Sokakta koşan kişi bir dehşet havası yayar çevreye.

Ayağı takılan zavallının düşmemek için yaptığı hareketler, düşerken yapacağı hareketlere benzemiştir çoktan.

Dik tutulmaya çalışılan kafanın konumu, boğulmakta olan adamınkini andırır.

Yüz de sanki işkence altındaymış gibi buruşmuş ve kasılmıştır.

İleri bakması gerekiyordur, geriye bakarsa sanki bir düşmanın gölgesine basarak donup kalacak ve düşecektir.

Eskiden insanlar hiç bakmadan kaçarlardı yüzleşmeye cesaret edemedikleri tehlikelerden…

Frankfurt Okulu’nun ünlü kuramcısı Theodor Adorno bunları yazmakla kalmıyor, devamını da getiriyor:

Bedenin yürüyüşü normal bir şey olarak benimsemesi eski güzel günlerden kalma bir alışkanlıktır.

Yol almanın burjuva biçimidir yürüyüş…

Yani derdi tasası az olana aittir yürümek…

TEK MÜLKÜMÜZ ANILARIMIZDA

Oysa biz 2020’yi koşarak bitirdik…

Kimsenin bizden alamayacağı tek mülkümüz olan anılarımızda bile çekmecenin en dibinde sıkıca sararak bırakmak istediğimiz bir yıl oldu.

Oradan yeniden hortlar, 2021’de karşımıza gelir diye tereddütümüz, endişemiz, kaygımız, kuşkumuz bitmiş değil…

Çünkü 2020 bizi, her şeyi, ama her bir şeyi sağ kalma üzerine kuran insanlara dönüştürdü.

Dokunan, sarılan, öpüşen bir toplumdan, en yakınından dahi uzak duran, hatta kaçan kitleler haline getirdi.

Hiç hoşlanmadığımız, kitaplarda okuduğumuz veba günlerinden kalma karantinalı yaşama mahkum etti.

Yaşamı sadece sağ kalma ve bulaş almama nezarethanesinin demir parmaklıkları ardına mahkum etti.

Cenazelerimize dahi hak ettiği uhrevi saygı törenini gösteremeyecek halde bıraktı…

Bu yaşımda üç darbe yemiş ben ve çağdaşlarıma dördüncü darbeyi dünyadan vurdu.

Sosyalleşmeyi kol kola girip halay çekmekte bulan toplumu, zeybek oynayamayacak hale getirdi.

KOLUNDA ÜÇ NOKTALILAR

Kolunda üç noktalı aşı taşıyan toplumu umut bağlaması gereken aşıdan çekinir duruma getirdi.

Yaşamı boyunca 14 aşı yaptıran ülkemin insanı, aşının güvenli ada olduğunu geçmiş deneyimiyle bilinmesine karşın, aşı kaçkınları kafasını çelebilme gücüne ulaştı.

Denizin ortasındaki çivili tahtaya tutunacak mecburiyet hissine taşıdı.

Felaketle başladı, temposunu tüketmeden sonuna kadar da getirdi.

Aslında felaketler yılı desek yeridir…

Zaten gelmeden de neler getireceğini Çin’de sergiledi, oradan Avusturya ormanlarına atlayıp günlerce devam eden yangınlara neden oldu…

Yanarak fırlayan kozalak gibi, Hatay’a fırladı, benzer şekilde günlerce etkisini sürdürdü.

YERDEN GÖKTEN SARSTI

Yetmedi, bir de depremlerle sarstı.

İlk darbesini 24 Ocak’ta Elazığ’da 6,8 ile vurdu, son darbesi de 6,9 ile İzmir Bornova’da, ardından 5,7 ile Bingöl’de yeri sarstı.

Koronavirüsün her gün 250 kişiyi alması yetmezmiş gibi depremlerde 157 yurttaşımızı aramızdan aldı.

Yeri sarstığı yetmezmiş gibi gökten de sel felaketleri serisini indirdi, Trabzon’dan Bursa’ya, Antalya’dan Adana’ya uzanan su baskınları 60’ya yakın insanımızı önüne katıp aramızdan götürdü.

Bununla da kalmadı bir de çığı tepemize indirdi; Van’da 41 yurttaşımızı karın altına gömdü.

BOL ANTİKORLU YILLARA

Hayatımızda ilk kez bozkırın ortasında, Ankara’da kum fırtınasını da bize yaşattı.

İnsanoğlunu da boş bırakmadı, savaşlar, çatışmalar, bombalamalar ardı sıra geldi.

İdlib’deki saldırısında 34 Mehmetciği Şubat ayında şehit etti…

Koronavirüsün yıkıcı etkisini de hala devam ettiriyor; aşı tek çare olarak önümüzde duruyor.

Yeni yılın virüsü yerle yeksan edecek bol antikorlu bünyeler sağlaması dileğiyle…

Nice sağlıklı yıllara…

  • Abone ol