Her seçim döneminin bir propaganda modeli olur, partiler de baştan kararlaştırdığı zemin üzerinden yürür.

Anlaşılan o ki bu seçimde böyle bir model çalışmayacak, ağırlığı sosyal medya üzerinden yürütülen değişken bir zemin üzerinden hareket edilecek.

Temaları yer, zaman ve gelişen konjonktüre göre oynak olacak…

Nitekim AK Parti böyle bir zeminde, duruma ve koşula göre değişim gösteren ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden yürütülecek bir modelle yürüme kararı almıştı.

Bu açıdan bakıldığında AK Parti’nin, “alan ve zaman değişimini bir model çerçevesine oturtan” propaganda modelini tercih ettiğinden söz edilebilir.

Yani, durağan değil, alan ve zamana göre değişkenlik içeren; duruma göre vaziyet alma diye özetlenebilecek, kitlesel davranışları anlık mesajlarla hareketlendiren propaganda modeli denilebilir.

ÖNCELİK TOPLUMSALA

CHP ise bundan daha uzak bir modeli tercih etme kararı almış…

Tam anlamıyla daha çok kara Avrupa sosyal demokratlarının kullandığı tarzda toplumsal hareketlere dayalı bir propaganda modeli…

Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun dünkü sohbetimizde modelin ana çerçevesini aktardı.

Bunu da kendisine hayran bırakacak derecede sabır taşı olma özelliğini sergilerken gerçekleştirdi.

Çünkü kapısının önünde 40 kadar aday adayı ve destekçileri bekliyordu...

Odasındaki iki aday adayına durumu özetlerken, bu sırada çalan masa telefonundan Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun taleplerini anında karşıladı; eş zamanlı olarak, hem de herhangi bir detayını atlamadan bütün ayrıntısıyla sakin şekilde bana CHP’nin yeni propaganda modelini anlattı…

Buna göre model toplumsalı önceliyor ve şu üç ana stratejiye dayanıyor:

1- Toplumun her geçen gün eksilen temel değerleri; eğitim, ekonomi, işsizlik, yoksulluk…

2- Birlikte yaşamın kaybolan değerleri; ayrıştırma, ötekileştirme ve kamplaştırma…

3- Toplumsal endişeyi her geçen gün yükselten geleceğe ilişkin kaygı; evde, sokakta, mahallede, kentte, ülkede yok olan huzurun ve yükselen kaygının yarattığı olumsuzluk…

Seyit Torun, bütün seçim kampanyasının bu üç strateji üzerinden yürüyeceğini belirtti.

Sloganlarda, afişlerde, söylemlerde, ilanlarda ve mitinglerde bu üç temel strateji üzerinden yürüneceğini vurgulayıp ekledi:

“Toplumda geleceğe ilişkin kaygı o denli yüksek ki, ona tekrar umudu aşılayacak, bir oy ile geleceğini kazanma, kaybolan umuduna tekrar kavuşma, huzura erişme olanağının bulunduğunu gösterecek bir propaganda…”

ABD ŞİRKETİNE NO…

Aktardığına göre, propagandayı bir Türk firması yürütecek.

Bir seçim döneminde danışmanlık aldıkları ABD’de Başkan Obama’ya seçim kazandıran şirket bu seçimde de öneride bulunmuş, CHP bu kez Türk şirket ile gitme kararını iletmiş.

Belirttiğine göre sokaktan, mahalleye uzanan yerelde, hem de ülke genelinde uygulanacak propagandaların ana stratejisi bu üç ayaktan uzaklaşmayacak.

Seyit Torun o kadar yoğunluğun arasında kısa aralar vererek ve her birinde de kaldığı cümleden başlayan inanılmaz bir hafıza ile modeli anlattı.

Kendisini dinlerken, sakin ve sabır dolu kararlı haliyle bir ara karşımda “No…” filminin başkarakteri Rene Saavedra var hissine kapıldım…


***

Suriye’den çekilmenin ağırlığı

“Savunma Bakanlığı ve topyekun silahlı kuvvetler için tayin edilen misyon tamamlandı… Suriye Arap Cumhuriyeti'ndeki askeri gücün ana kısmının yarından itibaren çekilmesi talimatını veriyorum…”

Bu cümleyi ABD Başkanı Trump’ın söylediği sanılmasın, cümle Rusya Devlet Başkanı Putin’e ait…

Sözü ise 30 Eylül 2015’te Rus Ordusu’nun Suriye’ye girişinden 5.5 ay sonrasına, 15 Mart 2016 tarihli…

Sonra ne mi oldu?

Putin, 1.5 yıl sonra Aralık 2017’de bu kez Mısır’a uçarken Suriye’ye, kalıcı hale getirdiği iki Rus askeri üssü Tartus ve Hmeymin’e uğradı…

Şam yönetimi lideri Başar Esad ile de bir araya geldiği Lazkiye’deki Hmeymin Üssünde aynen şu açıklamayı yaptı:

“Savunma Bakanlığımıza ve Genelkurmay Başkanlığımıza, Suriye’deki birliklerimizin çekilme sürecini başlatma talimatı verdim. Buradaki birliklerimiz evlerine zaferle dönüyorlar. Bu zafer, iki yıl gibi kısa bir sürede dünyanın en büyük uluslararası terör örgütüne karşı alınmıştır.”

Yetmedi, son çekilme açıklaması 6 ay önce 27 Haziran günü geldi, bu kez 30 savaş uçağı ve 1140 askerini “birkaç gün içinde çekeceğini” bildirdi…

ÇEKİLECEĞİN HALİNDEN...

Sonra ne mi oldu?

Putin, ABD’nin Suriye’den çekilme kararını Afganistan’dan çekilme kararını almalarının üzerinden de 17 yıl geçtiğini anımsatarak yorumladı.

Bütün bunları sıralamamın nedeni, çekileceğini söyleyenin halinden, daha önce çekileceğini açıklayanın anlayacağını düşünmemden…

Putin dünkü konuşmasında bununla da kalmadı, ABD’nin çekilmesine ilişkin herhangi bir emareye rastlamadıklarını da bildirdi.

Dolayısıyla Suriye’den bir ülkenin çekildiğine ancak sahada görüldüğünde karar verilmesi en doğru yöntem olacak.

Çünkü Kuzey Suriye’ye bu kadar üs kurup, bu denli yerleşik hale geldikten sonra, hepsinden bir anda vazgeçip “pılıyı pırtıyı topladım, bir daha da dönmem, haydi eyvallah” deyip gideceğini kimse beklemesin…

IRAK’TA DA AYNI

Nitekim Irak’ta da aynısı yaşandı…

ABD kağıt üzerinde bakılırsa Irak’tan da çekildi.

Ama ABD’nin Irak’ta varlığının olmadığını kim iddia edebilir?

Suriye meselesi çözülene kadar ABD’nin Suriye’deki ağırlığının hissedilmeyeceğini söylemek, Afganistan’da ABD askeri olmadığını iddia etmekten farksız olur.

Muhakkak ki askeri gücünü azaltacak, bölgede mücadele edilmesi gereken grup veya örgütlerle savaşmakla uğraşmayı Şam bileşenleri, Rusya, İran ve rejimin üstüne bırakacaktır.

Trump tüccar mantığı ile Suriye’nin yeniden inşa sürecinde harcayan değil, planlayan olarak kalmanın keyfini sürmeyi tercih edecektir…

Yeniden inşa sürecinde elinde tuttuğu arsa karşılığı düşecek paydan vazgeçeceğini ileri süren ise yanılır.

Bu arazinin Suriye’nin üçte biri olduğu, üzerinde iki su barajı ve petrol kuyuları olduğu da unutulmasın…

  • Abone ol