İstanbul’da 39 ilçe seçim kurulu, YSK’nın ara kararları doğrultusunda dört gündür AK Parti ile MHP’nin iddialarını araştırıyor.


En geç yarına kadar da sonuca bağlayacak…

Bu YSK’nın geçmiş uygulamalarına bakıldığında pek rastlanmayan bir durum...

Çünkü YSK karar organı, önüne gelen itiraz dilekçelerinde yer alan somut deliller üzerinden karar alır; araştırma organı değildir…

Bu ara kararların ileride YSK’ya getireceği yükü bir yana bırakacak olursak, “hiçbir iddia karşılıksız kalmasın, seçimin üzerinde tek şaibe oluşmasın, hepsi ortaya çıksın” diyebiliriz.

Ancak YSK’nın kanunlar ve kararları bir yana, bugünkü içtihatlarında da eşitlikçi olması gerekir.

MUSTAFAKEMALPAŞA KARARI

Bunu söylememin nedeni YSK’nın bu hafta başında Bursa Mustafakemalpaşa ilçesiyle ilgili kararı…

Yapılan başvurunun bugün İstanbul’da tartışılan iddiaların ötesinde bir durumu var.

Yani, “haydi siz bir bakın var mıymış?” başvurusunun ötesinde tespitli bir başvuru…

Şöyle ki…

İYİ Parti Bursa İl Başkanı Yahya Bahadır, 18 Nisan 2019’da YSK’ya ulaştırdığı dilekçesinde numaralarını sıraladığı 5 sandıkta görevli sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmadığını isimleriyle belirterek, bunların aynı zamanda belediye çalışanı olduğuna işaret ediyor.

Bununla kalmıyor, Demokrat Parti Mustafakemalpaşa Belediye Başkan adayı Orhan Alper’in de 3 yıl 4 ay kesinleşmiş hapis cezasının olduğunu, seçime katılmış olmasının sandık sonuçlarını doğrudan etkilediğini belirterek seçimlerin iptalini istiyor.

YSK öncelikle Orhan Alper’in durumunu inceliyor ve “adli sicil kaydının seçilmesine engel durum oluşturmadığına” hükmediyor.

Bu açıdan başvuruyu reddediyor.

İSTANBUL’A EMSAL OLUR MU?

İstanbul seçimlerine de emsal teşkil edebilecek diğer başvuru ise oldukça önemli…

Şunu baştan belirteyim, YSK’nın bu kararı, kanunlar ve geçmişte yayınladığı tüm kararlar ve genelgelere harfiyen uygun.

İYİ Partili Başkan Bahadır’ın, Mustafakemalpaşa ilçesinde kurulan sandıklarda görevli olan sandık kurulu başkanlarının belediyede çalışan müdür, müdür yardımcıları olduğu ve durumun tam hukuksuzluk yarattığına ilişkin iddialarını görüşmeye değer buluyor.

Şu kararı alıyor:

“Sandık kurullarının teşkiline ilişkin itirazların YSK’nın 13/12/2018 ve 2018/1105 sayılı kararı ile kabul edilen Seçim Takvimine göre 2 Mart 2019 tarihinde kesin olarak karar bağlaması nedeniyle tam kanunsuzluk iddiasına ilişkin talebin reddine…”

2 MART ÖNCESİ YAPMALIYDI

Özetle diyor ki…

1- Eğer böyle bir hukuksuzluk hali oluştuysa da 2 Mart 2019 tarihine kadar bu itirazınızı yapmanız gerekiyordu.

2- Sandık kurullarına ilişkin itiraz süresi 2 Mart 2019 tarihinde sona erdiği ve sandık kurullarının teşkili de bu tarihte tamamlandığı için iddianıza bakma imkanım yok reddediyorum.

YSK’nın oy birliği ile yani bütün üyelerinin istisnasız katılımıyla aldığı bu kararın tarihi de ilginç; 20 Nisan 2019…

Yani İstanbul’a ilişkin ara kararlarını almasından tam 3 gün önce bu karara imza koyuyor; hem de oy birliğiyle…

Bursa’daki başvuruyu, “sandık kurullarının teşekkülünden itibaren 2 Mart 2019 tarihine kadar yapılmalıydı” diyerek reddine karar veren YSK, bu kararı yokmuş gibi üç gün sonra “delilli olmayan itirazların da araştırılmasını” neden istiyor?

BULUNURSA NE OLACAK?

Şimdi İstanbul’un 39 ilçe seçim kurulu başkanlıkları günlerdir harıl harıl iddia araştırıyor.

YSK yetkilileri bu konuda kendilerine gelen sorulara, “şaibe kalsın istemiyoruz, o nedenle her şey ortaya çıksın kimsenin aklında bir şey kalmasın” bakışıyla hareket ettiklerini söylüyor.

Sonuçta kararını vereceğini bunun nasıl olacağının da o gün görüleceğini vurguluyor.

Asıl soru da burada başlıyor…

Varsayalım ki İstanbul sandık kurullarında kanun ve YSK kararlarının ötesinde usulsüz bir durum oluştu…

O zaman ne diyecek, “tamam ben bunları bizzat uğraşıp ortaya çıkardım, ama daha önce aldığım karar gereği bunlara bakamam Bursa Mustafakemalpaşa kararım buna emsalidir” mi diyecek?

CHP’nin temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu meseleye, “tam kanunsuzluk iddiası Mustafakemalpaşa’da oybirliği ile reddedildi, bu emsaldir” diye bakıyor.

Ya da, “YSK Bursa için bu kararı verebilir, seçim sonuçlarına etki yapmayacağı için böyle davranmış olabilir ama İstanbul’da da bu yönde karar vereceğim anlamına gelmez” yaklaşımı sergiliyor…

Ki AK Parti ve MHP de bu bakışla yaklaşıyor…

“ÖZEL DAİRE” HÜKMÜ

Hakkını teslim etmeliyim ki YSK bu süreçte her şeyi şeffaf yaptı.

Bu seçimde tüm veriler herkesin elindeydi, herkes de bu şeffaf görünür, kimin ne yaptığı bilinen süreçlere bizzat tanıklık etti.

Bu sandık demokrasisi açısından oldukça önemli…

KHK’lıların oy kullanmamasına ilişkin kararı da önemliydi…

Mahalli İdareler Kanunu’nun 19. maddesinin, “Seçmen sandık kurulunca verilecek mührü bileşik oy pusulasında tercih ettiği partiye veya bağımsız adaya ait özel daire içinde basmak suretiyle oyunu kullanır” açık hükmüne karşın, aldığı karar ile başka bir partinin veya adayın alanına taşmayacak şekilde basılanı da kabul etti.

Oysa Milletvekili Seçim Kanunu’nda yapılan değişiklikte madde diğerine taşmayacak şekilde basılması geçerli hale getirilirken,  Mahalli İdareler Kanunu’nda bir değişiklik yapılmadığı için hüküm aynen kaldı.

Buna rağmen YSK kararıyla “özel daire” harici alana mühür basılmış pusulaların geçersiz kabul edilmemesi kararlaştırıldı, kimse de ses çıkarmadı...

BEKTAŞİ MİSALİ

İtiraza gelirsek…

Birçok kişi diyor ki, kamu görevlisi haricinde kimse sandık kurulu başkanı olamaz…

Daha önce de yazdım, Bektaşi misali Nisa Suresi’nin (43), “namaza yaklaşmayın” bölümünü okuyor, devamını görmezden geliyor…

Seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’nın Sandık Kurullarına ilişkin 21’inci maddesinin dip normu net:

“Üyeliklerin (bu şekilde) doldurulması mümkün olmazsa eksikler, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimselerden doldurulur…”

Yani kamu görevlisi gelmediyse, ya da belirlenen sayıda gelmeyen varsa doldurma hakkına sahip.

Ayrıca YSK 24 Haziran’da da aynı sandık kurulu görevlileri ile Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimini yapmış.

O seçimin üzerinden de bir yıl geçmedi, olağanüstü itiraz hakkı saklı duruyor.

YSK, şimdi İstanbul’u inceleyip karara bağlayacak

Yarın ola hayrola…

 

***                

Taner Yıldız ne hissetti?


CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan linç saldırısı sırasındaki yumruğu izlediğinde eski Enerji Bakanı Taner Yıldız acaba ne hissetmiştir?

Ya tartışmalarda CHP liderinin şehit cenazesine gitmesine yönelik eleştirileri duyduğunda neler düşünmüştür?

Bu soruları kendisine sorma olanağım olmadı; daha doğrusu sormaya çalıştım yanıt vermekten kaçındı…

Siyasetin nezaket tarafında kalmayı yeğledi…

Kendisi bir şey söylemedi ancak 9 yıl önce yaşanan olayın oluşu sırasında ve sonrasındaki gelişmeler de tüm tazeliği ile ortada duruyor.

Kayseri’deki saldırı sonrası TBMM kulisinde sohbet ederken, içinde bulunduğum bir gruba Taner Yıldız bizzat anlatmıştı…

O günü anımsadım…

Bugün yaşananlara bakıldığında sanırsınız ki Türkiye’de tarih devamlı tekerrür halinde…

‘GİTMEYİN’ DENİLİNCE…

O gün Bakan Yıldız cenazeye gitmek istediğinde o dönemin emniyet yetkilileri kendisini şöyle uyarıyor:

“Efendim malum bugünler biraz gergin ve hükümetiniz ve partinize Kürt politikası nedeniyle tepki var, cenazeye gitmemeniz daha iyi olacak gibi…”

Yıldız o gün bu öneride bulunan güvenlik bürokratına öyle sert çıkıyor ki ortalıkta saniyelerce herkes nefesini tutuyor.

“Ben o cenazeye gideceğim, siz de gerginliği kim yaratmak istiyorsa onlara karşı gerekeni yapacaksınız ve önleminizi de alacaksınız. Bu sizin işiniz…”

O dönem bakanlarından Beşir Atalay ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’nin de bulunduğu Hunat Camii’nde protesto sesleri arasında şehit cenaze namazını kılan Yıldız, defin için gittiği Kartal Şehitliği’nde yumruklu saldırıya uğramıştı.

Tek neden de Kartal Şehitliğindeki bir anlık boşluktu…

Önceki gün TBMM’de Yıldız ile karşılaşıp selamlaşınca o günkü tartışmalar beni bugünlere getirdi…

Dejavu… 

  • Abone ol