Mümtazer TÜRKÖNE
Mümtazer TÜRKÖNE

Gazete: Zaman GAZETESİ

Mansur Yavaş’ı aday göstermenin cazibesi

  • 10.04.2022 11:45

Hikâye, Karadenizli Tursun’un ABD’ye başkan tayin etmesine benziyor.

 

 

Vatan Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın Mansur Yavaş’ın adaylığını ilan etmesi siyasî ahlâka uygun olmasa da zekâ yüklü bir çıkış olarak görülebilir. Bizans saraylarına özgü bu kurnazlık, üzerinde çok düşünülmüş, ölçüp tartılmış entrikalarla yüklü. Güya bir taşla birden fazla kuş vuruyor. Önce, hararetli bir şekilde kendisini gündeme yerleştiriyor. İkincisi, Mansur Yavaş’ın politik kariyerine ağır bir hasar veriyor. Üçüncüsü, “adayınız kim?” baskılarına maruz kalan Millet İttifakı’nın ortasına zaman ayarlı bir fesat bombası bırakıyor. Dördüncüsü, iktidar nezdinde kendine bir varlık sebebi icat ediyor ve kocaman bir aferin alıyor. Bu fesat bombasını etkili kılacak sermaye ise Mansur Yavaş’ın popülaritesi ve Ümit Özdağ’ın farklı partilere dağılmış Ülkücüleri mesajın alıcısı sıfatıyla hedef kitlesi olarak belirlemesi. Ne var ki attığı taş hiçbir kuşa değmiyor; çünkü muhalefetin gerçek gündeminde “Cumhurbaşkanı adayı sorunu” yer almıyor. Tek sonuç belki Mansur Yavaş’ın bir miktar yıpranması olabilir.

 

 

Erken başlayan “Millet İttifakı’nın adayı kim olacak?” sorusu, arada tuzağa düşenler çıksa da muhalefetin değil iktidarın öncelikli sorunu. Dev propaganda makinesi ve medya ordusu, saldırmak için sabırsızlıkla bir hedef isim bekliyor. Görüyorsunuz, iktidar tarafından gündeme getirilen isimler bile önce ağır balyozlarla parçalanıyor, sonra medya dişlileri arasında öğütülüyor, geriye un-ufak edilip hamur kıvamında bir kalıba dökülmesi kalıyor. Ümit Özdağ gibi fırsatçıların hemen açığa düşmelerinin sebebi ise şu: Millet İttifakı’nın insicamı ve geleceği kimin aday olacağına değil, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”in hangi plan ve program dahilinde inşa edileceğine bağlı. Sistemi değiştirecek geniş bir siyasi cephenin bir isim telaffuz etmesi ve adaya odaklanması abesle iştigal olur.  

İkisi açıkça birbiriyle çelişiyor. Sistem değişikliğini olgunlaştırmak yerine çıkartacağı adaya odaklanan bir muhalefet cephesi toplandıkları yuvarlak masayı darmadağın etmiş olurdu. Muhalefet, 20 yıldır iktidarda olan popüler/karizmatik Erdoğan figürüne bir alternatif isim arayıp bulmayacak. Kimse çıkacak adayı Erdoğan ile mukayese etmeyecek. Nihayetinde bir emanetçi bulunacak, toplumun da güveneceği bu isim üzerinden anayasal düzeni tekrar parlamenter sisteme dönüştürecekler.

Doğrudan doğruya seçildiğinde çok büyük bir güce hükmedecek müstakbel cumhurbaşkanının, kendi dokunulmaz yetkilerinden vazgeçip kendi konumunu etkisiz hale getireceği bir siyasi planlama üzerinde mutabakat sağlanacak. Şubat ayındaki toplantıda mufassal bir metin halinde niyet açıklandı, şimdi bu niyet bir takvime bağlanacak. Parlamenter sistem için anayasada hangi maddeler değişecek, öncelik neye verilecek, kanun değişiklikleri nasıl yapılacak, parlamenter sisteme hangi takvimle geçilecek, geçildikten sonra yeni sisteme uygun bir erken seçim ne zaman olacak?… Tabii kolayı da var; Meclis’te anayasal çoğunlukla veya referandumla tek cümlelik bir tasarı ile 2017 referandumunun ve ona dayanarak çıkartılan kanunların iptal edilmesi de mümkün olabilir. Parlamenter sistemin “güçlendirilmiş” kısmı ise zamana yayılabilir. Bunların hepsi adayın kimliğinden çok daha önemli.

 

 

Siyasî inceliğe pek uymayan bir endişeye de cevap verelim: Şayet seçilen isim, ele geçirdiği yetkilerden vazgeçmez ve mevcut sistemde ısrar ederse? Mevcut sistemde bile Meclis çoğunluğunu karşısına alan birinin o makamda kalması imkânsız.

 

 

Akşener’in “ben başbakan adayıyım” sözünü hafife alanlar, “cumhurbaşkanı adayı olmayacağım”dan ibaret zannedenler yanlış düşünüyor. Bu söz, CHP’ye karşı söyleniyor ve bir iktidar iddiası taşıyor. Parlamenter sistemde hem yürütme hem de yasama kimin elinde olacak?

 

 

Ümit Özdağ gibi suret-i haktan görünüp, isimleri gündeme getirerek yıpratma tekniği Özal döneminde yaygınlık kazandı. Mizah ve entrika yüklü bu kampanyaları hatırlayanlar, iddialı-popüler politikacıların bu yöntemle nasıl tüketildiğini bilirler.

 

 

Önümüzde duran politik denklem, ekonomik krizin yükselttiği dip dalganın taleplerini, bir kurtarıcı isimle değil sistem değişikliği ile selamete taşımayı gerektiriyor. Objektif bir analiz size şunu söyler: Enflasyon ve yoksullaşma iktidarı ve kişileri aşan bir sistem sorunu ve sistem değişmeden çözüm mümkün değil. Kişilerle değil kurumlarla, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, ekonomik iktidarın hukukla denetimi gibi kurallarla çözülebilecek bir krizin içinde debeleniyoruz. Öyleyse çok cazip görünse de isimler üzerinde tartışmanın, isimler etrafında mucizevî çözümler aramanın hiçbir anlamı yok, bizler oturup sakin sakin sistem değişikliğini tartışanları ve çıkış yolu arayanları izleyeceğiz. Bırakın zenginin malı züğürdün çenesini yormaya devam etsin.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.