• 2.06.2011 00:00
  • (2076)

Türkiye'de siyasetin kalbi Güneydoğu'da Diyarbakır'da atıyor. Önceki gün CHP lideri Diyarbakır'da idi. Dün ise Başbakan Erdoğan. Cumartesi günü de Devlet Bahçeli burada olacak.

Diyarbakırlılar Kürt sorunu için hala Erdoğan'ı umut olarak görüyor. Kızsalar da bu böyle. Erdoğan'ın mitingine geçmeden önce birkaç Diyarbakır gözlemi aktarayım:

- Diyarbakır'da politikleşme had safhada. Yaş düştükçe politikleşme artıyor. Ancak hemen ifade edelim ki il genelinde ikili bir ruh hali var.

- Diyarbakır AK Parti'ye mesafeli dursa da Erdoğan denilince o mesafe kısmen kapanıyor. Çözüm sürecinde olduğumuza inanıyorlar. Gerginlik olsa da umutlarını koruyorlar.

- Kepenkler kısmen kapalı. Kapatanlar da bunu yaptırdığı için alttan alta BDP'ye ve örgüte kızıyorlar.

Mitinge yaklaşık 25 bin kişi katıldı. Bu rakam 2007'ye göre belki düşük görünebilir ama şehirdeki havayı dikkate alındığında çok kötü olmadığı açık. Meydandaki pankartlardan birisi şöyle idi: "Kepenkleri kapattık gönülleri açtık da geldik".

Başbakan Erdoğan mitingde belki çok şey söylemedi ama kendisi gibi konuştu. Devletin dili ile değil milletin dili ile konuştu. Kürt sorununun varlığını bir kez daha söyledi. Sürecin arkasında olduğunu söyledi. 2005 te Diyarbakır'da söylediğinin akasında durduğunu söyledi. 2005'ten sonra yaptıklarını anlattı. Diyarbakır için yeni projelerini açıklayarak oy istedi. Elbette Kürt sorununun bir ayağı kimlik ve kültürel haklarsa diğer atağı ise aş iştir. İkisi eş zamanlı çözülmelidir.

Hem Diyarbakır'daki hava hem mitingin havası Kürt sorununun artık taşınmayacak bir noktaya geldiğini gösteriyor. AK Parti demokratik açılımı başlatarak sadece sorunu sahiplenmekle kalmadı, devletin yanlış yaptığını da kabul etti. Sorunu inkar noktasından çözüm sürecine taşıdı. Demokratik açılım sürecinde sorunun bu denli tartışılması, konuşulması bir zamanlar yasak olan federasyon gibi konuların bile tartışılabiliyor olması tek başına önemlidir. Elbette sorunun 1923'lerden itibaren başlayan sistematik yok sayma, inkar ve homojenleştirme politikasının yarattığını düşündüğünüzde; çözümün de birkaç yıl gibi kısa bir sürede çözülmesini beklemek hayalcilik olur. Çözüm herşeyden önce siyasetin kendisidir.

BDP ise son dönemde siyasal misyonunu büyük ölçüde DTK'ya devretmiş görünüyor. DTK ise bir şemsiye modeli kurarak toplumsal meşruiyetini genişletiyor. Ancak siyaseten bu meşruiteyi Kandil'in propaganda aracına dönüştürüyor. Böyle olunca BDP siyasete sahip çıkmayan tersine siyaseti daha geniş bir meşruiyet çerçevesnde DTK üzerinden toplumsal baskı ortamına teslim etmektedir. Eğer Kürt sorunu çözülecekse bunun iki ana aktörü olacaktır. Bunlardan birisi AK Parti ise ikincisi sivilliği temel alan BDP olmak durumundadır. Oysa son yıllarda yaşanan süreci şöyle özetlemek mümkün; 'Devlet demokratikleştikçe PKK otoriterleşiyor, BDP buna teslm oluyor'. Bu ise çözümün önündeki en büyük engel.