• 10.05.2013 00:00

  NEDEN «BİZ BİZE BENZERİZ»!...

İÇİNDEKİLER

İŞİN KÖKÜ NERELERE DAYANIYOR..

NEDEN BİZDE «SOL SAĞ»DIR !..

OSMANLI DEVLETİNİN HALÂ YAŞAYAN MADDESİ VE RUHU ÜZERİNE..

YA TARİHSEL DEVRİM..

KİMİZ BİZ, NEDEN „KENDİMİZE BENZERİZ » !..

DEVLET VE BİREY..

OSMANLI HER DÖNEMDE HEP İLERİCİ BİR RUHA MI SAHİP OLMUŞTUR..

ANCAK KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLABİLİRSİN..

VE 27 MAYIS : « KARŞI DEVRİMMİ YOKSA ÖZGÜRLÜKLER ORTAMI YARATICISIMI..

12 MART, 12 EYLÜL VE SONRASI..

TÜRKİYE SOLUNUN DİYALEKTİĞİ..

 

 NEDEN BİZDE “SOL” SAĞ DIR!     

Türkiye’de biribirinin ikizi olan  iki çeşit  „sol“ vardır[1]! Biri “Kemalist sol”, diğeri “sosyalist sol”!  “Kemalist solun” ne olduğu  açık!  Bugün  halâyaşamakta olan OsmanlıDevleti’nin ruhunun yaşayan “çağdaş”-“Cumhuriyetci” “ulusalcı”ideolojisidir  bu! Çok dinli, çok etnisiteli-kapitalizm öncesi antika bir Devlet[2] olan Osmanlının, “yedi düvelin” karşısında ayakta kalabilmek için yarattığı  “batılılaşıp modernleşerek” çevreye uyum sağlama- böylece hayatta kalma- stratejisinin, yani, Jöntürk gelenekli “Devleti kurtarma” ruh halinin   en son şeklidir!  Tanzimat’la birlikte başlayıp “Cumhuriyet Devrimi’yle” zafere ulaşan “reformların”-“batılılaşma-modernleşme” sürecinin-   “Devlet eliyle yukardan aşağıya doğru gerçekleştirilen kendine özgü bir burjuva devrimi” süreci olduğunu iddia eden Devletçi bir dünya görüşüdür!. Kökleri,  16.yy’ın ikinci yarısından itibaren  üretici güçlerin gelişmesinin  sonucu olarak ortaya çıkan “orta sınıflara”-eşrafa, ayanlara   karşı “modernleşip”-“merkezileşerek Devleti kurtarmak” stratejisinde-mücadelesinde yatan   bir Devlet ideolojisidir!

Öyle ya, “batılılaşma” adı verilen kültür ihtilâlini başlatan Osmanlı artık bir batılı gibi düşünmeliydi!  Batı’da feodallere karşı olduğu için  “ilerici” olan burjuvazinin yerini, bizde, Osmanlıya özgü feodaller olan yerel cemaat liderlerine-ayanlar’a  karşı  “ilerici”  bir güç olarak Devlet alıyordu!. İşte bu şekilde, kerameti kendinden menkul “ilerici” bir Devletin çocukları olan bütün o Jöntürk gelenekli “reformcu”-“ilerici” “asker sivil güçler”,  dün-Osmanlı döneminde, bugün de Cumhuriyet döneminde, aşağıdan yukarıya doğru gelişmeye çalışan üretici güçlerin önündeki en büyük engel olagelmişlerdir. Bu nedenle, bizim tarihimiz, bir yerde, kendisine “ilerici” rolünü biçen   “tarihsel devrimci” bir Devlet’le, ona karşı, gelişip güçlenerek yaşamı devam ettirme mücadelesi veren, fakat sırf o “ilerici” Devlet’e karşı oldukları  için de “gerici” olarak nitelendirilen sınıfların-güçlerin mücadelesidir. Herşey tersinedir bizde! Devlet “ilerici” olunca, tabi halka-burjuvaziye de “gerici” olmak düşmüştür!  Devlet’in  kendine, “yeni”, “çağdaş”, “Türk” vatandaşları yaratmaya çalışmasının altında yatan gerçek budur.

“Tarihsel devrim” adı altında bir tür kültür ihtilâli sürecidir bu yaşanılan. Sistemin bilgi temelini-kültürünü-yok sayarak, onun yerine yukardan aşağıya doğru yeni bir bilgi-kültür-oluşturma, sonra da bu yeni kültüre-bilgiye-göre “yeni” insan tipleri yaratma operasyonudur yapılan. İşte bu yüzdendir ki,   dünyada her yerde kapitalist devlet örgütlü toplumun merkezi temsil instanzı-kimliği, benliği-iken, bizde, önceden varolan bir “Devlet” kendisine uygun bir kapitalizm ve yeni vatandaşlar (“Türk vatandaşları”)  yaratmaya çalışmıştır. Bu “yeni tipte vatandaşlardan” oluşan “modern” “ulusa” da  “Türk ulusu” denilmiştir!.  

Ya “sosyalist sol”, onun ne ilişkisi var bu Jöntürk gelenekli gerici-sağ Devletçi ideolojiyle-Kemalist solla?

Bu konuda daha önce şöyle demişiz[3]: “Önce, Türkiye solunu Devlet Sınıfı’nın peşine takan temel ideolojik varoluş probleminden yola çıkalım: 20.yy’dan kalma bir anlayışla „Solculuk”, “sosyalizm” ne demektir? Üretim araçlarının mülkiyetinin topluma (tabi toplum adına da devlete) ait olması  değil midir işin özü? En azından Marksizme göre böyledir bu.  E, o zaman, madem ki “solcu” olmak devletçi olmaktır, Osmanlı artığı olsun, ne olursa olsun, neden  karşı çıkacaksın ki  devletçi bir sisteme! Türkiye’de üretim araçlarının yüzde altmış-yetmişi devlete mi ait[4], sen zaten, “hepsi devlete ait olsun” diyorsan eğer,  neden karşı çıkacaksın ki bu sisteme! İşte Türkiye solunu Devlet’e bağlayan, onu Devlet Sınıfı’nın müttefiki haline getiren en önemli ideolojik bağ budur!

Hem sonra, “işçi sınıfının  dünya görüşünü savunmak” demek, “burjuvaziye karşı olmak” demek değil midir, al işte sana fırsat! Marksist devlet teorisi ortada! “Devlet, hakim sınıfın örgütü” değil midir? Kimdir “hakim sınıf” bugün Türkiye’de? İktidarda  kim vardır, görünüşe bakarsan “burjuvazi” değil mi! O halde devlet de burjuvazinin devletidir! Devlet burjuva devleti olunca, o zaman, darbe yaparak iktidarı ele geçiren “Devletin asıl sahibi” “asker sivil aydın güçler” de, “gelişen kapitalizm karşısında mülksüzleşen şehir ve kır küçük burjuvazisinin temsilcileri” oluyordu tabi!  “Esas sınıf düşmanı” burjuvazi olduğu için, bunlar  devrim yolunda işçi sınıfının, solun tabii  müttefikleri olarak kabul ediliyorlardı!..İşin ayrıntılarını daha sonraya bırakıyorum, şimdilik bu kadarı yeter sanırım!..

Konuya ilişkin olarak bir nokta daha var aydınlatılmasıgereken: Peki, Türkiye’de “sol sağdır” da, İdris Küçükömer’in dediği gibi “sağda sol” mudur? Bu noktaya gelince iş çatallaşıyor! Eğer burada “gerçekte sol” olan “sağ”dan kasıt bugün AK Parti tarafından temsil edilen Anadolu kapitalizminin güçleriyse bu tesbit doğrudur. Yani bugün Türkiye’de,  “solcuların” “sağ-gerici” olarak ifade ettiği Anadolu kapitalizminin güçleri, onlar kendilerini “muhafazakâr-demokrat” olarak  ifade  etseler de, bilimsel anlamda  soldurlar-ilericidirler. Çünkü, Osmanlı artığı antika Devletçi bir üretim ilişkileri sistemine karşı daha ileri bir üretim ilişkileri sistemini temsil ediyor ve bunun için mücadele ediyor onlar. Elimizdeki ölçü budur.

Bırakınız bugünü-kapitalizmi- bir yana, geçmişte, merkeziyetçi-antika ilişkilerin-Devletin karşısında  feodalizm-ayanlık bile daha ileriyi temsil ediyordu!   Bu nedenle, bugün halâ, cançekişerek de olsa yaşayan  o  antika Devletçi  sistemin karşısında  kapitalizm  (ve de  burjuvazi  tabi) tarihsel olarak daha ileriyi temsil eder. Yoksa öyle, trafik polisi gibi (bizdeki Devletçi “solcu” aydınlar gibi) istediğine istediğin etiketi yapıştıramazsın!..

Çoğu kişi “ilerici” ya da “gerici” olmayı iyi  veya kötü olmakla, ya da ne bileyim, her durumda eşitlikçi olmakla, insan haklarına saygılı olmakla karıştırır! Bunlara göre,  bir sınıf, ya da kişi bir kere “ilerici” oldumuydu ya, artık o  pürü pak olmak zorundadır! Halbuki yok böyle birşey! Alın o kocabaşıları, çorbacıları (yani Osmanlıdaki gayrımüslimlerin ayanlar’ını, mahalli cemaat liderlerini), veya Müslüman orta sınıf unsurları olarak o tüccarları, toprak ağalarını, herşeyden önce, bunlar insanları sömüren unsurlardır. Hele hele eşitlikçilikle falan hiç alakaları yoktur bunların. Zavallı köylülerin topraklarını ellerinden alarak o statüye erişmişlerdir. Ama, antika bir Devlet olan Osmanlı’nın karşısında tarihsel olarak ilericidir işte bunlar!.Alın burjuvaziyi, burjuvazi özgürlükçü, eşitlikçi midir! Feodalizme, ya da bir İbni Haldun Devleti olan Osmanlı’ya göre öyle tabi! Ama onun  özgürlükçülüğünün-eşitlikçiliğinin de sınırları var! Yani öyle, ideal anlamda bir eşitlikçilik falan söz konusu değildir burada! Kendi çıkarları gerektirdiği zaman ve ölçüde eşitlikçidir onlar. Alın iki dünya savaşını. Neden öldü milyonlarca insan! Burjuvazinin daha fazla kâr hırsı yüzünden değil mi!  Bu nedenle, elimizdeki ölçü, belirli bir dönemde üretici güçlerin gelişmesine katkıda bulunup bulunmuyor olmaktır. Burjuvazi tabi ki gene kendi çıkarları için geliştirir üretici güçleri de, ama olay budur işte. “Gerici” olanlar ise, çıkarları mevcut durumu korumakta olanlardır. Üretici güçler geliştikçe bunlar eski-o ana kadar varolan konumlarını kaybetmeye başlarlar, bu yüzden de ona karşı çıkarlar. Olayı idealize etmeden bilimsel olarak kavrayabilmek çok önemlidir. Öbür türlü işin içinden çıkılamaz.   

Küçükömer’in  “sol olan sağ”ının içine  MHP, dinci partiler falan girmiyor tabi! Çünkü, bu tür sağ partiler de, şu ya da bu nedenle toplumda üretici güçlerin gelişmesine karşı olan unsurları temsil ederler. Örneğin bir MHP yi ele alalım: MHP, etnik-Türkçü bir zeminde, aşağıdan yukarıya doğru gelişmeye çalışan-globalleşme karşıtı- bir sağı temsil ediyor. CHP ise, yukardan aşağıya doğru Devlet eliyle yaratılan-gene globalleşme karşıtı- kendisine “sol” diyen  bir sağın temsilcisidir. SP’ne “dinci” deniyor, ama burada önemli olan onun da üretici güçlerin gelişmesinden rahatsız olan-globalleşme karşıtı- bir kesimi temsil ediyor olmasıdır.

Şöyle  ifade edelim: Eğer toplumsal varoluşu,  üretici güçlerin gelişmesiyle sürekli ileriye doğru giden-gelişen canlı bir süreç olarak düşünürsek, bunu (bu süreci) temsil edenleri biz sol-ileri olarak ifade ederiz. Bunun (bu sürecin) karşısında olan, çıkarları-varoluş koşulları- mevcut durumu muhafaza etmekte olan-ya da tabi “eskiden daha iyiydi” diyerek toplumsal gelişme sürecini geriye döndürmeye çalışanlar ise sağ ve gerici olurlar. İşin bilimsel yanı budur. Öyle, “ben ilericiyim-solum”  demeyle olmuyor!..Ve ne oluyor sonunda, bir yanda, toplumsal ilerleme sürecini temsil eden ilerici güçler yer alırken, diğer yanda da, şu ya da bu nedenle bunun karşısında olanlardan oluşan başka bir “taraf” çıkıyor ortaya...Ve farklı nedenlerle gelişmeye ilerlemeye karşı çıkan bu güçler “düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerekten   kendi aralarında ittifak kuruyorlar. Örneğin bir CHP ile MHP ve dinciler arasındaki ittifaki ele alalım: CHP ve MHP, Devleti kutsayan, her biri, kendine özgü   bir Türk-milliyetçiliği tanımına sahip  olan (nitekim biri kendini “milliyetçi” olarak tanımlarken, diğeri  “ulusalcı” olarak ifade ediyor) sağ partilerdir. SP ise, gelişen kapitalizm karşısında mülksüzleşen, bu yüzden de kapitalizme-globalleşme sürecine-karşı muhalefet etmeye başlayan “çevre” güçlerinin belirli bir kesimini temsil ediyor..Aynı şeye karşı oldukları için de ortak düşmana karşı aralarında ittifak yapıyorlar bunlar. Tabi bu ittifakın içinde Devletin-devletçiliğin sadık müttefiki “solcular” ve bazı “kürtçüler”  de var! Devlet, yukardan aşağıya doğru kendine uygun “Türkleri” yaratırken, bu süreç-bir reaksiyon olarak-“ilerici”, orijinal bir  Kürt milliyetçiliğini de yaratmıştır! Onlar da,  ortak düşmana –yani “kapitalizme ve burjuvaziye”-karşı oldukları için yer alıyorlar bu ittifakın içinde! Müthiş birşey değil mi, MHP li “milliyetçiden”  CHP li “ulusalcıya”,  “dinciler”den “solculara”, “türkçüsüyle”, “kürtçüsüyle” her türlü milliyetçiye-ırkçıya kadaruzanan bir ittifak! Allah kolaylık versin burjuvaziye ve de tabi bütün diğer demokrasi güçlerine!..

 

YARIN....

OSMANLI DEVLETİ’NİN, CANÇEKİŞEREK DE OLSA HALÂ YAŞAYAN MADDESİ VE “DEVLETİN RUHU” ÜZERİNE..

...........Devletin-Osmanlının-“cançekişerekte olsa halâ yaşayan maddesiyle” neyi kastettiğimiz açıktır! Devlet mülkiyetidir-Devletçiliktir burada söz konusu olan. Ne varki, özellikle son yıllarda yapılan özelleştirmelerle artık bu Osmanlıyı satma-Devleti maddesiyle yok etme-kapitalistleştirme sürecinin sonuna yaklaştık..........

 



[1] „Kürt soluyla“ „Türk solunu“ ayırdetmiyorum! Ne de olsa bunlar aynı yumurta ikizleri, ikisi de tarihsel devrimci-ittihatçı-!..Bu nedenle, ikisinin patenti de Devlet’te! Biri  Devlet’in yarattığı  „Türkler’in“ solu iken, diğeri de buna „karşıt-reaksiyon“ olarak ortaya çıkan „Kürtler’in“ solu..Gerçek anlamda bir  “sol” ise  üstündeki bu kabuğu kaldırarak  henüz daha ortaya çıkamadı!

[2] „Antika devlet“ten kasıt tipik bir İbni Haldun devleti olmasıdır..

[3]„Türkiye’de Neden Sol ya da Sosyal Demokrat Bir Hareket Yok”, www.aktolga.de, Makaleler.

[4] Yakın zamana kadar böyleydi bu. Çok şükür ki,  şu son yıllarda yapılan özelleştirmelerle şimdi du rum değişti!  Bence  son yılların en devrimci olayı bu özelleştirmelerdir! Bunun sayesindedir ki bugün artık Devlet-Devlet Sınıfı can çekişiyor!..Demokratik Cumhuriyet’e giden yol Osmanlı artığı Devletçi düzenin tasfiyesinden geçiyor..