller üzerinde de tartışma yürütülüyordu.

Yani, her ne kadar nasıl gerçekleşeceğine ilişkin modeller birbirini tutmuyor olsa da ittifakın olması gerektiğine yönelik çerçeve mutabakatı TBMM kulisinde oluşmuştu.

Ancak bunun MHP’nin baştan ortaya koyduğu yöntemle olma olasılığı da kalmamıştı; MHP tarafı da zaten kabullenmişti.

Nitekim bir süre önce de MHP lideri Bahçeli her yerde aday çıkaracaklarını açıklayarak, baştan ortaya koyduğu modeli revize etmişti.

HANGİ FORMÜLLE

Üzerinde tartışılan, MHP liderinin de mührün hareketinden yola çıkarak, “tak, tuk, tuk” diye formüle ettiği model, her partinin aday çıkarmasına dayanıyor.

Ancak, partiler arasında kim öndeyse ötekinin diğerini desteklemesini öngörüyor.

Dolayısıyla, bir ilde AK Parti önde ise MHP daha düşük profilli bir aday çıkarıp büyükşehirde desteğini gösterirken, ilçelerde de tersine AK Parti’den kendi adayına destek bekliyor.

Ya da belediye meclisi üyeliklerinin dağılımında ağırlık kazanmayı amaçlıyor.

Önerilen bu modelin de AK Parti’de tam karşılık bulduğunu söylemem olası değil.

Nitekim AK Parti’nin etkin bir ismi de buna karşılık şu modeli üretti:

“Yasal yoldan ittifak imkanımız yok, o takdirde MHP seçime girmesin adaylarını listemizden biz gösterelim. Belediye başkanı seçimi kazandıktan sonra da bizden ayrılıp MHP’ye geçsin. Bunun örneğini milletvekili seçiminde yaşadık; BBP aday çıkarmadı, Sayın Destici listemizden girdi, seçim sonrası da partisine döndü...”

Partinin etkin isminin çok taze olan önerisinin hem kendi partisi hem de MHP’de nasıl karşılık bulacağını kestirmek zor.

Ancak bu da gösteriyor ki her iki kesimde de ittifak istenen ortamda formülün üretilmesi zor değil…

Erdoğan ile Bahçeli arasında 40 dakika süren görüşmede muhtemel ki varılan uzlaşı da bu zemin üzerine dayanıyor.

Yani, bir ittifak olacaksa hangi zeminde gerçekleşeceği noktası önem kazanıyor…

ADAY MI, GÖNÜL MÜ?

Bu durumda adaylar üzerinde mutabakatın sağlandığı bir ittifak mı, yoksa seçimde iki partinin birbirinin ayağına basmadığı, ötekine karşı da güç birliği yaptığı bir gönül ittifakı mı olacak?

Buna karar vermek için AK Parti yönetimi şu sorunun yanıtını bulmaya çalışıyor:

“Bizim için önemli olan sandıktan çıkacak oran mı, yoksa kazanılacak belediye sayısı mı?”

Eğer oran önemli ise iktidar partilerinin her yerel seçimdeki oy düşmesine bir de MHP’ye terk edilen bölgelerden gelecek eksilmeyi eklemek gerekiyor.

Zaten AK Parti’de yapılan hesap da buna dayanıyor.

İktidar partilerinin yerel seçimdeki düşüşünün 5-8 puan arasında olduğuna dikkat çekildikten sonra, MHP’ye terk edilmesi halinde de 4-6 puanlık ek bir düşüşle daha karşılaşılacağına vurgu yapılıyor.

Bu da son seçimdeki oyu baz alındığında AK Parti’nin yerel seçimde %30’larla ifade edilen rakamlara inmesi anlamına geliyor.

Eğer yerel seçimde alınan oy oranının bir önem arz etmeyeceği, kazanılan belediye başkanlığı üzerinden değerlendirme yapılacağı, sayının, orandan çok daha elzem olduğuna karar verilecekse de MHP olmadan yola çıkılmaması gerekiyor.

Burada da Bahçeli’nin “siyasi kombinasyon” veya “tak, tuk, tuk” diye formüle ettiği yapının nasıl oluşacağını anlamak gerekiyor.

Görünen o ki AK Parti, ardı ardına yaptıracağı kamuoyu yoklamalarındaki seyri de görmek istiyor.

Bu kapsamda MHP’den kendisine hangi bölgeden ne kadar oy geleceğini de anlamak ve buna göre bir yol haritası belirlemeyi daha uygun buluyor.

Partinin MYK toplantısında da dün masaya yatırılan çeşitli formüllerin ne getirip götüreceğinin hesabı yapılıyor.

Ancak bu hesapların hiçbirinde ittifak devre dışı bırakılmıyor; “en kötü ihtimalle gönül ittifakı olur” deniliyor.

‘MİLLET’TE DURUM

Millet İttifakı ise bu hesapların biraz uzağında…

Orada daha çok hangi parti kimi aday gösterirse, o bölgede AK Parti veya MHP’nin kazanmasının önüne geçilir hesabı yapılıyor.

Her bir bölge tek tek ele alınıyor, buna göre tabanın üzerinde mutabakat sağlayacağı isimler üzerinde yoğunlaşılıyor.

Hatta geçen dönem CHP’nin Ankara adayı olan Mansur Yavaş’ın bu kez hangi partiden girmesi gerektiğinin ince hesabıyla uğraşılıyor.

Kuliste muhabbet halinde gerçekleşen arayışların temeli de zaten ittifaka değil, İYİ Parti lideri Akşener’in de altını çizdiği gibi “işbirliğine” dayanıyor.

Bu işbirliğinin hangi bölgede, kiminle ve hangi yöntemle olacağı konusunda ise yöntem aranıyor.

Özetle iletişim kuramcısı Herold Dwight Lasswell modelindeki gibi, “Kim, kimlerin söylemiyle ve hangi siyasi kanalla, kimler üzerinde hangi etkiyi bırakır” formülüne uygun isim arıyorlar.

  • Abone ol