• 14.06.2011 00:00
  • (1514)

Türkiye önemli bir seçimi geride bıraktı. AK Parti'nin elde ettiği yüzde 49.9'luk oy oranı pek çok açıdan Türkiye için rekor. Seçimin galibi AK Parti ama yalnız değil. AK Parti ile birlikte iki kazanan daha var; Bağımsızlar, MHP. Elbette seçimin kaybedenleri de var; ilki CHP ikincisi ise Ergenekon.

Şüphesizi seçimin en büyük kazananı AK Parti'dir. Girdiği üç seçimde hem oylarını arttırdı hem de Demokrat Parti'nin rekorunu kırdı. 2007'de yüzde 47 olan oyunu yüzde 49.9'a çıkardı. AK Parti bunu sadece seçim gecesi bazı yorumcuların -ve bazı CHP milletvekillerinin- ifade ettiği sadece ekonomi, büyüme ve devlet imkânlarını yapmadı. AK Parti'nin başarısını bunlara bakarak açıklamaya çalışmak toplumsal gerçeklere, toplumsal değişime, toplumsal talebe sağır ve kör olmaktan başka bir şey değildir. AK Parti'yi destekleyen toplumsal kesimler sadece klasik muhafazakâr sağ seçmen değil, onlardan daha geniş yeni bir toplumsal sınıf var. AK Parti hem değişiyor hem değiştiriyor. Bu toplumsal kesim Türkiye'nin İran olmasından korkmadığı gibi tersine Türkiye'nin demokratik, sivil bir ülke olmasını istiyor. AK Parti'den bu yolda adımlar atmasını istiyor.

Seçimin bir diğer kazananı bağımsız adaylardır. Kendi hedeflerinin üzerinde milletvekili çıkarmaları, Kürt sorununun çözümünün artık ötelenemeyeceğini ve palyatif çözümler döneminin bittiğini göstermektedir. Kendi içindeki heterojenlik; bölgede daha fazla temsil kadar, farklı bölgedeki bağımsız adaylarla da sorunun sadece bölge ile sınırlı olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Önemli bir noktada şudur, bu sayısal artış Kürt siyasetinde hem ulusçuluğu hem de yeni bir siyasal hattı işaret etmektedir. BDP'nin yeni döneme bu sayısal gücü daha efektif kullanmaları çözüm konusunda önemli olacaktır. Yeni BDP grubunun çözüme katkıda bulunmasının yolu sivil siyasete daha fazla sahip çıkmak ve AK Parti'yi bu konuda daha ileri adım atmaya zorlamak olacaktır. Ama bu karşılıklı rekabet değil çözüm için işbirliği çerçevesinde olmalıdır. 36 milletvekili AK Parti'ye ya da MHP'ye tepki değil, belki de çözüm talebidir.

Siyasal projelerinden çok yüzde 10 baraj sorunu ve kaset skandalları ile gündem gelen MHP seçimin üçüncü kazananıdır. 12 Eylül 2010'da yapılan referandum MHP tabanında ciddi bir kırılma yaratmış ve bu araştırmalara da yansımıştı. Mesela KONDA'nın bu süreçte yaptığı araştırmada MHP, Mart 2010'da yüzde 17 iken, Haziran 2010'da yüzde 10,4'e, Eylül 2010'da 8,9'a, Aralık 2010'da 7,7'ye düşmüştür. Bu oran Mart 2011'de 8,5'tur. MHP'nin baraj sorunu yaşamasının bir diğer nedeni ise seçim beyannamesi ve programıdır. Partinin seçim beyanname ve programını okuduğunuzda; MHP'nin değişen Türkiye ve dünyayı yeterince okuyamadığını görüyoruz. Bu okuyamama hali, yeni dönemde dönüşmedikçe önümüzdeki seçimde yüzde 10 baraj var oldukça devam edecektir. MHP'yi barajın üzerine taşıyan son dönemde ortaya çıkan kasetler ve MHP'nin bu durumu siyaseten kullanmasıdır. Elbette bunda CHP ve AK Parti'nin ilkesel siyaset ortaya koymamalarının da payı vardır. MHP'nin yaklaşık yüzde 1.5-2 civarında artan oyu CHP kaynaklıdır. Akdeniz, Ege ve Trakya'daki oy değişimi bunu göstermektedir. Ki, CHP'den MHP'ye kayan bu oy; seçimde CHP'yi seçimin kaybedeni yapmıştır. Ayrıca siyaseten MHP'nin Meclis'te olması hem Kürt sorunu hem de yeni anayasa açısından önemlidir ve şanstır.

KILIÇDAROĞLU'NUN TABURE KONUŞMASI

Gelelim seçimin kaybedenlerine. İlk kaybeden CHP'dir. CHP ile ilgili beklentiler önce yüzde 30 civarında idi. Sonra bu 27-28 bandına indi. Her ne kadar partinin üst düzey yöneticileri, "AK Parti ile farkı kapattık, öndeyiz" dese de bu açıklamaların gerçeklikle bağı olmadığı ortaya çıktı. Peki son dönemde peş peşe demokratik tınıları yüksek raporlar açıklayan CHP, neden hedeflediği banda bile yaklaşamadı?

Yaklaşamadı, çünkü, bu süreçte söz konusu CHP olduğunda önemli olan "ne yapılacağı" değil, "kimlerin, nasıl yapacağıdır". CHP bu yenileşmeyi siyaseten bir arada olmayacaklarla yapmaya çalıştığı için ikna edici olamamıştır. Sorun bu. CHP'nin son açıkladığı 'kadın raporu'nu ya da 'Anayasa raporu'nu ya da 'demokrasi raporu'nu Sezgin Tanrıkulu'nun okuması ile Mehmet Haberal'ın okumasının asgari müşterekte buluşması çok zor hatta imkânsızdır. Bu eklektik yapı CHP'ye yeni oy getirmediği gibi tersine he-deflediği psikolojik eşiğin de altına düşürmüştür. Bakmayın siz Kılıçdaroğlu'nun seçim gecesi "tabure" üzerinde yaptığı konuşmaya. Kılıçdaroğlu partisinin "3,5 milyon yeni oydaş kazandığını, seçimin galibi" ilan ediyor. Oysa ki seçimin galibi olan AK Parti'nin 5,5 milyon yeni seçmen kazandığı ortamda; bu seçim galibiyeti değil açık bir yenilgidir.

CHP'de bugünden itibaren kazanlar kaynamaya başlamıştır. Bu doğal. Eğer Kılıçdaroğlu ve CHP, Yeni CHP (Y-CHP) içinde bir safra olarak duran Demirel takviyeli CHP'den (D-CHP) kurtulursa raporlarında hedeflediği bir anlamda kendini bağladığı Y-CHP'yi inşa etme yolunu açar. Aksi halde yeni kurultaylar süreci bize çok uzak olmaz.

Seçimin son kaybedeni şüphesiz Ergenekon'dur. Özellikle Ergenekon Davası'ndan tutuklu olan ve bağımsız aday olan Tuncay Özkan, Doğu Perinçek, Çetin Doğan gibi isimlerin seçilecek kadar oy alamaması, toplumun Ergenekon Davası'na bakışını da bir anlamda göstermiştir. Bunu sadece bu isimler üzerinde değil, CHP içinde aday olanların seçim bölgelerinde (Eskişehir, Çanakkale, Antalya) oy kaybettiği gerçeğine bakarak söylüyorum.

Toplumun Ergenekon Davası kapsamında mobilize edilmesinin arkasında AK Parti karşıtlığının siyaseten kullanılması vardır. Siyaseten bir karşılığının olmadığını seçim sonuçları göstermiştir.

13 Haziran ile birlikte Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır. Önümüzde iki öncelik vardır. İlki Kürt sorunu ikincisi yeni anayasadır. Sorumluluk bütün siyasi partilerindir.