• 23.04.2021 18:47
  • (124)

BEYAZ Saray kaynaklarının iddiasına bakılırsa, Jimmy Carter’dan bu yana gündemde olan “Sözde Ermeni Soykırımı” konusu bu kez farklılaşacak.

Öne sürdüklerine göre, ABD’nin yeni Başkanı Biden, kendinden önceki seleflerinin “Meds Yeghern”, yani, “Büyük felaket” demeyip, “Soykırım” ifadesini kullanacak.

Gerekçeleri de Biden’ın seçim döneminde söz vermesi ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in yakın zamana kadar Ermeni nüfusun yoğun yaşadığı Kaliforniya senatörlüğünü yapmış bulunması.

Geçmişte Obama için de benzer iddialar dile getirilmiş, ancak beklendiği gibi olmamıştı.

Eğer Biden, bu adımı atarsa, sözde soykırım ifadesini kullanmasının yanı sıra Kongre’nin aldığı kararı da yürürlüğe koyan ilk Başkan unvanına da kavuşacak…

Bu kararın içinde tek başına Ermeni meselesi de bulunmuyor, 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ile gündeme geldiğini iddia ettikleri sözde Pontus ile Süryani ve Keldani soykırımları da var.

Bu iddiayı parlamentosunda bugüne kadar kabul eden tahmin edileceği gibi Yunanistan’dan başka ülke yok.

Peki, Biden’ın böyle bir adım atması ne anlama geliyor?

Bunun için önce kendisinden önceki başkanların tavrına bakmak lazım.

İLK KEZ CARTER

Konu Beyaz Saray gündemine ilk kez Başkan Jimmy Carter döneminde girdi.

Kıbrıs Barış Harekatı, hem de afyon üretimi nedeniyle ABD- Türkiye ile ilişkilerin gergin olduğu dönemlerdi.

Carter, 16 Mayıs 1978’de ABD’de yaşayan Ermeniler onuruna bir resepsiyon verdi.

Konuşmasında, “Ermeni halkından daha fazla acı çeken bir toplumun bulunduğundan şüphe duyarım” dedi.

İLK SÖYLEYEN REGAN

Kendisinden sonra gelen Ronald Regan ise 1915 için “soykırım” ifadesini kullanan ilk Başkan oldu; 1981’de Holokost Müzesi’nin açılışı için yayınladığı açıklamada Yahudi ve Kamboçya soykırımından söz ederken Ermenileri de içine kattı.

Ancak o tarihte bir Kongre kararı olmadığı için bu sözleri bir şey ifade etmedi.

Türkiye ile ilişkileri merhum Turgut Özal döneminde çok iyi olan, George Bush, bir milyondan fazla Ermeni’nin “1915-1923 yılları arasında kurban olduğu katliamları” andığını belirtti.

Bill Clinton ise Türkiye’de de bugünkü gibi strese neden olan her 24 Nisan’da karşılaşılan Ermeniler hakkında düzenli açıklama yapma geleneğini başlattı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Ermenilerin çoklu ölümlere ve tehcire maruz kaldığını söyledi.

Oğul Bush” diye bilinen George W. Bush geleneği bozmadı Clinton’a benzer açıklama yaptı.

MEDS YEGHERN

Sonrasında gelen Barack Obama ise soykırım kelimesini kullanacağını açıkladı.

Ancak bundan vazgeçip bugüne kadar kullanılagelen, “Meds Yeghern”, yani “Büyük felaket” deyimini seçti.

Kendisinden sonra gelen Trump da geleneği bozmadı, bu deyimi kullandı.

Trump, döneminde önemli bir gelişme oldu, hem Temsilciler Meclisi, hem de Senato, sözde “Soykırım” tasarılarını kabul etti.

Ancak Trump yönetimi Kongre kararını onaylamadı ve “büyük felaket” demeyi sürdürdü.

BİDEN NE YAPACAK?

Biden’ın ise hem kararı onaylayıp, hem de “Soykırım” diyeceği ileri sürülüyor.

Avrupa’da başat ülkeler karar almışken, ABD’nin kabul etmesinin farkı ne?

Uluslararası hukuk bakımından konu üzerinde çalışmaları bulunan Doç. Dr. Serdar Palabıyık’a soruyu yönelttim.

“Eğer F-35 kararı gelmemiş olsaydı, Biden da selefleri gibi yapacak derdim, ama son kararı onaylayacağı tahminimi yükseltti…” diye başladı.

Yine de ciddi bir ihtiyat payı bıraktı.

ÜÇ ERMENİNİN AÇTIĞI DAVA

Peki, Fransa, Almanya, Kanada’nın da arasında bulunduğu ülkeler tanımışken, ABD’nin tanıyacak olması ne ifade ediyor?

Doç. Dr. Palabıyık, Ermeni kökenli ABD vatandaşları Movsesian, Davoyan ve Bakalian’ın açtığı davaların yönetim kongre kararını onaylamadığı için geçerli olmadığını belirtti.

Bu kez bazı sigorta şirketlerinin Türkiye’ye tazminat davaları açabileceğine vurgu yaptı.

Aktardığına göre 1915’te mallarını sigorta şirketlerine sigortalayan Ermeniler, tehcir sonrası bu şirketlerden sigorta paralarını almış.

Şirketler de bunu Türkiye’ye rücu etmeye kalkmış.

Ancak Beyaz Saray yönetimi soykırımı tanımadığı için mahkemelerin kararı ABD Anayasa Mahkemesi tarafından ret edilmiş.

Doç. Dr. Palabıyık, mahkemelerin soykırım nedeniyle devletleri ve dönemin padişah veya başkanlarını yargılayamadığını, bunun yanı sıra soykırıma neden olan isimler hakkında dava açma hakkının bulunduğunu anımsattı.

Uluslararası ceza mahkemelerin kurala uyarak Kamboçya, Ruanda, Serebrenisa soykırım kararlarını verdiğini belirtti.

1948 ÖNCESİNİ KAPSAMAZ

Bu aşamada bir ayrıntıya dikkat çekti:

“Ancak Birleşmiş Milletler Sözleşmesi 1948 tarihinde imzalandı. Uluslararası mahkemelerin bu tarihten önceki döneme ilişkin bir kararı alması mümkün değil. Nitekim Avrupa’da da bir çok ülke soykırımı kabul etti, orada da dava açtılar ama Türkiye’ye rücu ettiremediler.”

Bunlara örnek olarak 2003 tarihli Avrupa Adalet Divanı kararı ile 2012 Fransa Anayasa Mahkemesi ve 2013 AİHM kararlarını gösterdi.

Her üç kararda da parlamento kararlarının hukuki sonuç doğurmayacağı, bunların siyasi kararlar olduğunu belirtiyor.

Özellikle AİHM 2013 kararına atıf yapan Doç. Dr. Palabıyık, kararın şu noktasına dikkat çekti:

AİHM bu kararında, ‘Ermeni soykırımının inkarını ifade özgürlüğü kapsamında cezalandıramazsınız’ derken, soykırımı tanıma kararının siyasi niteliğine atıf yapıyor, hem de bunun ‘holokost gibi kesin ve inkar edilemez kanıtlara dayanan yerleşik hakikat olmadığını’ söylüyor…”

Uluslararası ceza kararına da yol açmasının olanaksızlığına da dikkat çekti.

Sadece 20-25 kadar ülkenin bunu tanımış olmasının iddianın geçerliliğinin kabulü açısından da zayıf kaldığını ve güçlü bir gerekçe oluşturamadığını vurguladı.

Ancak ABD’nin tanımasının bu sonuca etki yapabileceğinin altını çizdi.

Sonuç olarak çok fazla bir şey çıkmaz, sadece uğraştırır…

BERABERİNDE GETİRECEKLERİ

Peki, Karadeniz’de sıkıntılı süreçlere tanıklık edildiği, Ermenistan ile kanlı bıçaklı olan Azerbaycan ile Türkiye’nin bu denli yakın ilişkisinin yakın olduğu dönemde, Beyaz Saray, NATO müttefiki Türk vatandaşının yüksek tepkisini çekecek adım atar mı?

Daha önemlisi iki ülke ilişkilerinde, F-35 satışının durması veya CAATSA ile bazı bürokratlara ABD’ye giriş yasağı konulmasından daha ileri anlamı var.

Öncelikle zaten gittikçe bağı zayıflayan Türkiye- ABD ilişkilerinin hangi aşamaya geçeceğini tahmin etmek zor.

Irak ile Ermeni nüfusun yaşadığı Suriye’de durum bugünkünden çok daha farklı yöne evrilir…

Daha önemlisi Türkiye’de karnını emeği ile doyurmak için gelen 150 bin Ermenistan vatandaşı da ekmeklerinden olur.

Bütün bunların sorumluluğunu Washington yönetimi de düşünecektir…

*

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun...