• 16.05.2011 00:00
  • (1584)

Önceki akşam Garajİstanbul'da Bejan Matur'un 'Dağın Ardına Bakmak' kitabından pasajların okunduğu performansı izlerken bir kez daha Kürt sorununun bir an önce çözülmesinin ne kadar önemli olduğunu yeniden fark ettim. Daha önce kitaptan okuduğumuz hikâyeleri sahnede Bejan ve diğer değerli sanatçılardan dinlerken, acının nasıl beyninizde, damarlarınızda gezdiğini fark ediyorsunuz. Azad'ın, Kendal'ın, Brusk'un, Şevin'in hikâyelerini dinlerken bunların aslında çevrenizde yaşayan insanların hikayeleri olduğunu fark ediyorsunuz. Kürt sorunu artık bölgede değil tüm Türkiye'nin ana arterlerine, sokaklarına yayılmış durumda.

Sadece Bejan'ın performansı değil geçen hafta yaşananlar da Kürt sorununu yeninden hatırlamamıza yol açtı. Çarşamba akşamı Başbakan'ın konvoyuna dönüş yo-lunda Kastamonu'da düzenlenen saldırı, Perşembe DTK'nın BDP destekli adayların seçimlere girmemesi seçeneğinin de tartışıldığı gündemle toplanması, bu toplantıda DTK Eşbaşkanı ve bağımsız milletvekili adayı Aysel Tuğluk'un yaptığı konuşma insana gerçekten 'ne oluyor?' sorusunu sorduruyor. Aysel Tuğluk "Kötü şeyler olacak" diyor. Oysa Tuğluk bunları söyleyecek son isimlerden birisi.

Çünkü Tuğluk, 5 Ocak 2008'de Diyarbakır'da dershane önünen konulan bombanın patlaması sonucunda ölen çocukların ardından Yorum sayfamıza "Çocuklar öldürülürken ne söylenebilir" başlıklı makalesinde; "Kimse hayatın günlük akışı içinde sıradan yaşayan bu genç insanların öldürülmelerini açıklayamaz ve göğsünde çarpan bir yürek taşıyan hiçbir canlı bu ölümleri kabul edemez." (http://yenisafak.com.tr/ Yorum/?i=92218) satırlarını yazabilmiş birisi.

Yine Tuğluk DTP'ye kapatma davası açıldığı günlerde 20 Kasım 2007'de kendisi ile yaptığım bir söyleşide özeleştiri yaparak; "Bu konular önemli ve DTP bu konularda iyi bir sınav veremedi. DTP kendi içine dönerek bunların muhasebesini yapabilmeli. Bazı sorular sormalı kendine: 1. Nerede hata yaptık? 2. Hangi hassasiyetlere dikkat etmedik, 3. Siyasetin diyaloga, esnekliğe dayanan yönünü ne kadar geliştirebildik, 4. Ve en önemlisi de halkın taleplerine cevap verecek politikaları ve projeleri ne kadar gerçekleştirebildik? Her zaman belirtiyorum; önemli bir meseleyi popülist bir dille anlatmaya kalkarsanız, izah edemezsiniz! Bu tür ajite sözlerle halktan coşkulu bir tepki alabilirsiniz, ama aslolan bu halka ne kazandırdığınızdır. Bu dil sorunların çözümüne katkı sunmaz. Aşırı politize edilmiş bir dil kutuplaştırır. Kimi hassasiyetleri karşı karşıya getirmeden, çatıştırmadan bir sağduyuya ulaşmak gerekiyor. Kapatma ve dokunulmazlıklar hususu için belirtiyorum, reste rest çekmek tüm oyunun kaybedilmesine yol açabilir. ...

Bize oy verenlerin sadece kimlik ve kültür haklar sorunu yok. Bu toplum aynı zamanda huzur, barış ve ekonomik refah da istiyor. Alt yapı, eğitim, sağlık gibi sorunları da var ve bunlar da en az kimlik ve kültürel haklar kadar önemli. Türkiye partisi olma iddiamız vardı. Bunun için tüm Türkiye'yi kapsayacak, tüm topluma hitap edecek siyaset, politika, tarz, dil oluşturabildik mi? Hayır. Bırakın Türkiye partisi olma iddiasını kendisine oy verenleri de yeterince temsil edemedik. Başarısız olduk açıkçası. AK Parti'nin başarısı da burada belki. AK Parti tüm toplumu kavrayabildiği, taleplere sahip çıkabildiği için başarılı oldu" demişti. (http://yenisafak.com.tr/ Yorum/default.aspx?i=84145)

Bunları söyleyen Tuğluk'un geçen gün yaptığı açıklama tam bir hayal kırıklığı olarak okunabilir ama şaşırtıcı değildir. Her ne kadar kendisi son açıklamasını yanlış anlaşıldığını ifade etse de; genelde Kürt siyasi hareketi bir bütün olarak Demokratik Açılım ile birlikte siyaseten açığa düşmüştür. AK Parti'nin açılımı bölgede oy keybettiği 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden sonra başlattığını bir yere not etmekte fayda var. Bu açıdan AK Parti'nin çözüm yöntemini beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama Kürt sorununu çözmek istemiyor demek haksızlık olur. Üstelik niteliksel kıyaslama yapacaksak AK Parti'nin Kürt siyasi hareketinden daha fazla çözümden yana olduğunu da söylemek mümkündür.

Son dönemde Kürt cenahındaki bütün gelişmeleri alt alta yazıp okuduğunuzda; BDP'nin 12 Haziran'a siyaset üzerinden değil şiddet üzerinden hazırlanmakta olduğu görürsünüz. Aralık 2010'da demokratik özerkliğin tartışıldığı DTK Kongresi ile başlayan gerilim politikasını, Kürt aydınlarının tehdit edilmesi, 31 Mart'ta biten eylemsizliğin uzatılmasını talebini "ahlaki" bulmayan DTK açıklaması izledi. Ardından sivil itaatsizlik eylemleri ve son olarak DTK'nın son açıklaması. Bunlar birini tamamlayan adımlardır.

Hemen not düşelim ki, bu süreçte Kürt siyasiler yalnız değildir. Onların bu çabasına katkı veren devlet içindeki Ergenekon artıkları vardır. Onlar, bu süreçte dış bağlantılarla hareket ederek demokratikleşme sürecini kesintiye uğratmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Tunceli'de 7 PKK'lının öldürülmesi, Kastamonu saldırısı birbirine misilleme değil aynı ortak aklın eylemleridir.

Peki Kürt siyaseti şiddeti yükselterek oylarını arttırabilir mi? Ya da artan bu oy Kürt sorununa çözüm sağlar mı?

İki sorunun cevabı da 'hayır'dır. Bu gelişmeler daha önce alınan oyları kemikleştirip, Kandil'in pozisyonunu güçlendirir ama siyasi olarak hem kendi geleceklerini hem de Öcalan'ın çabalarını sonuçsuz bırakmaktan başka işe yaramaz.

Bu konuları konuştuğumuz Balıkçı şunları söyledi; "Seçim sonuçları ortada. Şiddetin seçim malzemesi olarak kullanıldığı her dönem BDP ve öncüllerinin oyları düşmüştür. Bunun galiba tek istisnası var Cizre. Sık sık o örneği veriyorlar. Cizre'de kaç oy var. Oradaki o artışı genele ne kadar yansıdı, çözüme ne katkı yaptı bilmiyorum" dedi.

Balıkçı şunu da ekledi; "Referandumdan sonra verdiğim söyleşide devlet ile Öcalan'ın görüşmelere başlamadan bazı ilkeler üzerinde anlaştıklarını söylemiştim. Öcalan beni sonraki hafta yalanlamıştı. Ancak geçen haftaki görüşmelerinde 'Biz heyetle görüşmelere başlarken 'ölümler, tutuklanmalar olmayacak diye anlaşmıştık' diyerek beni doğrulamıştır".

Evet Kürt sorunu bir kez daha zor bir kavşağa yaklaştı. Bir tarafta PKK içindeki derin güçler ile onların sivil, siyasi unsurları, devletin içindeki Ergenekon artıkları ve bunları yönlendiren dış güçler var; diğer tarafta Kürt sorununu çözmeye niyetli (yöntemini tartışabilirisiniz) ama eksikleri olan AK Parti ve siyaseten Kürt siyasilerin önünde olan Öcalan var.

Bir uçta şiddet ve silah var, diğer uçta siyaset. Bir kez daha tercih Kürtlerin olacak...