Mümtazer TÜRKÖNE
Mümtazer TÜRKÖNE Gazete: Zaman GAZETESİ

Cumhurbaşkanlığı için talih kimden yana?

  • 19.06.2014 00:00

 Talih bir politikacı için, güç ve yetenekleri dışında kalan her şeydir: Verili şartlar ve hiç hesapta olmayan hayatın cilveleri ama daha çok insan iradesi ve eylemi ile değişmeyecek olan şartlar.

Mesele Türkiye’nin ve bölgenin kaderini etkileyecek bir seçim olduğuna göre kişilerin rolünü bir kenara bırakıp tarihin hükmünü öne almak gerekir.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, kişisel profili açısından Osmanlı sadrazamlarından Tunuslu Hayreddin Paşa’ya benzetiyorum. Tunuslu Hayreddin Paşa (1820-1890) Osmanlı tarihinde, Türk-Osmanlı kültürüne yabancı, Türkçe bilmediği için padişah ile tercüman aracılığıyla konuşan tek sadrazam olarak tarihe geçmiştir. Mağrip kültürü içinde yetişmesine ve Arapça konuşmasına rağmen aslen Çerkes’tir. Sadrazamlığı 4 Aralık 1878’den 29 Temmuz 1879’a kadar, topu topu sekiz ayı bile bulmamıştır. Bu kısa süre, Sultan Abdülhamid’in saltanatının ilk yıllarına, 93 Harbi felâketinin ferdasına, yani devletin büyük gailelerle boğuştuğu bir zamana tekabül eder. Berlin görüşmeleri, Saraybosna’nın Avusturya tarafından işgali ve istikraz meselesi, devleti çaresiz bırakan bu zorlu sorunlardan sadece birkaçıdır. Hayreddin Paşa’nın bu olağanüstü şartlarda sadarete getirilmesi çok doğru bir karardır. Fransızcaya hakim ve diplomatik tecrübesi zengindir. Entelektüel bir devlet adamıdır: “Akvamü’l-Mesâlik” isimli eseri, İslâm dünyasının Batı ile karşılaşmasının yol açtığı problemleri konu alan ve reform alanlarını sıralayan türünün ilk örneklerinden biridir. Kişiliği hakkında bütün kaynaklar müttefiktir: Tunuslu Hayreddin Paşa dürüst, ahlaklı, prensip sahibi vatanperver bir devlet adamıdır. Nitekim sadaret görevinden, Payitaht’ta dönen entrikalarla baş edemediği ve yapayalnız kaldığı için kendisi istifa etmiştir.

Ekmeleddin Bey’i, Arap kültürüne derinlemesine vukufundan, Batı’yı hakkıyla bilen bir entelektüel ve ilim adamı olmasından ve Türkiye’nin iç politikasına uzaklığından ve ahlâkî standartlarından dolayı Tunuslu Hayreddin Paşa’ya benzetiyorum. Ama asıl mukayesenin, bütün bu kişisel özelliklerin dışında yer alan tarihsel şartlarla yani onun karşısında duran talihle yapılması lâzım. Mesele talih olunca, kişilikler sadece gerekli şartları sağlıyor ama yeterli şartlar hakkında daha fazla dinamiğe bakmamız gerekiyor.

Hükümet medyası ve kalemşörleri, Erdoğan’ın rakibi olduğu için İhsanoğlu’na karşı “saldır” komutunu beklemeden insiyakî olarak kampanya başlattılar; ancak kulp takmakta zorlanıyorlar. 10 Ağustos’a kadar bu zorluk devam edecek. Bu zorluğun sebebini kavramaları çok güç; çünkü adam yıpratmada, itibarsızlaştırmada siyasete yerleşmiş bildik-tanıdık yöntemlerin Ekmeleddin Bey’e işlemesi çok zor.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, akademik çalışmaları dışında, İslâm Konferansı Teşkilatı’nı konu alan “Yeni Yüzyılda İslâm Dünyası” başlıklı bir kitabı var (Timaş Yayınları, İstanbul 2013). 2009 yılında İngilizcesi yayımlanan bu kitabın Türkçe baskısına koyduğu “Önsöz”, merak edenler için Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı hakkında fikir sahibi olmak için yeterli. Bu satırlar İslâm kültürüne bağlı; demokrasi ve insan hakları konusunda evrensel standartları benimseyen ve savunan bir aydına ait. İhsanoğlu en dolaysız şekilde ölçüleri koyuyor: “İslâm dünyasının geleceği... iyi yönetişim (good governance) prensiplerinin benimsenmesine ve ilerletilmesine ve hayat tarzı olarak demokratik çoğulculuğa dayalı bir yönetimin kurulmasına bağlı...” İhsanoğlu tarihe not düşüyor, bu inşa faaliyetinin birkaç nesli içine alan sabırlı ve kararlı gayretlere bağlı olduğunu söylüyor.

Ve bu yüzden “Arap baharı”nı gerçekçi bulmuyor. Söyledikleri ise gerçekçi: “...Arap ülkelerinde yaşananlar arzulanan baharı getirmedi; getirdiği despotların sonbaharı oldu. Toplumlar güçlükler ve problemler yaşamaya devam edecekler. Bu sonbahardan sonra uzun ve sert bir kış olacak, ardından değerleri ve sistemleriyle toplumların arzuladığı bahar gelecek.”

Kulp arayanlar İhsanoğlu’nun Mursi’nin devlet başkanlığına karşı çıkmasını öne sürüyorlar. Kim haklı çıktı? Türkiye’nin hükümeti mi yoksa bu entelektüel mi? İki isim değil, iki vizyon karşı karşıya geliyor. Önümüzdeki 50 gün, bu vizyonları mukayese edeceğimize göre yarın devam edelim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar