• 15.08.2011 00:00
  • (3352)

KCK lideri Murat Karayılan'ın İran tarafından yakalanıp yakalanmadığı tartışması aslında başka önemli tartışmaya ışık tutacak nitelikte.

PKK'nın İran'daki kolu olan PJAK'a yönelik olarak İran son bir aydır operasyon yapıyor. İran PJAK'a neden operasyon başlattı? Operasyon yapmasını gerektirecek bir eylemsellik içinde miydi PJAK İran'da?

Takip edebildiğimiz kadarıyla PJAK'ın son dönemde İran'da Türkiye gibi herhangi bir eylemi söz konusu değil. İran buna rağmen PJAK'a operasyon başlattı. Bu operasyon sadece PJAK'ın konuşlandığı Kandil'in İran'a bakan bölgeleri ile sınırlı kalmadı ve doğrudan Kandil'e yöneldi. Burada ilk tespit olarak şunu yapabiliriz; İran'ın görünen hedefi PJAK olsa da görünmeyen ve esas hedefi Kandil?

O halde ikinci soru İran Kandil'i neden hedef aldı?

Bu sorunun cevabını vermeden önce PKK'ya yakın medyada çıkan şu analize bir bakalım; Türkiye-İran ile anlaşarak Kandil'e operasyon yapıyor. İran'ın başlattığı operasyon bu anlaşmanın bir sonucu. Eğer bu çevrelerin ifade ettiği bu anlaşma doğru olsa idi Türkiye içerde artan şiddet karşısında çoktan sınır ötesi operasyona başlamış olurdu.

Türkiye'de iktidar olan AK Parti'nin sorunu şiddet ile değil demokratik alanın genişletilmesi, yeni anayasa kısaca barış içinde çözmek istiyor.

İran'ın somut hiçbir neden yokken PJAK ve Kandil'e operasyon başlatmasının başka bir gerekçesi var. O gerekçe de yukarıdaki 'neden' sorusunun cevabı.

O neden sorusunun cevabı şu; Tunus'ta başlayan Arap Baharı'nın bölgede İran'ı cazibe ve güç merkezi olmaktan çıkarması. İran'ın yerini Türkiye'nin alması.

Arap Baharı'nın şu andaki durağı Suriye. Ve Suriye'de önümüzdeki günlerde nelerin olabileceğini bilmiyoruz. Ama seçenekler fazla değil;

 

  • Esat liderliğinde bir değişim,
  •  

  • Esat yönetimimin devrilmesi hedefiyle başlayacak bir iç çatışma,
  •  

  • Uluslararası yaptırım sonucu başlayacak müdahale.
  • Bu seçeneklerden şiddetin artmasına dünyanın evet demeyeceği artık açık. Rusya'nın bile Suriye'den bu açıdan desteğini çektiğinizi düşündüğünüzde; İran'ın PJAK ve Kandil hamlesi daha fazla anlam kazanıyor. Ortadoğu'daki dengeleri ve İran ile Suriye arasındaki ilişkiyi düşündüğünüz zaman Suriye'deki yaşanan süreç ve olası değişimin İran için anlamını görmek kolaylaşacaktır. Şu an Suriye'de yaşananların İran açısından anlamı 'yalnızlaştırma' politikasıdır.

    Suriye'de demokratik bir değişim ve bu değişimin bir aktörünün de Türkiye olması İran'ı kaçınılmaz olarak rahatsız etmektedir. İşte İran'ın PJAK ve Kandil'e başlattığı operasyona bu açıdan bakmakta fayda var. Burada İran'ın uzun süre önce başlattığı bir operasyonu sürdürdüğünü görmekteyiz. İran'ın bu operasyonla Suriye'deki olası gelişmelere karşı pozisyon aldığı açıkça ortaya çıkmaktadır. İran Kandil'e yönelmesinin ve Öcalan'a yakın bir ismin yakalandığı haberinin -ki bu bilinçi yapıldı- verilmesi PKK kozunu ve PKK'nın şiddet söylemini bizzat sahiplenen ve uygulayan kadroyu etkisi altına alarak Türkiye ve Batı'ya karşı kullanmama hedefinden başka birşey değildir.

    Bu açıdan PKK'ya yakın medyanın ifade ettiği gibi Türkiye'nin İran'la anlaşarak Kandil'e operasyonu söz konusu değil.

    Balıkçı lakabıyla bilinen İlhami Işık'ın dikkat çektiği bir ayrıntıyı da ifade edelim. PKK'nın İran'ın PJAK'a karşı başlattığı operasyon karşısında PJAK üyelerinin büyük bir kısmını İran sınırından Türkiye sınırına kaydırdı. Benim bu ayrıntıdan ve Karayılan yakalandı söylentisinin yayılmasından çıkardığım sonuç şu; İran, PKK'ya yakın medyanın ifade ettiği gibi Türkiye ile değil, PKK içinde şiddet yanlısı olan; İran ve Suriye'ye yakın liderle yani Cemil Bayık, Fehman Hüseyin, Duran Kalkan ile işbirliği yaptığı daha güçlü bir olasılık gibi geliyor.

    Belki erken bir tespit olarak şu notu düşelim; PKK artık daha fazla İran etkisine girebilir. Bunu ise büyük ölçüde Suriye'deki gelişmeler belirleyecek.

    Bu noktada Türkiye'nin tavrı önem kazanıyor. İster Karayılan yakalanmış olsun isterse yakalanmamış olsun; PKK'nın şiddeti arttırdığı ve eylemlerine hız verdiği ortamda Türkiye'nin yapması gereken demokrasiyi derinleştirmek ve demokratik açılıma hız vermektir. Artan şiddet karşısında güvenlik tedbirleri elbette artacaktır ama bu güvenlik için hak ve özgürlüklerin feda edilmemelidir.