•  

 Sadece Kuzey Irak'ın değil şimdi bir de Katalanlar'ın bağımsızlık talepleri sözkonusu.

Madem ki 21.Yüzyıl -ve Küreselleşme süreci- ulus devletlerin yok olmaya başladıkları bir süreçtir, o halde böyle bir ortamda bağımsızlık talebinde bulunmak yanlış değil midir, bu türden talepler gerici talepler değil midir?.. Söylenilen bu...

Bence asıl yanlış olan küreselleşme sürecinden böyle bir sonucun çıkarılmasıdır!.. Neden mi?

Küreselleşme sürecinin ulus devletin varlığını sınırlaması, giderek onu işlevsizleşmeye doğru götürmesi, milliyetçi mahalle baskısının azalmasına, ulus devletin bağlayıcı gücünün zayıflamasına neden oluyor, bu açık. Ama işte tam bu noktada bu, yerel unsurların özgürlük talebinin artmasını da birlikte getiriyor...

Birincisi ve en önemlisi şu: Eskiden dünya pazarlarında söz sahibi olabilmek için önce gelen güçlü bir ulus devletin varlığıydı. Şimdi ise buna gerek kalmamıştır... Bir malı daha iyi kalitede ve daha ucuza üretebiliyorsanız güçlü bir ulus devlete ihtiyacınız yoktur artık... Hal böyle olunca varolan ulus devletin sınırlayıcı kabuklarını kırarak bağımsız olma talebi son derece çekici geliyor... Tamam, sana ait olsalar da bu yeni kabuklar da gene son tahlilde kabuktur ve onlar da gene sınırlayıcı olacaktır, ama insanlar, madem öyle, o halde sırtımda neden bana ait olmayanları taşıyayım  diye düşünüyorlar...

Bunu engellemeye çalışan devletlere şunu sormak lazım, madem Küreselleşme süreci yeni bir devletin kurulmasını gereksiz kılıyor, o halde bir ulus devlet olarak neden kendi ulusal birliğinizi savunma adına buna karşı çıkıyorsunuz? Yani hem diyorsunuz ki, ulus devletler çağı sona ermiştir, hem de varolan ulus devleti savunma adına halkların özgür iradesine zora başvurarak karşı çıkıyorsunuz!!..

Bence burada asıl belirleyici olan zora, şiddete başvurmadan nasıl yaşamak istediğine dair özgür irade beyanıdır... Ben bunu ideolojik bir ilke olarak ele almıyorum...

Soru şu: Bu türden talepler doğru mudur, yanlış mıdır, kim belirleyecek bunu?.. Bir halk bağımsızlık konusunda irade beyanında bulunuyorsa ve varolan devlet de ona hayır bu yanlıştır diyerek zor kullanarak karşı çıkıyorsa burada haklı olan kim olacaktır?.. Bence devletin söylediği doğru bile olsa, haklı olan özgür irade beyanında bulunan halktır...

Birincisi, kimin haklı kimin haksız olacağına devlet neye göre karar verecektir ki?..Devletin bu konuda tek dayanak noktası varolan ulus-devlet statükosunu korumaktır... Halkın bağımsızlık talebi ilk anda ayrı bir ulus devlet kurma anlamında bir 20.yy talebi olarak görülse bile, burada sözkonusu olan eğer ideolojik bir talep degilse otomatikman haklı olan halktır... Çünkü sonunda yanılmış bile olsalar bu onların kendi kararlarıyla oluşan bir yanılgı olacaktır ki, bu bile zorla birarada tutulmaktan daha değerlidir...

Küreselleşme olayını mekanik olarak görmemek gerekiyor... PKK'nin "komünal yaşam" anlayışında da deniyor ki, 21.yy da artık ulus devlet anlayışı sona ermiştir, bu nedenle yeni bir devlet kurmak yanlıştır... İlk bakışta son derece doğru bir yaklaşım. Ama bence bu da gene bir toplum mühendisliği formülasyonudur... Yani önemli olan bir halkın nasıl yaşayacağına kendisi olarak kendi iradesiyle karar vermesidir... Bu "yanlış" bile olsa doğru olan budur!..

Ne olup bittiğini doğru değerlendirebilmek için aslında olayların tarihsel köklerini de bilmek lazım- hem İspanya'daki Katalon ve Basklar'ın, hem de Kürtler’in daha önceki hikayesini bilmek lazım... Franko tarafindan yok edilen Katalon ve Bask özgürlük hareketinin tarihçesini, CİA’nın da katıldığı bir komplo süreciyle   yok edilen Kürt Mahabad Cumhuriyeti olayını bilmeden bugünü kavramak biraz zor... Tabi bu arada bir de Saddam'ın zehirli gazlarıyla yaptığı  Kürt katliamları var...

İnsanlar tarihte yaşanılan belirli travmalarla yüzleşmeden, psikoterapi yerine geçecek süreçleri yaşamadan normal yaşama tam olarak entegre olamıyorlar...

Alın bizimkileri... Batılılaşma hareketini, Merkez-Çevre mücadelelerini... Çevre unsurlarının zamanında kendilerine kan kusturan  Devlete olan hayranlıklarını... O Abdülhamid hayranlığının altında ne yatıyor sanıyorsunuz?... Hep aynı şey değil mi?.. Travmatik olaylar ancak onları bilince çıkararak yapılacak toplumsal psikoterapi yöntemleriyle çözülebiliyor... Bu nedenle, teröre ve şiddete başvurulmadığı taktirde özgürlüğü esas alan hareketlerden korkmamak gerekir...

Ama şimdi bakın, eğer Katalonlar,  haklı olmalarına rağmen, "madem ki merkezi yönetim ve Anayasa Mahkemesi bağımsızlık talebimizi kabul etmiyor" diyerek, teröre ve şiddete başvurmaya kalkarlarsa-aynı şey Kürtler için de geçerli-bütün o meşruiyet çizgilerini kaybederler ve zararlı çıkarlar (Suriye muhalefetinin durumuna düşerler)...

21.yy da hak elde etmenin yöntemi şiddet olamaz... Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük elde edebilmek için buna uygun yöntemlerle mücadele biçimleri geliştirilmelidir. Ve eğer illa ki bağımsızlık isteniyorsa da, bu, birlik içinde bağımsızlık olmalıdır (yani öyle olmalı ki, bağımsızlık diğerlerine karşı bir düşmanlık anlamı taşımamalı... Tam tersine, diğerleri de bunu destekleyebilmelidir... Çekler’le Slovenler’in örneğini çok iyi incelemek gerekiyor... Bunlar hayal falan demeyin, hayal kurabilmek bilişsel düşünmenin ön şartı oluyor... Hayalcilikle, imkansız görüneni elde etmek için doğru yolları bulmak arayışı aynı şey degildir...)