• 3.05.2021 06:57

CEZA Muhakemesi Kanunu 2005 yılında AK Parti iktidarı döneminde kapsamlı değişikliğe uğradı.

Kanun’un 90. maddesinin birinci fıkrası son dönemki tartışmaya net bir yanıt niteliğinde…

Madde, “Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir…” diye başlar…

Dikkat edilirse Kanun burada tek başına kolluk güçlerine görevi yüklemez, “herkese” bu görevi yerine getirme hakkını verir…

Yani bir kişi, kolluk kuvveti de olsa eğer suç işlediği konusunda kesin bir kanaate sahipse ona karşı da geçici olarak yakalama yapabilir.

Buna ister “geçici yurttaş yakalaması” deyin, dilerseniz vatandaşlık görevinin ifası olarak bakın.

Kanun devamında hangi hallerde bunun yapılabileceğini de çok açık şekilde sıralar.

Kişiye suçu işlerken rastlaması halini de ilk sıraya koyar.

Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olanağının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması hallerinde de vatandaşa bu görevi kanun emreder.

TEVESSÜL EDENLER

Bütün bunları yazmamın nedeni Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı genelge…

Genelgede, Emniyet personeli görevini ifa ederken, “ses ve görüntü almaya tevessül edecek davranışlara fırsat vermemesi, eylemin veya durumun niteliğine göre kayıt yapan kişileri engellemesi” istendi.

Hatta şartlar oluştuğunda adli işlem yapmaları gerektiği de bu arada hatırlatıldı.

Sorun da bu aşamada başlıyor.

Çünkü bir tarafta bunu vatandaşlık görevi olarak zorunlu kılan CMK duruyor, diğer tarafta ise Kanun’un emrettiği görevi yerine getirenleri engellemesi istenen genelge…

Aslında benzer bir sorunu önceki gün Çek Kanunu’nda da yaşadık.

Ortaya çıkan yanlışlığı önce basın açıklaması, sonrasında da apar topar çıkarıldığı Resmi Gazete’nin yayın tarihinde kendini gösteren Tebliğ çıkarıldı.

Uygulama tebliğ ile Kanun maddesi değiştirilmeye çalışıldı.

Buradaki de farklı değil.

Kanun maddesi genelge ile düzenleniyor…

GÖRÜNTÜ TERÖRÜ

Bunları söylerken bir gerçeği de görmezden gelemem…

Birçok emniyet görevlisi teröristlerin çektikleri görüntüleri yaymaları sonrası şehit edildi.

Çekilen fotoğraflar, ölüm listelerinin ön sıralarında sergilendi.

Bu anlaşılır bir durum.

Bir zamanlar herkesin nefretini kazanan terör görüntüsünün, belirli bir süre sonra görüntü terörüne dönüştüğü de bir gerçek…

Ancak unutulmamalı ki polis memuru da kanuna aykırı eylem ve faaliyetlerde bulunabilir.

ABD’de yaşanan ve bütün dünyanın ilgisini üstüne çeken olay da bunun en iyi göstergesi.

Minneapolis kentinde, 25 Mayıs 2020’de Afro Amerikalı George Floyd’u boğazına basarak ölümüne neden olan polis memuru Derek Chauvin’in görüntüleri olmasaydı yargılanıp ceza alması ne kadar mümkün olurdu.

AŞAĞI BAK MESELESİ

Bir başka örnek ise daha yakın geçmişte Boğaziçi Üniversite’ndeki eylemde yaşandı.

Bir sivil polis memurunun “aşağı bak” demesine dayalı sosyal medyada yükselen o günlerdeki tepkiyi bir anımsayalım.

O tarihte Emniyet, ifadenin böyle olmadığını, “aşağı bak” deyip, “aşağıdan” dediğini iddia ettiği görüntüleri nereden aldı.

Tabii ki o sırada çevredekilerin çektikleri görüntülerden.

Eğer bu genelge o tarihte yayınlanmış olsaydı, Emniyet bunu beyan edecek görüntü de bulamayacaktı.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Konuyu dün konuşurken Türkiye’nin önde gelen hukukçuları Anayasa Mahkemesi’nin benzer konularda aldığı hak ihlali kararlarını anımsattı.

Prof. Dr. Adem Sözüer, hukuk karşısında böyle bir yasağın geçerliliğinin olmadığını belirtti.

Mahkemeler ile Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi aşamasında bunun hak ihlali olduğuna karar verilebileceğine dikkat çekti.

Anayasa Hukuku alanında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden Doç. Dr. Ozan Ergül, CMK’nın yukarıda sıraladığım 90. maddesine dikkat çekti.

Vatandaşın görevi olduğunu anımsattı ve kötü muamelenin görüntüsünün alınmasının engellenmesinin AİHM karşısında da Türkiye’yi güç duruma sokacağını belirtip ekledi:

“Devlet olarak kötü muamelenin görünmesini engelleyen devlet algısı davalar karşısında bizi de sıkıntıya sokar. Bu durumda görüntü alınması yasaklandığı için ispat durumu ortadan kalktı diye bakılır ve iddia eden kişinin sözleri geçerli kabul görür.”

AİHM içtihadında kötü muamelenin ispat gücünün çok daha önemli olduğunu da anımsattı, “Siz ispat edilmesini yasaklarsanız, o zaman üçüncü kişinin iddiasını güçlü kılarsınız…” uyarısında bulundu.

ANAYASA MAHKEMESİ İHLAL DEDİ

Buna ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin yakın geçmişte aldığı bir hak ihlali kararını da anımsattı.

Karar bir gazetecinin polisin görüntü almasını yasaklaması üzerine, açık kalan kamerasına yansıyan sözler ve görüntüleri esas aldı.

Hatta Bireysel Başvuru bu sırada geçen konuşmaları da kararına olduğu gibi tape edip yayınladı.

Polisin görüntü almasını yasaklayıp, şiddet uygulayarak engellemesini de hak ihlali kabul etti ve gazeteciye tazminat ödenmesine hükmetti.

Ortada emsal bir karar da dururken, bu yönde atılacak adım benzer kararları da beraberinde getirir.

Fayda sağlamaz…