• 13.09.2011 00:00
  • (2141)

Son yazıya 'Vicdanı olan samimi olur' başlığını vermiş ve şöyle bitirmiştik; "Konuşmak, PKK vesayetine karşı çıkmaktır. Vicdanı olan, şimdi konuşur. Vesayete karşı çıkmayanlar için artık söylenecek şey yok."

Bu çağrı, açık biçimde BDP milletvekillerine ve 12 Haziran seçiminde Blok'u destekleyen BDP dışındaki diğer 16 STK, parti ve kuruma yönelikti.

O yazının ve öncekilerin gizli bir muhatabı daha vardı; kendi egolarını Kürt sorunu üzerinden tatmin eden parası ve ilişkileri ile STK'cılık yapanlar. Bunların kim olduklarını artık biliyoruz.

Özetle bu yazılar, şu anda şiddeti operasyonel biçimde savaşa dönüştüren PKK'ya yakın duranların 'bu şiddet'e karşı çıkmasını, siyasete sahip çıkılmasını murad etti.

Bütün bu çağrılar ne kadar anlam ifade etti bilmiyorum ama, önceki gece Hakkari'nin Şemdinli İlçesi'nde meydana gelen saldırı, bu insanları siyasileri bir kez daha sınava tâbi tuttu. Bir samimiyet testi daha geldi önlerine.

Bakalım bu kez ne diyecekler?

Muahatapları kim olacak?

Gecenin 10'nunda hem Emniyet Müdürlüğü'ne hem de Jandarma Komutanlığı'na eş zamanlı saldırı, bu saldırıların ortasında kalan bir düğün ve hayatını kaybeden sivil vatandaşlar.

Bir süre önce görevlerinden arta kalan zamanlarını aileleri ile birlikte kendi arasında futbol oynayarak geçiren polislere ve onları izleyen ailelerine saldıranlar, Çukurca'da gerçekleştirdikleri kanlı saldırıyı üç noktadan kaydedip, önce montajlayıp sonra internete koyan, aynı anda hem polise hem askere saldıran ve çevredeki sivillerin ölümüne bile aldırmayan ruh haline sessiz kalmak, insanlığa ihanetten başka nedir ki? Ne kadar üzerlerine alınırlar o ayrı bir konu ama bu yazının muhatapları bir kez daha samimiyet testine tâbiler.

Bu noktadan sonra ölen sivillerin kimliğinin, ölenlerin sayısının bir önemi yok. Çünkü savaş bütün insani gerçekleri yok edip edip anlamsızlaştırıyor.

Peki bu saldırıları gerçekleştiren, kendi ifadeleri ile 'devrimci halk savaşı'nı başlatanlar ne istiyor?

Kürt kimliğine/Kürtlüğe statü mü?

Demokratik özerklik mi?

Demokratik özerkliğin ve statünün vazgeçilmezi saydıkları eğitimi, adaleti, güvenliği kendileri mi yerine getirmek istiyor?

Kendileri kim, farklı düşünen Kürtleri ne yapacaklar?

Yoksa bütün bunların kendinden mündemiç olduğu, ilk hedef olarak yola çıkıp sonra vazgeçtikleri ulus-devleti yeniden kurmak mı?

Eğer öyleyse neden Türkiye'de bunu hedefliyorlar?

Mesela Suriye böyle bir amaç için şu anda daha uygun değil mi, örgütün 1/3'ü Suriyeli iken?

Gerek PKK gerekse PKK içindeki Suriyeliler neden vatandaş bile olmadıkları Suriye'yi değil de Türkiye'yi hedef alıyorlar?

Gerçekten PKK, son büyük savaşla, silahla ve şiddet yolu Türkiye'den kopuşu gerçekleştirmek istiyorlarsa ve buna inanıyorlarsa 'yanılgı' içindeler.

Bu savaş, ancak kendi sonlarını hızlandırır, çünkü;

- Dünyanın büyük bir değişim içinde ve bu değişimin merkezlerinden birisi Ortadoğu. Bu değişimin yönü demokrasi iken PKK'nın şiddet ve otorite ile bu hedefi gerçekleştirebileceğine inanması ancak kendilerinin buna 'inandırılması' ile mümkün olabilir.

- İkinci ve önemli bir zorluk da bölgede yaşayan ve farklı düşünen Kürtler ile Fırat'ın batısında yaşayan Kürtlerin ne düşündükleri. Buradaki zorluk farklı düşünenlerin 'nasıl ikna' edileceğidir. Siyasete hayır diyen Bengi Yıldız, verdiği söyleşide "İkna edeceğiz" dedi ama nasıl yapacaklarını söyleyemedi.

Batı'da yaşayanlar için bölgeye dönmenin zorluğu ortada. Ama bölgede yaşayan ve farklı düşünen Kürtlerin ikna edilmesi önemli bir sorun olarak ortadadır. Üstelik seçim sonuçlarına bakıldığında bunun sayısal olarak da çoğunluk olduğu ortadadır. Bu kadar büyük çoğunluğu siyaseten ikna etmekten vazgeçmiş bir yapının elinde tek güç kalıyor; 'şiddet ve baskı'.

Elbette farklı düşünen Kürtler için de Kürt kimliği, kültürel ve siyasal haklar önemlidir ama bunların hiçbiri şiddeti onlar açısından meşru ve haklı tek yol olarak göstermez.

PKK'nın görmek istemediği kendi varlığının, bugüne kadar kendisine destek verenler açısından artık 'yük' olduğudur. Bugün, İran, Kuzey Irak, ABD için PKK'nın bölgedeki varlığı değişimi engelleyici bir faktör olduğudur. Bugün değişen bu dengede PKK'yı ancak Türkiye ile ilişkisi bozulan İsrail ile bölgede oluşan yeni dengede denklem dışında kalan Batı ülkeleri destekleyebilir. Ki yukarda 'inandırılmak' olarak andığım duruma yol açan bu ülkelerdir.

Kısaca bugün var olan şiddet sarmalının sebebi PKK'nın arttırdığı şidet ve savaş isteğidir. BDP'yi siyasete davet ederken hedefimiz, Kürt sorununun çözüm yolunda elde edilen kazanımların genişleyerek arttırılmasıdır. Bunun için BDP ve BDP'nin siyasete dönmesi önemlidir. BDP'nin ısrarla bu siyasete sırt çevirmesi parti olma nosyonunu her gün biraz daha kaybetmesidir.

Bu ortamda en büyük sorumluluk AK Parti'ye düşmektedir. Çünkü BDP'nin siyaseti reddettiği noktada AK Parti hem kendisi hem de BDP için siyaset yapmak durumdadır.

AK Parti 2009'da başlattığı demokratik açılıma hız vemelidir. Başta eğitim olmak üzere, TMK ve yeni anayasa süreci hızla başlatılmalıdır. Bunun için 1 Ekim'i beklemeye gerek yoktur.

Tekrar başa dönelim. Şemdinli saldırısı bir samimiyet testi daha koydu önümüze. Başkalarını 'sağcı' bulup eleştirmek kolay. Ama önemli olan kendini solcu görmek değil. Önce 'insan' olmak.