• 7.05.2013 00:00

 DEMOKRATİK CUMHURİYETE GİDEN YOLDA BİR KERE DAHA İSTANBUL ANADOLU SAVAŞLARI!..NEDEN BU KONUDA DA YENİ BİR AÇILIM GEREKİYOR?..

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ

DEVLETÇİ BURJUVAZİNİN EVRİMİ..

NEDEN YENİ BİR AÇILIM..

YENİ BİR BURJUVAZİ AMA..

TEK BİR ÇÖZÜM YOLU VARDIR, O DA DEMOKRATİKLEŞME..

DEMOKRATİK CUMHURİYETİ İNŞA ETMEK..

NEDEN İSTANBUL BURJUVAZİSİ VE KÜRTLER..

KENDİ TARİHİNİZİ İYİ BİLMEK ZORUNDASINIZ..

 

 NEDEN İSTANBUL BURJUVAZİSİ VE KÜRTLER?

Peki neden İstanbul burjuvazisi ve Kürtler?  Neden, demokratik devrimin bu aşamasında bu iki kesimin desteğini de yanına almak zorundadır AK Parti-Anadolu burjuvazisi? Çünkü, yeni sistemin, yani demokratik cumhuriyetin eşiği, ancak   sistemin bu iki belirleyici dinamiğinin desteği de alınarak aşılabilir.

İstanbul burjuvazisinin konumunu tartıştık, bu açık, Kürtlere gelince, aynen Müslümanlar gibi[1] Kürtler de bu ülkenin mazlumları arasındadır. Batıcı kültür ihtilali Oryantalizmle karışık yapay bir toplum mühendisliği aracılığıyla onları da mazlumlar kervanına katmıştır.  

Beğenelim beğenmeyelim, Türkiye’nin gerçeği budur. Bütün o Devletçi cephenin içinde yeni sisteme-demokratik cumhuriyete- entegre olabilecek iki ek dinamik bunlardır.  Unutmayalım ki, yeni bir sistem, sadece, ona öncülük eden tek bir sınıfın eliyle  kurulamaz! Eskiyi yok ederek onun içinden çıkıp gelen gücün, yeni sistemin iktidarını olduğu gibi  muhalefetini de kendi içinde taşıyan bir potansiyeli ihtiva etmesi gerekir. Daha başka bir deyişle, demokratik cumhuriyet eşiği ancak  yeni sistemin içinde yer alacak iktidar ve muhalefet güçlerinin birlikte hareketiyle aşılabilir.  Sanırım açık ne demek istediğim! Hani sık sık soruyorlar ya, nerde o “yeni  anamuhalefet” diye!. Bakın işte bu sorunun cevabı da çıktı ortaya!..

Evet, yeni anayasayı yaptık, Kürt sorunu da bir şekilde yoluna girdi-yani bu sorun da demokratik siyaset zemininde çözüm yoluna girdi, sonra? Bir şekilde, “başkanlık sistemi” (ya da buna benzer, amaca uygun başka bir sistem) sorununu da hallettik diyelim!  Nasıl gidecek bundan sonrası? Yakın dönem açısından AK Parti’nin dışında bir iktidar sorunu gözükmediğine göre, yani iktidar belli olduğuna göre, Muhalefet-Anamuhalefet sorunu nasıl çözülecek? Tabi öyle toplum mühendisliği ürünü sahte çözümlerden bahsetmiyorum ben, işin gidişatından, yapısal süreçten bahsediyorum.

Aslında mesele  açık! Yeni olan, daima eskinin içinde oluşup-şekilleniyor demiştik. Yani öyle gökten paraşütle yeni bir „anamuhalefet“, ya da „yeni bir sol muhalefet“ falan inmeyecek bu ülkeye! Bakın ben size söyleyeyim. Eğer bugün AK Partiyle temsil olunan, Anadolu burjuvazisinin başı çektiği iktidarı esas alırsak, yeni anayasayla birlikte oluşacak yeni sistem içinde  „anamuhalefet“ görevini de içinde İstanbul burjuvalarından, solcu-demokrat soslu bazı Kürt temsilcilere, gene solcu-liberal-batıcı, sivilleşmeden yana, yeni sürece adapte olmuş Atatürkçülere kadar, bunların bir şekilde bileşiği-sentezi olarak ortaya çıkacak yeni bir parti üstlenecektir. Ama bu kez bunlar, artık eski Devletçi sisteme dönüşü değil, varolan sistemi-demokratik cumhuriyeti temel alarak muhalefet yapacaklarından, bunlara artık yeni sistemin içindeki anamuhalefet unsurları gözüyle bakmak gerekecektir. Bu arada tabi CHP’nin bölüneceğine falan girmiyorum, bütün bunlar açık zaten! Bunun dışında, etnik milliyetçi Kürt-Türk partilerini, falan da saymıyorum. Bu da açık! Çünkü,  zora ve şiddete başvurmamak kaydıyla her türlü fikrin-siyasetin örgütlenme olanağı bulacağı bir platform olacaktır yeni sistem.

Peki, bu durumda böyle bir sistemin sağı solu ne olacaktır?  Hani, bu trafik polisliği işine çok meraklıyız ya hepimiz!. Kime sağcı kime solcu denecektir böyle bir yapıda? Elimizde iki kriter var bunun için. Birincisi, üretici güçlerin gelişmesini temsil etmek, diğeri de, sosyal adaleti, çevre ve barış sorunlarını savunmak. Bu nedenle, bu iki sorunun belirleyiciliği açısından ilericilik gericilik de oynak hale gelecektir yeni sistemde. Örneğin, diyelim ki iktidar partisi üretici güçleri geliştirici bir politikayı mı temsil ediyor, o, bu haliyle elbetteki ilerici olacaktır, ama o, aynı zamanda, eğer sosyal adaleti, barış ve çevre sorunlarını ihmal ederse,  gelişmeyi, ilerlemeyi sadece onun sonuçlarına- maddi zenginliklere- el koyma olarak anlarsa, yani statükoyu muhafazayı öne çıkarırsa, o zaman da gerici damgasını yiyecektir. Yani artık öyle eskiden olduğu gibi statik bir sağ sol anlayışına yer kalmayacaktır yeni süreçte!

Tabi bunların yanı sıra bir de bilgi toplumuna-modern sınıfsız topluma gidişi-geçişi temsil eden sivil toplum güçleri-unsurları olacaktır yeni sistemin içinde; gerçek anlamda sol-ilerici olanlar da   bunlardır aslında. Sistemin ana rahminde gelişen  çocuğu temsil eden bu insanları  heryerde-bütün siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin içinde bulabileceksiniz! Bir tür sokak-yol lambası gibi olacaklar bunlar, ya da, pusula rolünü oynayacaklar sistemin  içinde; daha başka bir deyişle,  sınıflı toplum kabuklarının  içindeki o sınıfsızlık civcivini temsil edecekler!..

BAZI SONUÇLAR..

Şurası bir gerçek: Türkiye bugün  küresel dinamikleri de arkasına alarak yükselen bir yıldız.  Ülkenin bu noktaya gelmesinde  AK Parti’nin oynadığı rol ise açık (şu son on yılda içerde ve dışarda izlenen politikaların   buna katkısını kastediyorum). Bunlar tamam; ama bu noktaya nasıl gelindiğini açıklarken ipin ucunu kaçırmadan süreci doğru kavramaya çalışalım. Çünkü evet, Türkiye  AK Parti’nin ve Erdoğan’ın elinde bugün bu noktaya geldi, bu doğru,  fakat burada esas başarı AK Partililerin ve Erdoğan’ın bireyler olarak üstün zekaya sahip-herşeyi bilen insanlar olmalarında değildir! İşin sırrı, iç ve dış dinamikler arasındaki kesişmelere paralel olarak, sürecin Türkiye’yi getirip bıraktığı yerle ilgili olduğu kadr, buna  bağlı olarak zorunlu bir şekilde izlenen politikaların 21.yy’ın paradigmasıyla uyumlu olmasıyla ilgilidir.

Yani Türkiye, eskiden-19 ve 20.yy’larda-olduğu gibi “Kapitalizmin Eşitsiz Gelişme Kanunu”nun sonucu olarak (bir zamanlar Almanya ve Japonya’nın yükseldiği gibi) yükselen bir ülke değildir!   Yoksa eti ne budu ne ki Türkiye’nin, eğer öyle olsaydı şimdiye kadar bir kaşık suda boğuverirlerdi Türkiye’yi!. Bakın şu Erdoğan’ın konuşmalarına, BM’in-Güvenlik Konseyi’nin yeniden örgütlenmesinden bahsediyor. Hiç çekinmeden bir ABD’yi, Rusya’yı AB’yi, Çin’i eleştirebiliyor. Hepsini, “terörist devlet” olarak ifade ettiği İsraile göz yummakla suçluyor. Ve çıt yok! Niye? Obama’dan bile hiç ses çıkmadı! Neden biliyor musunuz, herkes söylediklerinin doğru-haklı olduğunu biliyor da ondan. O eleştirilerden sonra Obama çıkıpta bir laf etse dünya kamu oyuna ters düşecekti. Yeniden o eski “yankee” imajına sarılmış olacaktı! Bu nedenle, Erdoğan’ın haklı olduğunu bildiği için susuyor! Peki nereden geliyor Erdoğan’ın bu “haklı olma” durumu, nedir bu işin altında yatan sır? Türkiye’den korktukları için mi susuyorlar? Hayır tabii ki! Erdoğan’ın çıkışlarının 21.yy paradigmasına uygun olmasında yatıyor işin sırrı.

Peki ne midir bu paradigma? Çok basit: Savaşarak değil, kazan kazan politikalarına sarılarak  hep beraber zenginleşelim anlayışıdır bu..Daha çok bilgi üreterek, daha ucuza daha iyi kalitede mallar üreterek, biribirimizle barış içinde rekabet edelim ve birlikte kazanalım-gelişelim, büyüyelim, küresel zincirin halkaları haline gelelim anlayışıdır.. İşte Türkiye’nin ve Erdoğan’ın sırrı budur!

Peki, o koca koca devletlerin, onların kıdemli politikacılarının, onlar bir yana, dünyanın dörtbir yanındaki aydınların, bilimadamlarının çözemedikleri bu sırrı  AK Parti ve Erdoğan nasıl çözdü, nasıl odu da 21.yy’ın bütün problemlerini çözebilen  bu müthiş silahı ellerine alabildiler onlar, herkesten daha akıllı oldukları için mi? Elbetteki hayır! Hayat, içerde ve dışarda yaşanılan  bütün o süreçler-tabi bunda jeopolitik konumun da rolü var-Türkiye’yi öyle bir yere getirdi ki, yaşamı devam ettirme mücadelesinde zorunlu olarak çözülmesi gereken problemlerin ancak 21.yy’ın gerçeklerine dört elle sarılınarak çözülebileceği ortaya çıktı.

Çok basit! İçerdeki durum ortadaydı. İçerde, Osmanlı’dan bu yana Devlete bağlı olarak geliştirilmiş,  iç pazarı sömürmekten başka bir yeteneği olmayan tekelci asalak bir sermaye ve onun egemenliği üzerine kurulmuş köhne-Devletçi bir sistem vardı.  Bu nedenle, ağızlarıyla kuş tutsalar bile bunların karşısında hiçbir rekabet şansları yoktu Anadolu kapitalistlerinin. E, içerde şansı olmayanın  dışarda da  bir varlığı olamazdı zaten. Bu kördüğümü önce Özal çözdü. Ve öyle oldu ki, sistem, kabukları kırılıpta dışarıya açılıverince önüne çıkan problemleri çözme sürecinde ne yapması gerektiğini hemen anladı. İçerdeki ve dışardaki rakipleri karşısında tek bir şansı vardı onların: Demokrasi ipine sarılmak! Barış içinde daha iyisini, daha ucuza üreterek rekabet edebilmek. Bunun için de işbirliği!..İşte Erdoğan’ın ve Türkiye’nin sırrı budur.  Ama bütün bunlar problem çözme pratiği içinde kendiliğinden gerçekleştiği için, olayın özünü halâ onların kendilerinin bile tam olarak anlayamadıklarını düşünüyor insan! Şöyle geriye doğru bakarak, nerelere geldiklerini görünce, vay anasına be, biz neymişiz falan diye  düşündüklerine, olup bitenlerden kendi nefislerine pay çıkarmaya çalıştıklarına inanası geliyor insanın! İşte tehlikeli olan budur. Süreci kendi nefsine maletme hastalığıdır.

Bugün, atalarımızın at sırtında fetihler yaparak gittikleri yerlere giderek oraları yeniden fethetmek mi istiyorsunuz, bunun artık tek bir yolu var: Demokrasi ipine sarılarak, daha çok demokratikleşmek,  küreselleşme süreciyle daha çok bütünleşmek. Bunu hiç unutmayın!.

Sanırım olay bütün açıklığıyla ortada! AK Parti’nin ve Erdoğan’ın varoluş diyalektiği budur işte. Bu nedenle, bakmayın siz onların arada bir öyle ilginç-size ters gelen- laflar etmelerine!Bunlar ana rahminden çıkıp gelen o çocuğun üzerindeki eskiye ilişkin kalıntılardır. Henüz daha kendi bilincini tam olarak üretememiş olan-bu yüzden de halâ kendini bulmak için geçmişin içindeki köklerini arayan, o eski referans noktalarına tutunarak bugününü aydınlatmaya çalışan çocuğun kendi bilincini yaratma çabalarıdır.

Peki bütün bunlar bu işin genel gidişine-akışına zarar vermez mi? Hiç merak etmeyin, birşey olmaz! Baksanıza Erdoğana hiç israr ediyormu, hata yaptığını anladığı an, ya da birisi iyi niyetle bunu ona anlattığı zaman hemen bunu telafi ediyor! Niye? Çünkü o-ve tabi AK Parti güçlerini üretimden alıyorlar.  Adamlar taş üstüne taş koyuyorlar, amaçları “üzümü yemek”. Öyle entrikalarla iktidarda kalmak falan değil yaptıkları. Türkiye büyürse, kazanırsa kendilerinin de kazanacağını bilerek hareket ediyorlar.

Bu bir, ikincisi de, çok kısa bir zaman içinde iç ve dış dinamiklerin şaşmaz pusulası doğru olanı gösteriyor onlara. Yani, hata da yapsalar bile gene doğru yolu buluyorlar sonunda. Hani demiştik ya, “siz o esen rüzgara bakın” diye..İçerde ve dışarda esen o 21.yy rüzgârlarıdır ki bir AK Parti ve Erdoğan yaratarak gemiyi istedikleri yöne doğru götürüyorlar!. Bu yüzden, bugün AK Parti ve Erdoğan var, yarın bunlar olmasa bile gene de bu gemi-bu rüzgârlar esmeye devam ettiği sürece-yoluna devam eder, içiniz rahat olsun!..

 

 

 

 

 

 

 



[1] Burada “Müslümanlardan” kasıt, batıcı kültür ihtilalinin mazlum konumuna soktuğu, geleneksel İslam kültürünü kimlik oluşturma sürecinde kendilerine hem bir kalkan, hem de bilgi temeli olarak almış-kabul etmiş geniş halk kitleleridir. AK Partiyi iktidara getiren de bu kitlenin desteğidir zaten..Evet, Kürtler de Müslümandır ama, onların Müslüman olmanın ötesinde, etnik kökenden gelen, şimdiye kadar baskı altında tutulmuş başka kültürel değerleri de vardır.