• 26.06.2019 00:00

 AK Parti öyle bir noktaya geldi ki, artık o eski "fabrika ayarlarına" dönmek istediği an şu anki ortakları -sadece Bahçeli'den bahsetmiyorum, zihinlerine yerleşen o ideolojik hayalet ortak da- onları yalnız bırakır ve tepetaklak giderler!.. Kısacası, aynı kulvarda kaldıkları sürece içine düştükleri bataklıktan çıkmak için atacakları her adım onları daha çok bataklığın içine çekecektir...

O bataklığın ne olduğu ise artık bir sır değil: Osmanlıcı-İslamcı ideolojik duruş... 21. yy kulvarlarında yürüyüp dururken, yolunu şaşırarak, zihninde bin yıl öncesine dönüp, çaresizlik içinde garip bir hamasetle sil baştan yol almaya çalışmak; bu şekilde gücünü "stratejik derinliğinden" alan güçlü bir 20.yy ulus devleti haline gelerek yola devam etmek...

Başlangıçtaki Ak Parti sadece iç dinamiklerin ürettiği ve dış dinamiklerin de desteklediği bir unsur iken, daha sonra o kendisini Osmanlı mülkünü küllerinden yeniden diriltmek, İslamın koruyucusu olmak fonksiyonuyla özdeşleştirerek yolundan saptı ve kendini inkar etme yoluna girdi... İşin özü burada yatıyor. Suriye olayının da s-400 lerin de AB ile olan ilişkilerin bozulmasının da, başına bir FETÖ belası sarıp durduk yerde Suriyenin kuzeyinde bir PKK meselesi yaratılmasının da altında yatan bu ideolojik duruştur... Osmanlıyı küllerinden yeniden diriltmeye çalışırken ("restorasyon" anlayışı ne idi?) Osmanlı'nın ruhu onları tarihin derinliklerinde bulunan bataklığın içine çekiyor... Ama onlar bunu göremiyorlar...
Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki, Türkiye'nin böyle bir deneyi yaşaması kaçınılmazdı. Bir tür toplumsal psikoterapi olayıdır bu... Tarihsel olarak yaşanılan travmalar başka türlü çözülmüyor... İnşallah ödenecek maliyet daha fazla olmaz...

PEKİ HEPSİ BU KADAR MI?..

Hayır!.. Çözüm yolu geçmişimizi, tarihsel-stratejik derinliğimizi, bunlara bağlı olan kültürel kodlarımızı inkar ederek, daha öncesini yok sayıp her şeyi 1920'den başlatmaya çalışmaktan da geçmiyor!.. Çünkü, kendi tarihinden kopan toplumlar hafızasını kaybeder... O halde?..

Benim "tarihsel uzlaşma" olarak ifade etmeye çalıştığım çözüm yolunu şöyle özetlemek mümkün:

Bizim "stratejik derinliğimizin" iki boyutu vardır: Birincisi, bir tarihsel devrim gücü olarak antika sınıflılığa karşı verdiğimiz mücadelelerle karakterize olurken, ikincisi, kökleri ilkel sınıfsızlığa dayanan atalarımızın bu "derinliğini" unutmadan -bu ilkel sınıfsızlık ruhunu temel alarak- bunun üzerine 21. yy dinamiklerini de oturtup "stratejik derinliğimize" yeni bir boyut kazandırmak... Benim bütün çalışmalarımın altinda yatan ruh bundan ibarettir!.. Pratik sonuçları açısından şu iki çalışma o binlerce yıllık yürüyüşün içinden çıkıp geliyor diye düşünüyorum... 
http://www.aktolga.de/m37.pdf 
http://www.aktolga.de/m23.pdf

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi