• 23.07.2013 00:00

 Dün akşam gene televizyondaydı “Başdanışman”, Kanal 24 az geldi galiba, artık bundan sonra TRT’de izleyeceğiz onu!!

Gene aynı mantık, gene aynı çaba. Duygusal bir ajitasyon ortamı ve sonunda da, benim de çok hoşuma giden o şiir okuyan Erdoğan tablosu..Bu konuyu artık bir yana bırakayım diyorum ama olmuyor, konu çok önemli;  bu nedenle bir kere daha bazı şeylerin altını çizme ihtiyacı hissettim:  

Yok efendim, "küresel sermaye tam ondan kurtulmak üzereyken  bugün  bize gene aynı  komployu  kurmuşta",  "1854 ten beri bizi, önce Düyun-u Umumiye, sonra da IMF adı altında kıskaca almışta"..bu mantık zinciri uzayıp gidiyor (yeni 'Başdanışman böyle  söylüyor..). İyi güzel de kardeşim, o Düyun-u Umumiye, ya da IMF, zorla mı gelip çöreklenmişler senin başına? “Osmanlı Devleti o zaman Rusya’yla ilişkileri geliştirseymiş bütün bunlar başımıza gelmezmiş”..böyle diyor Başdanışman!!.Zaten bugün de, Türkiye-ABD-Rusya ittifakını öneriyor ya o!  İhracatımızım yüzde kırkını yaptığımız AB ‘yi bir yana bırakmamız gerektiğini, “Gümrük Birliği soygununa bir an önce son vermemiz gerektiğini” söylüyor. ABD ile AB’nin  gümrük birliği yolunda ilerledikleri, Türkiye’nin de ne yapıp edip bu ortaklığa katılmaya çalıştığı bir ortamda Başbakan’ın Başdanışman’ı AB’ yi unutmamız gerektiğini tavsiye ediyor!.

Başdanışman “1854” diyor, ama aslında Batı’ya kul köle olma  süreci çok daha önceleri başlıyor..Hadi biz daha ötesini bir yana bırakarak 1838’i-İngilizlerle yapılan o meşhur Ticaret Anlaşmasını temel alalım. Ne olmuştu o zaman da Devlet-II.Mahmut’un  Osmanlı Devleti- tutmuş İngilizlerle böylesine bir tutsaklık anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı? Bakın, bu konuya burada girmeyeceğim. İsteyenler, www.aktolga.de adresinden “Osmanlı’dan Bu Yana Türkiye’de Kapitalizmin Gelişme Diyalektiği” isimli çalışmaya başvurabilirler. Ama sonuç şu: Herşeyin başı gelip o DEVLETE, artık çağdışı kalmış o Devlet anlayışına-onu kurtarmaya dayanıyor. Bütün o Düyun-u Umumiye’lerin, Tanzimat-İslahat Fermanlarının altında yatan hep bu Devlettir-onu kurtarma, bu cenazeyi yaşatma anlayışıdır. Ama, tarih boyunca kim ki bu gerçeği gözlerden saklamaya çalışmış, onu, varolan-objektif bir realite olarak kabul ederek diğer herşeyi onun üzerine inşa etmeye çalışmışsa, onun yaptığı hep topu “dış güçlere”, onların komplolarına atmak olmuştur. İttihatçıların yaptığı da budur, Cumhuriyet dönemi boyunca bütün o Devlet sınıfı iktidarlarının yaptığı da. Kendileri hep o masum kız rolünü oynarlar da, “dışardan” gelen  “yabancı” zorla  ırzına geçer hep onun!!.. Yani o Devletin hiç  suçu falan yoktur, o hep masumdur!.. Bütün suç hep o  yabancı devletlerle, onların içerdeki işbirlikçilerindedir!..Bütün o “işbirlikçi” katliamlarının altında yatan mantık da bu değil midir?..
 

Halbuki sensin,  Osmanlı Devleti olarak bizzat sensin, kendini kurtarmak için gidip  onların eteğine yapışan bizzat sensin!..Onları başımıza musallat eden bizzat sensin!..Bunlar hiç yok Başdanışmanız söylemlerinde, bunlardan hiç bahsedilmiyor, niye? Çünkü, hem o Devlet kutsal, hem de sen bütün bu teorileri yaparken aslında sırtını ona, o Devlete dayamışsın da ondan!. Döndürüp dolaştırıp AK Partiyi ve Erdoğan’ı da ona yamamak senin derdin!  Bugün bile bak, kendini masum göstermek için halâ bütün kabahati uluslararası küresel güçlere falan bulmaya, başımıza gelen bütün kötülükleri küresel sermayenin komplolarına bağlamaya çalışıyorsun!..Öyle ki, bütün dünya bize düşman!..Böyle tablolar çizerek kendini, yani  Devleti gözlerden saklıyorsun! Küresel sermaye düşman, Kürtler düşman, Aleviler düşman, içerde laikciler ve dinciler zaten düşman kardeşler!...E..ne olacak bu işin sonu?..Savaş babam savaş!.Hani, "her yer karanlık" diye bir şarkı var ya!!..Kardeşim, heryer karanlık falan değil, birileri bu elektrigi söndürüyor da ondan bu karanlık!..Birileri güneşin önünü kapıyor da ondan!..
 

Peki kimdir, nedir bu karanlığın yaratıcısı, kimdir bütün bu sorunların kaynağı?..Kimdir bizi o borç batağının içine sokan, kimdir IMF leri bu ülkenin başına musallat eden? Kim yaratmış bu Kürt-Alevi sorununu, kim, kim?..İkide bir büyük bir gururla tekrarladığın senin o "Türk Devletin" (Türkiye Cumhuriyeti demiyor da,  Kürtleri dışarda bırakmak için inadına “Türk Devleti” diyor!); yani, kendini Devletin asıl sahibi olarak gören o Devlet sınıfı..Peki kim bu çelişkiyi çözmeye çalışıyor?..Asağıdan yukarıya doğru gelişen burjuva devriminin güçleri..Öyle değil mi?
 

Osmanlıda oyun çoktur demişler! Bakın ben size son oyunun ne olduğunu söyleyeyim: “Her yer karanlık” şarkısını siyasete adapte ederek, bütün dünya bize düşman, bize karşı komplo kurmuşlar diyerek içe kapanmayı teşvik etmek, yeni tipten-aşağıdan yukarıya-bir milliyetçilik yaratarak burjuva devriminin potansiyellerini Devletin emrine sunmak...oyun budur..herkes aklını başına toplamalıdır.."Faiz lobisi"-"küresel sermayeye karşı savaş" falan derken içimizdeki asıl düşmanı gözlerden uzak tutmayalım..Kimdir, nedir senin o ikide bir tekrarladığın  "Türk devleti"..kimdir o "genleşmeye" çalışan Devlet?.."Tam bağımsız emperyal- cihanşumul Türkiye" nedir?..Bütün kötülüklerin kaynağı küresel sermaye ve onun komplosuymuş..E, o zaman niye İstanbul'u küresel sermayenin finans merkezi haline getirmeye çalışıyoruz ki?..Niye küresel sermayeyi ülkeye çekebilmek için popomuzu yırtıyoruz?..Niye o kadar teşvik tedbirleri alıyoruz?..Madem ki bütün kötülüklerin kaynağı bunlar, niye bunları iyice içimize sokuyoruz ki!..Ulusalcılar haklı o zaman, Devlet elden gidiyor derken haklılar o zaman!..
 

Ak Parti nasıl bu güne kadar gelebildi hiç düşündünüz mü?..AK parti iktidarı boyunca her yıl ülkeye Cumhuriyetin kuruluşundan 2001 yılına kadar giren toplam yabancı sermaye miktarı kadar sermaye giriyor. Yani, seksen yılda giren toplam küresel sermaye şimdi her yıl artan rakamlarla bir yılda giriyor ülkeye...İşte, AK parti iktidarı altında Türkiye faizleri yüzde altmışlardan yüzde yedilere kadar falan böyle düşürdü..Ülkeye giren o küresel sermaye olmasaydı faizler düşer miydi?..Her ay altı milyar dolar ekstradan-yani ihracatla giren paranın dışında- dövizle dışarıya ödeme yapması lazım  bu ülkenin. Yılda altmış milyar dolar enerjiye gidiyor, sanayinin ürettiği malların yüzde altmışı ithal girdilerle üretilebiliyor..Nereden bulunuyor bu para dersiniz? Türkiye’nin böyle bir sorunun olmasa bankalardan o kadar yüksek faiz ödeyerek döviz bulmaya çalışırmıydı bu ülkenin Merkez Bankası?

Peki, kim yaratmış bu çarpık yapıyı, küresel sermaye mi? Bunu yaratan o Devlettir. Devlet, kendisine bağlı Devletçi bir sistem-kapitalizm yaratmaya çalışırken böylesine sakat bir yapı çıkmıştır ortaya. İthal ikameci-Devletçi bir burjuvazi böyle-bu mantıkla yaratılmıştır. Öbür türlü, yani aşağıdan yukarıya bir kapitalistleşmeyi ise kendisine rakip burjuvalar ortaya çıkacak diye gene bu Devletin kendisi  engellemiştir. Yani, bugünkü  çarpık yapının nedeni bizzat bu Devlettir, Devet sınıfıdır. Seni, dışardan faizle alacağın dövize bağımlı hale getiren bu Devlettir. Bu nedenle, sen önce bu yapıyı bir değiştir bakalım. İthal girdilerle dönen o çarkı tersine bir çevir. Enerjiye ödenen o dövizi  bir dengele. Petrolün, gazın dışındaki kaynaklara yönel bir, enerji ihtiyacını rüzgardan, güneşten (iterse kayagazından olsun!) karşılamaya bir başla bakalım.. Yani enerji için dışarıya ödediğim şu dövizi bir düşür bakalım..Ondan sonra  faizlerden falan şikayet etmeye, faizlerı düşürmeye hakkın olur. E, adam birkaç puan daha fazla faiz almak için geliyormuş sana, yoksa niye gelsin ki!..Alma o zaman!..Niye alıyorsun? Çünkü, mecbursun! Niye mecbursun, kim mecbur etmiş seni bu boyunduruğa? Bütün bunları gözardı ederek “faiz lobisi” edebiyatı yapmayla dönüyor mu bu çark! Tamam kardeşim faizleri sıfır yapalım..kim istemez bunu! Ama o zaman da niye paralarını alarak çekip gidiyorlar diye yakınmayı bir yana bırakmamız gerekir!..Bütün mesele burada. Küresel sermayeye savaş açacağına sen kendine bak, seni faizle döviz bulmaya mecbur eden o düzenini değiştir önce bir!. 

 

Ekonomiden sorumlu bir Başdanışmanın bunları söylemesi gerekmez mi önce! Ama yok! İş buraya gelirse takke düşer kel görünür o zaman!. En kolayı komplo teorileri üreterek milliyetçiliği kışkırtmak! 

Soruyorum ben şimdi: Eğer küresel sermaye olmasaydı  nereden bulacaktı Türkiye şimdiye kadar ihtiyacı olan parayı-dövizi? “IMF ‘den” mi diyorsunuz!! ..Ya, işte böyle!! Yani o IMF’ yi imdada çağıran bizzat sensin kardeşim!. IMF’ yi niye suçluyorsun ki! “Suçlu Devlettir, bu çarpık yapının sorumlusu o dur” dememek için tutuyorsun komplo teorileri icat ediyorsun,  topu dışarıya IMF ‘ye atıyorsun.  Bunu söyleyince de, “bakın, kral çıplaktır” deyince de hemen karşındakini IMF ci, faiz lobisi taraftarı falan olarak suçlayarak  kralın ayıplarını saklamaya çalışıyorsun!!..

AK Parti iktidarına kadar IMF ‘den alınan kredilerle yürüyordu bu gemi..Menderes neden asıldı sanıyorsunuz?..Kredi vermediler de ondan! O da zavallı gitti, Rusya’dan falan kredi-döviz bulmaya çalıştı..Ki, bu da onun sonunu getirdi!..Yani, faizlerin yüksek olmasının nedeni o küresel sermaye değildir, Devlettir..Türkiye küreselleşme sürecine entegre olmasaydı, ülkeye küresel sermaye girmeseydi faizler yüzde altmışlardan bugünkü seviyelere kadar düşürülebilir miydi, bu mümkün müydü? Nasıl düşürdü AK parti faizleri, nasıl, ne zaman IMF’ye olan borcu sıfırlayabildi..Ülkeye küresel sermaye çekilmeseydi IMF ye olan borç hemen öyle bitirilebilir miydi? Özalın açtığı yolda yürünmeseydi bu mümkün müydü..E, şimdi nedir bu küresel sermaye düşmanlığı?..Ben size söyleyeyim, bütün bu yaygaraların-komplo teorilerinin ardında yatan, asıl sorumluyu-Osmanlı artığı o Devleti gözlerden saklamaktır.”İşte suçlu budur” diyerek asıl suçluyu gizlemektir..
 

Bitmedi!: Kürt sorunu, Alevi sorunu deyip duruyoruz..bu iki sorunun ikisinin de kaynağı gene o ulus devlet yaratıcısı Devlet sınıfı değil midir?..Bir de tabi batılılaşma süreciyle birlikte yaşanılan kültür ihtilaline bağlı olarak ortaya çıkan kültürel ikilik ve bunun yarattığı sorunlar..Bütün bunların nedeni hep aynı Devlet anlayışı değil midir?..Halkı sürü, kendisini de çoban olarak gören o Devlet sınıfı değil midir?..Önce bu gerçeği bir tesbit edelim..Çözüm zaten bunun ardından otomatikman gelecektir. Nasıl mı?
 

Hem diyoruz ki, “küreselleşme sürecini yaşıyoruz, küresel demokratik devrim artık ulusal sınırların anlamını kaybetmesi yönünde gelişiyor”..ama hem de, halâ Osmanlı artığı antika merkeziyetci yapı üzerinde israr ediyoruz..Bunun başka yolu yoktur..ya savaşarak bütün enerjisini tüketecek Türkiye, ya da yeni, çağa uygun, ademi merkeziyetci bir yapılanmaya gidecek..Bu, özerklik şeklinde mi olur, federasyon mu, eyalet sistemi mi..buna halkın kendisi karar verecektir. Devletin yapması gereken, bu demokratik yeniden inşa sürecinin önündeki engelleri kaldırmaktır..bu kadar basit..
 

Ikincisi de Alevi sorunu: Kim yaratmış bu sorunu, küresel sermaye, ya da “faiz lobileri” mi!..Bu sorunu yaratan da gene aynı ulus devlet yaratıcısı o Devlet sınıfıdır..Tekke ve Zaviyeleri kapatan "devrim kanununu" ya ortadan kaldıracaksın, ya da değiştireceksin, bunun başka yolu yok!..Önemli olan, ne yapacaklarına, nasıl ibadet edeceklerine-ya da etmeyeceklerine- bırakınız aleviler kendileri karar versinler..Yok, bir kısım insan, solcuların kışkırtmasıyla  "alevilik bir din değildir" diyormuş da!..Bırakın efendim,  aleviler kendi aralarında tartışsınlar bunu ve ne olduklarına kendileri karar versinler..
 

Olay budur..sen-Devlet, kendini kurtarmak için kendi içinde sorun yaratırsan, bütün o "sorunların" kaynağı olursan, elbetteki dış gücler de kendi çıkarları gereği bu sorunlarla oynayarak seni istedikleri yörüngede tutmak isterler..yani, o komplo teorilerinin de kaynağı gene sensin sonunda..olay budur!..